KASTAMONU Tıp Fakültesi’nin, alınan ani bir kararla hafta sonu Kastamonu Üniversitesi’ne devredilmesi için girişimler başladı. Hacettepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Murat Tuncer, geçtiğimiz hafta Kastamonu’ya gelerek bir dizi ziyaretlerde bulundu. İlk olarak Hacettepe Üniversitesi Kastamonu Tıp Fakültesi inşaat sahasını inceleyen Rektör Tuncer, daha sonra Kastamonu Ticaret ve Sanayi Odası’nda Sivil Toplum Kuruluşları ile şehrin önde gelen bürokrat ve siyasileriyle görüştü. Buradaki görüşmenin ardından Vali Erdoğan Bektaş’ı ziyaret eden Rektör Tuncer, ardından Kastamonu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Seyit Aydın’ı makamında ziyaret etti. Rektör Aydın ile yapılan görüşmenin ardından Hacettepe Üniversitesi bünyesinde yaklaşık 7 yıldır süren ve bir türlü tamamlanamayan Kastamonu Tıp Fakültesi’nin Kastamonu Üniversitesine devredilmesinin kararı alındı. Bu kararın ardından Rektör Seyit Aydın ile Hacettepe Üniversitesi Rektörü Murat Tuncer, bir restoranda sabah kahvaltısında tekrar bir araya geldi. Buradaki görüşmelerin ardından hazırlanan protokolle Hacettepe Üniversitesi bünyesinde bulunan Kastamonu Tıp Fakültesi, Kastamonu Üniversitesine devredilmesi için imzalar atıldı. Yapılan protokol sonrası Hacettepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Murat Tuncer, Kastamonu Tıp Fakültesi’nin daha önceden Kastamonu Üniversitesine devredilmesi gerektiğini belirterek, “Bu geç alınmış bir karar. Bundan sonrası Kastamonu için hayırlı olsun” dedi. Kastamonu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Seyit Aydın ise, Kastamonu Tıp Fakültesi’nin tamamlanmasını kendilerinin üstlendiğini ifade ederek, “Tıp Fakültesi tamamlandıktan sonra eğitim-öğretim Hacettepe Üniversitesi ile birlikte yürütülecek. Tamamen tam teşekküllü hazırladığı zaman Tıp Fakültesi inşallah bağımsız bir şekilde Kastamonu’da devam edecek. Bu konuda Sayın Rektörümüz Murat Tuncer’e teşekkür ediyoruz, hayırlı olmasını temenni ediyoruz” diye konuştu. Kastamonu Tıp Fakültesi’ne yatırımların ilgili bakanlıklar tarafından desteklenmesi gerektiğine işaret eden Rektör Aydın, “Tıp Fakültesi’nin devrinin alınmasından sonraki durumları kendimiz değerlendireceğiz. Bu süreç devam edecek. İnşallah amacımız kısa sürede Tıp Fakültesini tam olarak faaliyete geçirmektir” şeklinde konuştu. Öte yandan Hacettepe Üniversitesi senatosu Tıp Fakültesi’nin Kastamonu’ya devrilmesi yönünde karar alması sonrası devir işlemlerinin resmiyet kazanacağı belirtildi. “YANGINDAN MALIMIZI KURTARMALIYIZ” AK Parti Kastamonu Milletvekili Mustafa Gökhan Gülşen, çok borçlu olan Hacettepe Üniversitesinin içerisinde şu anda bir yangın olduğunu ve bu yangından da kendilerine ait olan Tıp Fakültesini kaçırmak zorunda olduklarını belirterek, “Çok borçlu olan Hacettepe Üniversitesi, kendisinden kaynaklı sıkıntılar yüzünden Kastamonu’yu ihmal ediyor. Tabiri caizse Hacettepe Üniversitesi’nde bir yangın var. Bu yüzden bizde, yangından malımızı kurtarmamız gerekiyor. Tıp Fakültesini, Kastamonu Üniversitesi bünyesine almalıyız. Ben böyle düşünüyorum. Rektörlerimiz, hafta sonu bir araya gelerek kendi aralarında bir toplantı yapmışlar ve bu konudaki kendi inisiyatiflerini kullanmışlar. Bunun böyle