TARİH SİZİ UTANÇ SAYFALARINDA BÜYÜK HARFLERLE YAZACAK !

Türkiye siyasetinde dün ağır eleştiriler yöneltenlerin bugün aynı iktidarla yan yana durması, ilke ve menfaat tartışmalarını alevlendiriyor. Siyasi hafıza unutmaz.

TARİH SİZİ UTANÇ SAYFALARINDA BÜYÜK HARFLERLE YAZACAK !
Reklam verBu alanda reklamınızı yayınlayın
Haberi dinle
0:00/~7 dk

Bir zamanlar söylediklerinizi hatırlıyor musunuz?

Bugün aynı fotoğraf karesinde yan yana durduğunuz insanlara dün neler söylediğinizi…

Dün yerden yere vurduğunuz siyasetin bugün hangi sıralarında oturduğunuzu…

Dün ağır biçimde eleştirdiğiniz iktidarın bugün hangi kapısından içeri girdiğinizi…

Siyaset gerçekten böyle bir şey mi?

Dün “yanlış” dediğine bugün “doğru” demek mi?

Dün “asla” dediğine bugün “neden olmasın” diyebilmek mi?

Yoksa siyaset, bazıları için ilkelerin değil, şartların ve makamların değiştiği bir alan mı?

İşte asıl mesele burada başlıyor.

Çünkü Türkiye siyasetinde son yıllarda öyle manzaralar görüyoruz ki insan ister istemez geçmişin gazete arşivlerine, televizyon programlarına, Meclis tutanaklarına ve sosyal medya paylaşımlarına dönüp bakmak zorunda kalıyor.

Çünkü dün başka konuşanların bugün başka konuştuğunu görüyoruz.

Dün bir siyasi hareketin karşısında en sert sözleri söyleyenlerin, bugün o hareketin saflarında siyaset yaptığını görüyoruz.

Dün eleştirdikleri liderin politikalarını bugün savunanları görüyoruz.

Dün “tek adam” diye eleştirdikleri anlayışın yanında bugün siyaset yapanları görüyoruz.

Dün iktidarı ağır biçimde eleştirirken bugün aynı iktidarın rozetiyle fotoğraf verenleri görüyoruz.

Peki dün söyledikleriniz ne olacak?

Onlar çöpe mi gitti?

Hafızamız mı silindi?

Arşivler mi kapandı?

Hayır!

Siyasetin en büyük problemi belki de tam burada:

Siyaset değişebilir ama hafıza değişmez.

Bir zamanlar kürsülerden “tek adam” eleştirileri yükseltenler vardı.

Bugün aynı siyasi çatının altında siyaset yapıyorlar.

Bir zamanlar iktidarın politikalarını sert biçimde eleştirenler vardı.

Bugün aynı iktidarın yanında saf tutuyorlar.

Bir zamanlar “asla” dedikleri siyasi yapının kapısından bugün giriyorlar.

Üstelik bunu yaparken geçmişte söyledikleri sözleri çoğu zaman hatırlamak istemiyorlar.

Oysa millet hatırlıyor.

Gazeteler hatırlıyor.

Televizyon kayıtları hatırlıyor.

Meclis tutanakları hatırlıyor.

Ve internet hiç unutmuyor.

Bugün isim vermeyeceğim.

Çünkü isimlere gerek yok.

Kimlerden söz ettiğimi bilen biliyor.

Bir zamanlar iktidara “tek adam” suçlaması yöneltenleri…

Bir zamanlar Erdoğan yönetimini demokrasi, hukuk ve özgürlükler üzerinden ağır biçimde eleştirenleri…

Bir zamanlar iktidarın politikalarını yerden yere vuranları…

Bir zamanlar muhalefet saflarında iktidara karşı en sert sözleri söyleyenleri…

Bugün aynı siyasi çatı altında görünce insanın aklına ister istemez şu soru geliyor:

Değişen siyaset mi, yoksa siyasi menfaat mi?

Elbette insan fikir değiştirebilir.

Hatta değiştirmelidir.

Yanlışını fark eden insanın düşüncesini değiştirmesi erdemdir.

Siyasetçinin dün söylediğini bugün değiştirmesi de tek başına suç değildir.

Ama bunun bir şartı vardır:

Dün neden öyle söylediğini, bugün neden böyle düşündüğünü topluma anlatabilmek.

“Ben yanılmışım” diyebilmek.

“Dün yanlış düşünüyordum, bugün farklı düşünüyorum” diyebilmek.

“Şartlar değişti, ben de düşüncemi değiştirdim” diyebilmek.

İşte o zaman buna fikir değişikliği denir.

Ama hiçbir açıklama yapmadan dünün en ağır muhalifinden bugünün en sadık savunucusuna dönüşmek…

İşte bunun adı siyaseten ciddi bir soru işaretidir.

Daha da ilginci ne biliyor musunuz?

Bazen insanın dün söylediği söz, bugün kendisine sorulduğunda verdiği cevaptan daha samimi geliyor.

Çünkü dün makam yoktu.

Dün koltuk yoktu.

Dün beklenti yoktu.

Dün gelecek hesabı yoktu.

Dün sadece söylediği söz vardı.

Bugün ise yanında makam, rozet, mevki ve siyasi gelecek ihtimali var.

