Sıcak çarpması komaya sokabilir - Karabük Haber Postası
Karabük Postası Avatarı
Karabük Postası tarafından
23 Temmuz, 2023 13:15 tarihinde yayınlandı /Güncelleme: 21.09.2023 10:59
0
0

Sıcak çarpması komaya sokabilir

Meteoroloji 4. Bölge Müdürlüğü’nün, 45 derecelik sıcaklık uyarısı yaptığı Antalya’da, kuru ve yakıcı hava sabah saatlerinden itibaren etkisini göstermeye başladı. Turizm kenti Antalya’nın cadde ve sokakları sadece turistlere kalırken, dünyaca ünlü Konyaaltı Sahili’nde çok az kişinin plajlara geldiği görüldü.

Memorial Antalya Hastanesi Girişimsel Nöroloji Bölümü’nden Uz. Dr. Elif Sarıönder Gencer, son dönemde hava sıcaklıklarının yüksek seyretmesi nedeniyle hastaneye gelen birçok kişide sıcak çarpması belirtisi gördüklerini belirterek, “Başlangıçta hafif ısı, hafif güneş çarpmasında, halsizlik, konsantrasyon sorunu gibi ya da anlamsız konuşma, basit belirtiler varken, bu sıcak çarpması artınca epileptik nöbetler ve komaya kadar gidebiliyor” dedi.

 

Sıcak çarpması belirtileri

Sıcak çarpmasına maruz kalanlar hakkında bilgiler veren Gencer, “Vücut ısısını koruyamadığınızda, özellikle yaşlılarda, çocuklarda kronik hastalığı olanlarda aşırı vücut ısısı artışı, ciddi belirtilere neden olabiliyor. Terleme bozukluğu olanlar, kalp hastaları, vücutlarını soğutamadıkları için ciddi şikayetlerle hastaneye başvurabiliyorlar. İlk belirtilerde sıcak ve kuru cilt karşımıza çıkıyor. Aşırı sıcaklar daha sonra bilinç değişikliğine kadar giden konsantrasyon bozuklukları, susuzluk hissi yapabiliyor. Riskli gruptaki kişiler, yüksek ısıya maruz kalıp kendilerini koruyamaz ve sıcaktan uzaklaşmazlarsa, yeterli sıvı almazlarsa, bilinç kaybı, nöbet geçirme, komaya neden olabiliyor. Beyin şişmesi ve koma oldukça tehlikeli belirtilerinden bir tanesidir sıcak çarpmasının” dedi.

 

“Sıcak çarpması komaya sokabilir”

Canlı organizmaların belirli bir sıcak aralığında sağlıklı çalışabildiğinin altını çizen Gencer, “Biz proteinden oluşuyoruz belli derecenin altında sıcaklıkta nasıl hassas organlarımız, burun, kulak gibi organlarımız donabiliyor ve nekroz dediğimiz geri dönüşsüz doku hasarı ortaya çıkabiliyorsa, sıcakta da aynı durum oluyor. Gerçekten dokular pişiyor. En hassas bölge de beyin, aşırı sıcağa maruz kalındığında beyin işlevleri bozuluyor. Başlangıçta hafif ısı, hafif güneş çarpmasında, halsizlik, konsantrasyon sorunu gibi ya da anlamsız konuşma, basit belirtiler varken, bu sıcak çarpması artınca epileptik nöbetler ve komaya kadar gidebiliyor” ifadelerine yer verdi.

 

Açık havada çalışanlara uyarılar

Açık alanda çalışan kişilerin mutlaka güneşten korunması gerektiğine değinen Gencer, “Antalya’da turizm bölgesinde hizmette çalışan birçok işte garson, kurye, inşaat işçileri açık alanda çalışıyor. Mutlaka güneşten, sıcaktan koruyucu ekipmanla; şapka, gözlük gibi ekipmanla çalışmaları, sık sıvı almaları, bol su tüketmeleri gerekiyor. Sıcakta kaldıkları süreyi kısaltmalı ve kendilerini serinletmeleri gerekir. Denize gideceklere ise güneşin en sıcak olduğu saat 11.00 ile 16.00 arasında direkt güneşe maruz kalmamalarını öneriyoruz. Ortalama sıcaklığın 45 derecenin üstüne çıktığı günlerde mutlaka daha dikkatli olmalıyız” açıklamasında bulundu. (İHA)