doğru olacağını ifade etmişler. Bunun nihai kararını ilk önce YÖK ortaya koyar, sonra Bakanlar Kurulu kararını verir. Yani bu siyasi bir karardır. Biz bu siyasi kararı Kastamonu’nun kamuoyuna tercihleri doğrultusunda vereceğiz. Ama benim kanaatim, Hacettepe yangınında bizim malımız kurtarmamız gerektiğini kendi gözümüzün önünde tıp fakültemizi korumamız gerektiğini, eğitim kısmını zaten Hacettepe kendisinin vereceğini söylemiş, sağlık kısmını Sağlık Bakanlığı, diğer idari kısmını da Kastamonu Üniversitesi karşılamasıdır. Doğru tercih budur. Ama bu süreci fazla geciktirmemiz lazım. Bizim biraz daha beklemeye tahammülümüz yok. Bunu ifade etmek istiyorum; Kastamonu artık ticaretle ilgili her şeyini tamamlıyor. Bu büyük, küçük bütün esnafımıza yansıyacaktır. Organize sanayimiz dolmak üzere, ek organize sanayimiz hayata geçiyor. Taşköprü organize sanayi de aşağı yukarı dolmak üzere. Kastamonu artık sanayi bölgesi konumundadır. İnşallah, İnebolu limanının bitmesiyle bir ihracat şehri olacak. Küre’de Harem’de yeni maden ocaklarının çıkmasının ve mermer madeninin biraz daha artmasıyla bir maden şehri, turizmle ilgili merkez belediyemizin lokomotifliğinde bir turizm şehri olma yoluna girdi. Türkiye’nin başına bir şey gelmediği müddetçe Kastamonu girdiği bu yoldan dönmeyecektir” KASTAMONU TIP FAKÜLTESİ’NİN TARİHÇESİ Kastamonu, Hacettepe markasını Kastamonu’ya getirmek için yaklaşık 7 yıldır bekliyor. Bu süre zarfından birçok fırsatı de geri çeviren Kastamonu, Tıp Fakültesinin ve bununla birlikte entegreli çalışacak olan hastanenin yapılmasını beklemeye başladı. Tıp Fakültenin Kastamonu’ya açılması gündeme gelmeden önce 2007 yılında açılması planlanan Bölge Hastanesi ise Hacettepe Üniversitesi’nin Kastamonu’ya gelmesi yönünde karar alınması üzerine geri çevrildi. Ancak 2014 yılına kadar Hacettepe Üniversitesi bünyesinde bulunan ve bu süre zarfından öğrenci ile öğretim görevlisinin dahi başladığı Kastamonu Tıp Fakültesinin inşaatı bir türlü hayata geçirilemedi. Diğer illerde sağlık alanında büyük gelişmeler kat edilirken Kastamonu’da ise Tıp Fakültesinin açılması beklendiği için sağlık alanında diğer illere göre geri kaldı. Bunun üzerine Kastamonu’nun bürokratları ve siyasileri, Hacettepe Üniversitesi’nin Tıp Fakültesi konusunda Kastamonu’yu 7 yıldır oyalaması üzerine harekete geçerek Kastamonu Üniversitesi bünyesine alınması için girişimlerde bulunuldu. Bunun sonucunda Tıp Fakültesi’nin Kastamonu Üniversitesi’ne devredilmesi için ilk olarak protokol imzalandı ve süreç başlamış oldu.


Tıp Fakültesi, Kastamonu Üniversitesine Devredildi
Gördük işittik söylüyoruz 25 mayıs 2026
Bayramlar bayram ola
Yarın arife Çarşamba Kurban Bayramı.
Bayramlar birlik-beraberlik ve dayanışma ruhunun sevgi ile yoğrularak vücut bulduğu özel günlerdir.
Şimdikiler de pek tat ve heyecan kalmasa bile bizim çocukluğumuzun bayramları bir başka idi.
Günler öncesinden saran alışveriş heyecanı, yastık alına konulan ayakkabı ve giyişiler, sonra kankalar ile kapı-kapı şeker ve harçlık toplama.
Nerede o bayramlar?
Nerede o bayramlarda bizleri gülümseme ile karşılayan gözler?
Nerede o bayramlardaki muhabbet, samimiyet ve gerçek yüzler?
Takvimlerde yine bayramlar var.
Bu hayat cenderesinde tatil günü.
