Karabük Belediye Başkanı Rafet Vergili’nin üzerinde hassasiyetle durduğu “Her Mahalleye Bir Sosyal Yaşam Merkezi” projesi çerçevesinde, mahallelere yapılan Sosyal Yaşam Merkezi’nden mahalle sakinleri oldukça memnun.
Sosyal Yaşam Merkezinde eğitim gören kursiyerler, Karabük Belediye Başkanı Rafet Vergili’ye her mahalleye bir Sosyal Yaşam Merkezi binası kazandırdıkları için teşekkür ettiler.
Kursiyerler; “Başkanımız Rafet Bey, her mahalleye bir Sosyal Yaşam Merkezi açılmasını sağlayarak biz ev hanımlarına destek sağladı. Ücretsiz olarak açılan bu kurstan yararlanıyoruz. Kursiyer arkadaşlarımızla burada bir aile ortamı içindeyiz. Sosyal Yaşam Merkezi olmadan önce evde boş oturuyorduk. Merkezlerde açılan kurslar sayesinde tel kırma, dikiş nakış, kuran okumayı, ayrıca yemek yapmayı öğrenme imkânımız oldu. Belediyemizin bu tarz kurslar açması nedeniyle Belediye Başkanımız Rafet Vergili’ye ve destek veren Halk Eğitim Müdürlüğü ile Müftülüğümüze teşekkür ediyoruz” dediler.
Bayanların mesleki anlamda beceri kazanarak sosyalleştiği kurslarının aile içindeki mutluluğa ve huzura kapı açtığını söyleyen Karabük Belediye Başkanı Rafet Vergili; “Belediye olarak 19 Sosyal Yaşam Merkezimizde 2444 kursiyer eğitim aldı. Bayanların aktif bir şekilde yaşam içerisinde rol almasını sağlayan ve aile içersinde huzurun tesisi ile birlikte mesleki yetenek kazandırılan kursların sayısını daha da arttırmak için çalışmalar yapıyoruz. Ev hanımları bir şeyler üreterek eve kendi ekmeğini götürmek için çaba sarf ediyor. Halk Eğitim Merkezimiz ve Belediyemiz işbirliği ile ev hanımlarına, öğrencilere ve meslek öğrenmek isteyen herkese yönelik hazırlanan kurslarımızda insanlarımıza mesleki vasıf kazandırıyor, onları üretebilir hale getiriyoruz. Mesleki anlamda yeterlilik kazanarak üretebilir konum kazanan bayanlarımız el emeklerini kazanca dönüştürmeleri konusunda da katkı sağlıyoruz. Mesleki ve el sanatları kurs sayılarında artış sağlayarak, daha kaliteli verimli kursların düzenlenmesi ve hayata geçirilmesi konusunda her türlü desteği vermekteyiz” dedi.
.


SYM’ler Meslek Kazandırıyor
ÜLKEYİ FELAKETE SÜRÜKLEYEN BÜYÜK İHANET!
Aydın’ın Kuşadası ilçesinde, pazarda, dün, yaşlı bir üretici ile sohbet ettim. Davutlar yoluna cepheli 8 dönüm arazisinde; şeftali, mandalina, portakal ve limon üretiyor. Binbir zahmetle ürettiği meyveleri pazarda satarak geçimini sağlıyor.
“Yakın bir gelecekte, sebzeyi ve meyveyi para ile de alamayacağız. Bizden sonrakiler nasıl beslenecekler merak ediyorum” dedi. “Neden?” dedim. Örnekler vererek uzun uzun anlattı. Arkadaşları, komşuları; sebze ve meyve tarımı yaptıkları arazilerini villa karşılığı inşaat şirketlerine satmışlar. Aldıkları villaları satarak yada kiralayarak tarımdan kazandıklarından kat kat fazla gelir elde ediyorlarmış. Buna direnen bir kaç kişi kalmışlar. Arazisine müteahhitler 16 villa teklif etmişler. Bu yüzden çocuklarıyla arası açılmış. “Ben öleyim, bir gün beklemez satarlar bahçeleri” diyor. Arkadaşına bir kaç yıl önce, 10 dönüm arazisine karşılık 20 villa vermişler. “Zengin olunca ne oldum delisi oldu. Elindeki varlık bitmeyecek zannetti, har vurup harman savurdu. Şimdi elinde 2 villası kaldı. Yakındır onlarıda satması” dedi. Toprak geleceğimizdir, candır, hayattır hiç satılır mı? diye de ekledi.