Bizi sosyal medyadan takip edin
xa2
İlyas Erbay Avatarı
İlyas Erbay
24 Mart, 2026 10:38 tarihinde yayınlandı
0
0

PARADOKSAL BİR ŞEKİLDE DERİN BİR İLETİŞİMSİZLİK YAŞIYORUZ

İletişim çağında, dijitalleşmenin sağladığı sınırsız imkânlara rağmen, paradoksal bir şekilde derin bir iletişimsizlik yaşıyoruz. Elektronik cihazlar uzakları yakınlaştırsa da, yüz yüze iletişimi azaltarak en yakınımızdakileri (aile, dostlar) bizden uzaklaştırıyor. Bilgi akışı çok hızlı olsa da, duygusal derinlik ve gerçek etkileşim azalıyor.

Bir bayramı daha geride bıraktık. Uzakta olan Arkadaşlarımızın, dostlarımızın, akrabalarımızın bayramlarını elimizdeki telefonlarla aramak yerine bilindik cümlelerle toplu mesajlar çekerek güya kutladık.
Bazılarımıza en yakın bildiklerimizden o mesajlar da gelmedi.

İletişimin en zor olduğu çocukluk ve gençlik yıllarımızda bugünkünden çok daha güçlü iletişim kuruyorduk. O yıllarda mektup ve bayram kartları vardı. PTT bunları bir haftada adresine ulaştırırdı. Saklardık koklardık onları, defalarca okurduk. Samimiyet, sıcaklık, içtenlik kokardı o kağıt parçaları.

İnsanı değerlerimizi o kadar hızlı yitirdik ki, ne eski dostluklar kaldı, ne samimiyet ne de vefa kaldı.

Oysaki, vefa, dostluğun ve insanlık onurunun en kıymetli hazinesi, sevgiyi kalıcı kılan sadık bir bağlılıktır. Sözünde durmayı, zor günde yanında olmayı ve iyilikleri unutmamayı ifade eden vefa, vefasızın meclisinde aranmayacak kadar ağır bir yüktür.

Bizim çocukluk ve gençlik yıllarımız; Komşuluk. Arkadaşlık, Dostluk. gibi kavramların gerçekten anlam bulduğu yıllardı. Sözün senet olduğu, insanların birbirine güven duyduğu yıllardı.

Kredi kartlarımız, internetimiz, cep telefonlarımız, bilgisayarlarımız, evlerimizde kombilerimiz yoktu. Televizyonla bile çok sonra tanıştık. Fakat çok mutluyduk.
Hayallerimiz vardı, yarınlardan umutluyduk.
Ülkemiz, ailemiz ve çocuklarımızın geleceği için kaygılarımız yoktu.,…

Şarkı sözleri bile bambaşkaydı;
“Nasılda koşuşurduk bahçelerde.
Şarkı söylerdik mehtaplı gecelerde.
Sen bana, ben sana komşu evlerde…
Kök sarmaşıklar gibi sarıldık o yaz…”

“Okul yolu sensiz ölüm kadar sessiz…
Eylül’de gel okul yoluna
Konuşmadan yürüyelim.
Gireyim koluna…
Görenler dönmüş, hemde mutlu desinler.
Ağaçlar sevinçten başımıza konfeti gibi yaprak dökecekler
Yaprak dökecekler…”
Ne güzel sözler değil mi?

Şimdi öyle mi?
“Tadı yok ne baharın ne yazın.
Kalmadı tesellisi ne şarkının ne sazın…”
Yaşam artık, Muzaffer İlkan’ın bu hicaz bestesindeki gibi…
Savaşlar, depremler, afetler, ruhunu yitirmiş beton şehirler. Tüm bunlara rağmen yaşama tutunmaya çalışan insanlar…

Ne oldu bize böyle? Artık anılar da teselli etmiyor…

İlyas Erbay