Olsun var ya yine;
Merhum Ozan arif bayram şiirinde;
“Ya Rabbi tadına bütün milletin,
Varacağı bayramlara eriştir
Milletinin yarasını devletin,
Saracağı bayramlara eriştir
Devletin milletin verip el ele
Kimsenin kimseyi etmeden köle,
Zenginin fakirin gönül gönüle
Gireceği bayramlara eriştir.
Fukaranın rezil olduğu değil,
Hastanede rehin kaldığı değil,
Memurların zekat aldığı değil
Vereceği bayramlara eriştir.
Her mübarek bayram gelince böyle,
İşçi köylü mahzun olmasın öyle,
Cebinde harçlığı göğsünü şöyle
Gereceği bayramlara eriştir.”
Diyerek gönlündekini dile getiriyordu.
Yine kelimelerin sultanı gönül adamı, “Sarı saçları deli gönüle bağlatan”, “Lambada titreyen alevi üşüten” şair Abdurrahim Karakoç da ;
“Ana, bu bayram mı? . Aman çok ayıp
Çocukken gördüğüm bayramlar hani?
Mübarek elleri öpüp, koklayıp
Yüzüme sürdüğüm bayramlar hani?
Hani ya o özlem, hani ya o tad?
Ne dışım kaygusuz, ne içim rahat
Haftalar öncesi her gün, her saat
Babamdan sorduğum bayramlar hani?
Nur yağan geceler, gündüzler nerde?
Neşe paylaştığım öksüzler nerde?
Dost yollar, dost evler, dost yüzler nerde?
Huzura erdiğim bayramlar hani?
Kar çiçeğim solmuş kar yatağında
Can verir ırmağın dar yatağında
Arife gecesi yer yatağında
Üstüme serdiğim bayramlar hani?
Bayram demek takvimdeki yazı mı?
Bayram hasret, bayram ağrı, sızı mı?
Açıp yüreğimi, yumup gözümü
Özüne girdiğim bayramlar hani?
Bayram af günüdür, barış günüdür
Bayramlar rahmete giriş günüdür
Bayram, Hak menzile varış günüdür
Gönlümü verdiğim bayramlar hani?”
Diye yaşadığı bayramların akıbetini soruyordu.
Olsun yine bayramlar var.
Bayramlar bayram olsun.
Kutlu olsun, mübarek olsun.
İstenince oluyormuş demek ki
Yenice eski devlet hastanesi arası satışından sarfı nazar edildi.
Hazine ve Maliye Bakanlığı aralarında Yenice’nin de bulunduğu bazı hazine arsalarının satışına karar verdi ve satış tarihi ilan etti.
Yenice sivil toplum kuruluşları ve halkı bu karar üzerine itiraz sesler yükseltti.
Birlik içerisinde geçekleşen bu itirazlar duyuldu ve karar şimdilik geri çekildi.
Uğraş verenler sağ olsunlar.
Akıl hırsların önünde olduğu müddetçe yanlışlar düzeltilir.
İnat ve ısrar toplumla gerginlik yaratır.
Bu hadise istenirse olabiliyormuş demek ki?
8 Kasım birlikteliği geldi aklımıza nedense?
Bu ruhlar yaşamalı, yaşatılmalı.
Büyüklere masallar ve gerçekler
Terör örgütü ile “süreç ” tartışmaları Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 22 Ekim’de yaptığı açıklamada, Öcalan’ın Meclis’e gelerek, PKK’nin lağvedildiğini açıklamasını önermesiyle başladı.
Daha önce 2013-2015 tarihleri arasında denenmiş, iş hendek çatışmalarına kadar gitmişti.
2013-2015 tarihleri arasındaki süreci ihanet süreci diye adlandıran MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin şimdiki iştahını anlamak mümkün değil.
Türk Milletinin evlatlarına kuşun sıktırmış, bombalarla parçalatmış, pusular ile toprağa düşürtmüş, çoluk çocuk demeden katlettirmiş ve bu suçlarının karşılığında TCK hükümlerine göre vatana ihanetten ömür boyu hapis cezasına (İdam kaldırıldığı için) çarptırılmış bir müsvedde için milliyetçi bir partinin genel başkanının yaklaşımı terörü önlemeyi istemekten öte bir şeydir.
Bahçeli koltuğunda oturduğu MHP’nin banisi Alpaslan Türkeş’in ve partinin tabanını oluşturan ülkücülerin bu cani ve örgütü hakkındaki görüşlerini bilmiyor olamaz.