Çok değil, 15-20 yıl önce Kuşadasından Güzelçamlı ya kadar yolun iki tarafı uçsuz bucaksız meyve ve sebze bahçeleri ile kapliydı. Şimdi gidin bakın, beton tarlaları göreceksiniz.
Davutlar ve Güzelçamlı bölgesinde, özellikle ana yol kenarlarındaki tarım arazilerinin yapılaşmaya açılması, bölgedeki ekolojik denge ve tarımsal üretim için ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Son gelişmeler, bu alanların geri dönülmez bir şekilde betonlaştığı yönündeki endişeleri haklı çıkarmaktadır.
Tarım arazilerinin inşaata açılması, sadece “yeşil alan kaybı” değil, bir ülkenin geleceğini tehdit eden çok boyutlu bir krizdir. Bu durumun yol açtığı başlıca büyük tehlikeler şunlardır:
1. Gıda Güvenliğinin Yok Olması; en temel tehlike, beslenme kaynağımızın kurumasıdır. Birinci sınıf tarım arazilerinin betonlaşması, tarımsal üretimi düşürür. Bu da gıda arzında azalmaya, dışa bağımlılığın artmasına ve mutfak enflasyonunun kontrol edilemez hale gelmesine neden olur.
2. Geri Dönüşü İmkansız Toprak Kaybı; 1 santimetre kalınlığında verimli toprağın oluşması için doğada yaklaşık 100 ila 1000 yıl gerekir. Üzerine beton dökülen toprak “ölü toprak” haline gelir. İnşaat yapıldıktan sonra o arazinin tekrar tarıma kazandırılması binlerce yıl sürer; yani bu kayıp kalıcıdır.
3. Yeraltı Su Kaynaklarının Kuruması; tarım arazileri, yağmur sularını emerek yeraltı su depolarını (akiferleri) besleyen doğal süngerlerdir. Betonlaşma bu emilimi engeller; su yer altına sızamaz, yüzey akışına geçer ve sele dönüşür. Bu da hem su kıtlığına hem de afetlere davetiye çıkarır.
4. Ekosistemin ve Biyoçeşitliliğin Bozulması; tarım alanları birçok canlı türüne ev sahipliği yapar. Betonlaşma; tozlaşmayı sağlayan arılardan faydalı mikroorganizmalara kadar tüm ekosistemi yok eder. Bu dengenin bozulması, tarımsal zararlıların artmasına ve doğal döngünün kopmasına neden olur.
5. Mikroklima Değişikliği ve Isı Adaları; beton ve asfalt ısıyı hapseder. Geniş tarım arazilerinin yerini binaların alması, o bölgenin yerel iklimini (mikroklima) değiştirerek sıcaklığı artırır. Bu durum hem enerji tüketimini artırır hem de kalan tarım alanlarındaki verimliliği düşürür.
6. Ekonomik Kırılganlık; kendi kendine yetemeyen bir ekonomi, küresel gıda fiyatlarındaki dalgalanmalara karşı savunmasız kalır. Çiftçinin topraktan kopup kente göç etmesi, işsizlik ve çarpık kentleşme gibi sosyal sorunları da beraberinde getirir.Özetle: Tarım arazisine yapılan her bina, gelecek nesillerin ekmeğinden ve suyundan çalınan bir bedeldir.
Yaşam kaynaklarımızı yok ediyoruz, can damarlarımızı kesiyoruz. Dünyanın en cahil toplumlarında bile böylesi bir ihanet göremezsiniz.
İlyas Erbay


