Soba faciasında ölen yaşlı adam son yolculuğuna uğurlandı
Karabük’te sobadan sızan karbonmonoksit gazından ölen 62 yaşındaki Zekeriya Efe, memleketi Bartın’da dualarla son yolculuğuna uğurlandı
Karabük’ün Atatürk Mahallesi Süvari Sokak’taki evinde hareketsiz halde bulunan Zekeriya (62) ile eşi Zeynep Efe, ihbar üzerine olay yerine sevk edilen sağlık ekipleri tarafından hastaneye kaldırılmıştı. Hastanede yaşam mücadelesini kaybeden Zekeriya Efe’nin cenazesi, Bartın’ın Ulus ilçesi Ağa Köyü’nde son yolculuğuna uğurlandı. Ulus S.S. Ulus Nakliyeciler Kooperatifi Eski Başkanı Zekeriya Efe, Ağaköyü Merkez Mahallesi Camii’nde kılınan öğle namazının ardından dualarla köy mezarlığına defnedildi.
Karbonmomoksit zehirlenmesi şüphesi ile tedavi altına alınan Zekeriya Efe’nin eşi Zeynep Efe’nin ise kaldırıldığı Karabük Araştırma Hastanesi’nde tedavisinin sürdüğü ve sağlık durumun ciddiyetini koruduğu öğrenildi.
Ramazan ve İnsan Psikolojisi. İçsel Dengeye Açılan Bir Kapı
Ramazan ayı, yalnızca fiziksel bir açlık deneyimi değil, aynı zamanda zihinsel, duygusal ve ruhsal bir yeniden yapılanma sürecidir. Günlük alışkanlıkların değişmesi, yeme-içme düzeninin sınırlanması ve ibadetlerin artması bireyin kendisiyle kurduğu ilişkiyi derinleştirir. Bu yönüyle Ramazan, psikolojik anlamda bir “yavaşlama ve farkındalık” dönemidir.
Modern yaşamın hızlı temposu içinde çoğu zaman duygularımızı bastırır, ihtiyaçlarımızı erteler ve içsel sesimizi duymakta zorlanırız. Oysa oruç, bu otomatik akışı kesintiye uğratır. Açlık ve susuzluk, bedeni olduğu kadar zihni de daha hassas hale getirir. Kişi, gün içinde daha fazla iç gözlem yapar sabrını, öfkesini ve dürtülerini fark etmeye başlar. Bu durum, psikolojide “duygusal farkındalık” olarak tanımlanır ve ruhsal iyilik halinin temel taşlarından biridir.
Ramazan’ın bir diğer önemli psikolojik katkısı, özdenetim becerisini güçlendirmesidir. Gün boyu temel ihtiyaçları erteleyebilmek, beynin dürtü kontrolünden sorumlu alanlarını aktive eder. Bu da sadece yeme davranışında değil öfke kontrolü, sabır ve stres yönetimi gibi alanlarda da olumlu etkiler yaratır. Kısacası oruç, bireyin “kendini yönetebilme” kapasitesini artırır.
Aynı zamanda bu ay, sosyal bağların güçlendiği özel bir dönemdir. İftar sofraları, paylaşımlar ve yardımlaşma davranışları kişide aidiyet duygusunu artırır. Psikolojik olarak “ait hissetmek”, insanın en temel ihtiyaçlarından biridir. Birlikte yemek yemek, aynı ritüeli paylaşmak ve empati kurmak yalnızlık hissini azaltır ve duygusal dayanıklılığı artırır.
Ancak Ramazan süreci herkes için aynı şekilde deneyimlenmeyebilir. Özellikle uyku düzenindeki değişiklikler, kan şekeri dalgalanmaları ve günlük rutinin bozulması bazı bireylerde sinirlilik, yorgunluk ve dikkat dağınıklığına yol açabilir. Bu noktada önemli olan, kişinin kendine karşı şefkatli olması ve bedeninin sınırlarını gözlemlemesidir. Ramazan, bir “mükemmel olma” yarışı değil “dengeyi bulma” sürecidir.
Psikolojik açıdan bakıldığında Ramazan, aslında bir tür içsel terapi alanı sunar. Kişi bu süreçte kendine şu soruları sorabilir:
Gerçekten neye ihtiyacım var?
Neleri alışkanlık olduğu için yapıyorum?
Duygularımı nasıl düzenliyorum?
Bu sorulara verilen samimi cevaplar, bireyin kendini daha iyi tanımasına ve yaşamında kalıcı değişimler yapmasına yardımcı olabilir.
Sonuç olarak Ramazan ayı, yalnızca bedeni değil; zihni ve ruhu da besleyen çok katmanlı bir deneyimdir. Doğru farkındalıkla yaşandığında, bu ay; bireyin kendine yaklaşmasını, duygularını anlamasını ve hayatına daha dengeli bir perspektiften bakmasını sağlar.
Belki de Ramazan’ın en derin mesajı şudur:
İnsan, yavaşladığında kendini duyar; kendini duyduğunda ise dönüşür.