Öyle ise burada başka bir şey var diye kafa patlatırken, bu vatan hainleri gibi, 15 Temmuz hainlerinin şehit ettirdiği Muhsin Başkan ve yaşadığı bir hadise geldi aklımıza.
“Büyük Birlik Partisi (BBP) merhum lideri Muhsin Yazıcıoğlu‘nun kendisinden yardım isteyen bir vatandaş için Ahmet Türk‘e verdiği ayar hala hafızalardaki yerini koruyor.
İşte tüyleri diken diken eden o olay
Tunceli‘de terör örgütü PKK tarafından kaçırılan gencin babasına, “oğlunu bulursa Muhsin Başkan bulur” telkini verilir. Büyük Birlik Partisi Genel Merkezi’ne gelen acılı baba Muhsin Yazıcıoğlu’na oğlunun “terör örgütü tarafından kaçırıldığını” söyleyip yardım ister. Yazıcıoğlu babaya oğlunun bulunacağına dair söz verir.
“Kameraları kapatın”
Yazıcıoğlu görüşmenin ardından Meclis’te koruma amirlerine 5 dakika kameraları kapatın talimatı verir ve o zamanki adıyla HADEP’in Meclis odasının kapısında korumalarının yanında Ahmet Türk’e elinde kaçırılan gencin ismi yazılı notu uzatır ve Türk’e, “Bir kaç saat içinde bu genç teslim edilmez ise Ahmet Bey seni alırım” ifadelerini kullanır.
Olayın üzerinden bir saat geçmeden Muhsin Yazıcıoğlu, Meclis lokantasında yemek yediği esnada Tunceli valisinden telefon gelir. Vali, “Başkan genci teslim ettiler” der.
Ona bak bir de buna.
Birisi masal diğeri gerçek.
Bilmek, yine bilmek
AKP Genel Sekreter Yardımcısı ve Karabük Milletvekili Cem Şahin,
“Parti içerisinde “eski” kavramının olmadığını, milletvekilinden il başkanına, ilçe başkanından belediye başkanına, mahalle başkanına kadar görev yapmış herkesin aynı davanın mensubu olduğunu, parti’nin büyük bir aile olduğunu, davada ayrılık değil birlik, kırgınlık değil, kardeşlik bulunduğunu, görevlerin değişebileceğini ama dava bilinci ve vefa duygusu değişmeyeceğini parti’de sadece bayrak yarışı olabileceğini.” Söylemiş.
İlk bakışta parti içerisine yönelik toplumcu bir mesaj.
Cem Şahin’in gönlünden belki böyle geçiyor ve böle olmasını istiyor.
Bilmemesi mümkün değil.
Bilmiyor, kendisine söylenmedi ise siyaset yapması zor.
Şahin bu sözleri söylerken salonda oturanların birçoğu “Ben varken neden o?” diyerek partilerini ve arkadaşlarını satmış adamlar.
İtiraz edebilirlerse isim-isim sayarız.
Cem Şahin genç ve gelecek vaat eden, alışılagelmiş siyasetçi profilinden uzak, dinleyen, ilgilenen bir siyasetçi.
Genel Sekreter Yardımcısı olarak bunları söylemesi normal.
Ama biliyordur mutlaka kim, kim?
Babasına yalakalık yapıp, kendi arkasından da dönme dolaba binenleri bilmemesi mümkün mü canım?
Afet deyi geçmemek lazım
Metrekareye bilmem ne kadar yağış düştü ondan oldu.
Bilmem kaç yılda bir olur.
Doğrudur.
Yağması da, yağmamasıda mesele.
Güzel güzel bulvarlarımız oldu afilli mi afilli.
Altyapı düşünüldü mü?
Bilmiyoruz.
Eskilerinden tutun yenilerine kadar çoğu yer patladı.
Demek ki sadece makyaj yetmiyormuş.
En kötü senaryoya hazırlıklı olmak gerekiyormuş.
Karayolları bulvarları, belediye kendi yollarını gözden geçirmeli alt yapı noktasında.
Allah’tan can kaybı yok.
Sadece yarım saatlik yağış.
Afet bu kırk yılda bir oluyor deyip geçmemek lazım.
Tedbir alıp takdire bırakmak gerekir.
Öyle değil mi?