İşte insanın karakteri bazen tam da böyle zamanlarda sınanıyor.

Ben daha önce “Siyasetin Kalemleri” dedim.

“Siyasetin Yüzkaraları” dedim.

“Menfaat Siyasetçileri” dedim.

Bu başlıkların ortak bir nedeni vardı:

Siyaseti bir ilke ve fikir mücadelesi olmaktan çıkarıp kişisel hesapların aracı haline getiren anlayışa itiraz etmek.

Çünkü siyaset, insanın kendisine bir makam bulma sanatı değildir.

Siyaset, millete bir söz verme işidir.

Ve verilen sözün bedeli bazen makamını kaybetmektir.

Bazen koltuğunu kaybetmektir.

Bazen arkadaşlarını kaybetmektir.

Bazen yalnız kalmaktır.

Ama insanın dün söylediğini bugün inkâr etmemesi gerekir.

Şimdi sormak istiyorum:

Dün iktidara karşı en sert cümleleri kuranlar…

Bugün iktidarın yanında siyaset yaparken hiç mi utanmıyor?

Dün eleştirdikleri politikaları bugün savunurken hiç mi geçmişlerini hatırlamıyor?

Dün karşı çıktıkları isimlerle bugün aynı kareye girerken hiç mi kendi söyledikleri sözler kulaklarında çınlamıyor?

Belki de asıl soru bu değil.

Asıl soru şu:

Siyasetçinin dününü unutan toplum, yarın kime güvenecek?

Elbette siyasi geçişler demokrasinin bir parçasıdır.

Bir siyasetçi partisinden ayrılabilir.

Başka bir partiye geçebilir.

Fikrini değiştirebilir.

Yeni bir siyasi yol seçebilir.

Bunların tamamı demokratik siyasetin içinde vardır.

Ama bir şey daha vardır:

Siyasi hafıza.

Ve siyasi hafıza, dün söylenen sözlerle bugün yapılanların arasındaki mesafeyi ölçer.

İşte o mesafe açıldıkça güven azalır.

Çünkü seçmen sadece bugünkü söze değil, yarın o sözün arkasında durulup durulmayacağına da bakar.

Bugün bazı siyasetçilerin geçmişte söyledikleri sözleri tek tek yazsam, bu yazının sonu gelmez.

Birinin dün söylediği başka.

Ötekinin dün söylediği başka.

Bir başkasının daha dün söylediği bambaşka.

Ama bugün hepsinin bulunduğu yer aynı.

İşte bu yüzden isim vermiyorum.

Çünkü mesele kişiler değil, zihniyet.

Mesele bir kişinin hangi partiye geçtiği de değil.

Mesele, siyasi hayatımızda “dün söylediğim bugün beni bağlamaz” anlayışının giderek normalleşmesi.

Bu anlayış normalleşirse siyasette hiçbir sözün değeri kalmaz.

Bugün “asla” diyen, yarın “neden olmasın” der.

Bugün “karşıyım” diyen, yarın “yanındayım” der.

Bugün “asla aynı safta olmayacağım” diyen, yarın aynı fotoğraf karesinde yer alır.

Ve bütün bunların adı da “siyaset” olur.

Hayır!

Siyaset bu olmamalı.

Siyaset, dün söylediğini bugün inkâr etmek değil;

dün söylediğinin hesabını bugün verebilmektir.

Siyaset, makam değişince fikir değiştirmek değil;

makamını kaybetme pahasına fikrinin arkasında durabilmektir.

Siyaset, güçlü olanın yanında saf tutmak değil;

doğru olduğuna inandığın yerde durabilmektir.

Çünkü koltuk geçicidir.

Makam geçicidir.

Rozet geçicidir.

Partiler bile değişebilir.

Ama insanın geride bıraktığı sözler kalır.

Bugün aynı safta duranlara geçmişte söyledikleri ağır sözleri hatırlatmak düşmanlık değildir.

Tam tersine, siyasete yapılabilecek en büyük iyiliklerden biridir.

Çünkü demokrasi sadece sandıktan ibaret değildir.

Demokrasi biraz da hesap verebilirlik, tutarlılık ve siyasi hafıza demektir.

Bugün dünün en sert muhalifi olup yarının en ateşli savunucusu olabilirsiniz.

Buna kimse hukuken engel olamaz.

Ama milletin de size şu soruyu sormaya hakkı vardır:

“Dün söylediğin sözler mi yanlıştı, bugün söylediklerin mi?”

İşte o sorunun cevabı verilmeden hiçbir siyasi dönüşüm gerçekten açıklanmış sayılmaz.

Çünkü siyaset değişebilir…

Saflar değişebilir…

Partiler değişebilir…

Ama bir siyasetçinin geçmişte söylediği sözler,

onun siyasi karnesidir.

Ve bazı karneler, ne kadar üzeri çizilirse çizilsin,

okunmaya devam eder.

İlyas Erbay

Reklam verBu alanda reklamınızı yayınlayın
Yorumlar
Paylaş

İlgili Haberler

Yorumlar

Yorumlar editör onayından sonra yayımlanır. Kaba ve kişisel saldırı içeren yorumlar yayımlanmaz.

Henüz yorum yok.

İlk yorumu sen yaz, tartışmayı başlat.

ReklamSol Reklam
ReklamSağ Reklam