Kastamonu’nun Tosya ilçesinde 10 bin dekar alanda yetiştirilen coğrafik işaretli çeltiğin hasadına başlandı.
Türkiye’nin birinci çeltik fabrikasının kurulduğu Kastamonu’nun Tosya ilçesinde hasat devri başladı. İlçesin iktisat lokomotifi olan coğrafik işaret tescilli “sarıkılçık” cinsi pirinç ön plana çıkarken, osmancık, efe ve yatkın çeşitleri de yetiştiriliyor. Çiftçiler tarafından biçerdöverlerle hasat edilen çeltik, güneş altında kurutuluyor. Daha sonra fabrikalarda işlenerek yurdun dört bir yanına gönderiliyor. İlçede, sarıkılçık cinsi pirincin kilogramı ise 220 TL’den satılıyor.
Tosya ilçesi Ortalıca köyünde çeltik yetiştiriciliği yapan Muhtar Salih Uysal, “Çeltik, keşandı, gübreydi, ilaçtı derken hasat vaktine geldik. Hasat vaktinde da bizim köyümüz, üstümüzdeki başka köylere göre daha uygunuz. Zira buradaki karasular bizi biraz besledi. Fakat sudan çok darlandık. Biz de yeri geldi, sırayla suladık, bir tarafını kestik bir tarafına suyu verdik. Tıpkı vakitte çeltik fiyatlarının biraz güya yüksek üzere görüyorlar fakat hiç de yüksek değil. Gübresini atıyoruz, keşanını yapıyoruz, bunun yanında yapılan işçiliğe ve başka masraflara bakarak fiyatının uygun olduğunu düşünüyoruz. Çeltik, bu yıl başka mahsullere göre çok düşük. Yeniden de şükür etmek lazım. Allah bin rahmet versin” dedi.
Ürün hasadına başladıklarını söyleyen Uysal, “Artık hasadın yani çeltiğin serüveninin son günlerindeyiz. Bu yıl inşallah dönümde 800-900 kiloya kadar randıman olur ancak bu sulamasının hoş olmasına, ilaçlaması hoş olmasına bağlı” diye konuştu.
Uysal, köylerinde 50 civarında ailenin geçimini çeltikle sağladığını kaydetti.


Tescilli Tosya pirincinin hasadı başladı
BARÜ’de Filistin’in dünü, bugünü ve yarını anlatıldı
Bartın Üniversitesinde (BARÜ) Filistin’in geçmişten günümüze tarihi süreci anlatılırken bölgede yaşanan insanlık dramına dikkat çekildi.
Bartın Üniversitesi (BARÜ) Filistin’de yaşanan insanlık dramına dikkat çekmek ve toplumsal farkındalığı artırmak hedefiyle çalışmalarını sürdürüyor. Bu doğrultuda Kariyer Planlama Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından “Ölümcül ve Ölümsüz Kimliklerin Coğrafyası: Filistin’in Dünü, Bugünü ve Yarını” başlıklı bir program düzenlendi. Filistin meselesinin farklı boyutlarıyla ele alındığı etkinlikte konuşmacı olarak İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Tarih Bölümünden Prof. Dr. Hasan Hüseyin Güneş yer aldı.
Rektör Akkaya, boykota devam edilmesinin önemini vurguladı
Programın açılışında konuşan BARÜ Rektörü Prof. Dr. Ahmet Akkaya, “Bugün burada ölümcül ve ölümsüz kimliklerin coğrafyasını konuşacağız. Aklımıza burada şair Mehmet Akif İnan geliyor. ‘Mescid-i Aksayı gördüm düşümde. Bir çocuk gibiydi ve ağlıyordu.’ Bu dizelerde ifade edilen Mescid-i Aksa’da 2,5 yıldır insanlığa sığmayan bir zulüm yaşatılıyor. Bu noktada bizler ne kadar somut adım atarsak o kadar kıymetlidir. Lütfen, her daim boykota devam edelim. Çocuklar öldü, kadınlar öldü, aileler dağıldı. Yaşanan acılarını unutmayalım, boykotu uygulayalım.” ifadelerini kullandı.
Filistin meselesini toplumsal hafıza, insan onuru, hukuk ve vicdan çerçevesinde değerlendiren Prof. Dr. Hasan Hüseyin Güneş, Filistin’de bir halkın kendi vatanında nasıl görünmez kılınmaya çalışıldığını ve buna rağmen kimliğini, hafızasını ve yaşama iradesini nasıl koruduğunu anlattı.
“Filistin’de kimlik, hafıza ve insanlık mücadelesi yaşanıyor”
Konuşmasında “ölümcül kimlik” ve “ölümsüz kimlik” kavramlarını değerlendiren Prof. Dr. Güneş, “Ölümcül kimlik, bir halkı insan olarak değil; tehdit, güvenlik sorunu ya da ortadan kaldırılması gereken bir engel olarak görmeye dayanıyor. Buna karşılık ölümsüz kimlik ise yıkılan evlere rağmen saklanan anahtarlarda, boşaltılan köylere rağmen yaşatılan hatıralarda, kaybedilen çocukların isimlerinde ve bir halkın sesini dünyaya duyurma kararlılığında varlığını sürdürüyor.” dedi.
Programda Gazze’de yaşanan insani dram detaylarıyla anlatıldı. Bombardımanlar, zorunlu göç, açlık, susuzluk, yıkılan hastaneler, okullar, ibadethaneler ve evlerin yalnızca savaşın bir sonucu olarak görülemeyeceği ifade edildi. Bir okulun yıkılmasının çocukların geleceğini, bir hastanenin vurulmasının yaralıların yaşama hakkını, bir evin yok edilmesinin ise aile hafızasını ve güven duygusunu ortadan kaldırdığı da vurgulandı.
İlgiyle takip edilen program, Filistin meselesinin insanlığın adalet, hukuk ve vicdan sınavı olduğuna dikkat çekilmesi ve bu konuda farkındalığı artırmaya yönelik çalışmaların sürdürülmesi gerektiği mesajıyla sona erdi.

