USD49,37+%0,13EUR55,28+%0,39ALTIN6.643,48+%0,46
Köşe YazısıKöşe Yazıları

SİYASET KİŞİSEL ÇIKAR ARACI OLMUŞSA !

Türkiye'de yaşanan fon skandalları ve siyasi kaypaklıklar üzerinden ahlak, adalet ve güvenin önemi ele alınıyor; siyasetin çıkar aracı olmaması gerektiği vurgulanıyor.

SİYASET KİŞİSEL ÇIKAR ARACI OLMUŞSA !
Haberi dinle
0:00/~3 dk

Bir toplumun çöküşü ekonomide değil, vicdanlarda başlar. Ahlakın kaybolduğu yerde güven biter, güvenin bittiği yerde ise çürüme başlar!

Bugün Türkiye'de yaşananlara bakın…

Milyonlarca insan geçim derdiyle boğuşurken, birikimlerini kaybeden insanların gündeme taşıdığı fon skandalları tartışılıyor. Siyasette dün söylediklerini bugün inkâr edenler, ilkelerini bir kenara bırakıp çıkar hesaplarıyla saf değiştirenler kamuoyunun güvenini sarsıyor.

Elbette her iddia kesinleşmiş bir suç değildir. Ancak bütün bu tartışmaların ortasında sorulması gereken temel bir soru var:

Biz ne zaman para ve makamı ahlakın önüne koymaya başladık?

Aristoteles, erdemli yaşamı insanın iyi bir hayat sürmesinin temel unsurlarından biri olarak görüyordu. Immanuel Kant ise insanın hiçbir zaman yalnızca bir araç olarak kullanılmaması gerektiğini savunuyordu.

Peki, insanların alın teriyle biriktirdiği para yalnızca başkalarının kazanç kapısı hâline gelirse, seçmenin iradesi kişisel çıkarların basamağı olarak görülürse, insanın değeri nerede kalır?

Bir toplumda dürüstlük zayıflıyor, çıkarcılık güçleniyorsa orada yalnızca ahlaki bir sorun yoktur; geleceği tehdit eden bir çürüme vardır.

Çünkü ahlaksızlığın en tehlikeli hâli, yanlışın normal, dürüstlüğün ise saflık sayılmasıdır.

SİYASETTE İLKE YOKSA GÜVEN DE YOKTUR!

Dün bir siyasi partiyi ağır sözlerle eleştirip bugün aynı saflarda yer alan siyasetçilerin davranışlarını sorgulamak, demokratik siyasetin doğal bir parçasıdır.

İnsanlar fikir değiştirebilir. Parti değiştirmek de tek başına ahlaksızlık değildir.

Ancak asıl soru şudur: Değişen fikirler mi, yoksa çıkarlar mı?

Dün savunulan ilkeler bugün neden terk edildi? Seçmene verilen sözler ne oldu? Siyasi tercihlerdeki değişimin hesabını seçmene kim verecek?

Siyaset, kişisel çıkarların değil, toplumun geleceğinin sorumluluğunu taşımalıdır.

Makamını kaybetmekten korkup ilkelerini kaybetmeyi göze alanlar, bir gün makamlarını korusalar bile toplumun güvenini kaybedebilirler.

BİR TOPLUMU NE AYAKTA TUTAR?

Platon'un düşüncesinde adalet, iyi bir toplum düzeninin temel meselelerinden biridir. Gerçekten de adalet duygusunun zedelendiği, dürüstlüğün karşılıksız kaldığı bir ülkede toplumsal huzuru korumak kolay değildir.

Ekonomik krizler aşılabilir, kaybedilen para yeniden kazanılabilir. Fakat insanların birbirine duyduğu güven yıkıldığında onu yeniden inşa etmek çok daha zordur.

Bir ülkeyi yalnızca fabrikalar, yollar, köprüler ve gökdelenler ayakta tutmaz. O ülkeyi ayakta tutan, aynı zamanda insanların birbirine duyduğu güven ve ortak ahlaki değerlerdir.

Bugün kendimize şu soruyu sormalıyız:

Çocuklarımıza nasıl bir Türkiye bırakacağız? Dürüstlüğün ödüllendirildiği, adaletin herkese eşit uygulandığı bir ülke mi; yoksa menfaatin kazandığı, ilkelerin çıkar uğruna terk edildiği bir düzen mi?

Unutmayalım: Bir toplumda herkes zengin olmayabilir ama herkes dürüst olabilir. Herkes makam sahibi olamaz ama herkes ilkelerine sahip çıkabilir.

Ahlak, başkalarından beklediğimiz değil, çıkarlarımızla karşı karşıya kaldığımızda bile vazgeçmediğimiz değerdir.

Ve son söz:

Bir ülke ekonomisini kaybederse yeniden ayağa kalkabilir. Gücünü kaybederse yeniden güçlenebilir. Ama ahlakını kaybederse yalnızca bugününü değil, yarınını da tehlikeye atar. Çünkü ahlakın olmadığı yerde güven, güvenin olmadığı yerde adalet, adaletin olmadığı yerde ise sağlıklı bir gelecek kurulamaz!

İlyas Erbay

Yorumlar
Paylaş

İlgili Haberler

Yorumlar

Yorumlar editör onayından sonra yayımlanır. Kaba ve kişisel saldırı içeren yorumlar yayımlanmaz.

Henüz yorum yok.

İlk yorumu sen yaz, tartışmayı başlat.