Reklam
Reklam
sessiz ilerleyen hastalik y3qwIzqv
Ihlas Haber Ajansı Avatarı
Ihlas Haber Ajansı tarafından
19 Ekim, 2024 00:00 tarihinde yayınlandı
0

Sessiz İlerleyen hastalık

DÜZCE(İHA) – Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Tuba Erdem Sultanoğlu, osteoporozun önlenmesi, teşhisi ve tedavisi konusunda farkındalık oluşturmak için ‘’20 Ekim Dünya Osteoporoz Günü’’ dolayısıyla bilgilendirmede bulundu.

Kemik erimesi olarak bilinen osteoporozun kemik dokusunun içeriğindeki mineral yoğunluğunun azalmasıyla kemiklerin zayıfladığı ve kırık riskinin arttığı en sık görülen metabolik kemik hastalığı olduğunu ifade eden Doç. Dr. Sultanoğlu, “Osteoporoz her yıl dünya çapında 8,9 milyon kırığa neden olan önemli bir küresel sağlık sorunudur. 50 yaş üzerindeki kadınların üçte birinde, erkeklerin ise beşte birinde yaşamlarının geri kalan kısmında osteoporoza bağlı kırık gelişmektedir. Osteoporoza bağlı kırık gelişmesi ise kişinin sağlık durumunu olumsuz etkiler” dedi.

“Sessiz ilerlediğinden erken dönemde bir belirtiye neden olmaz”

Kemik erimesinin, sessiz ilerlediği için erken dönemde herhangi bir belirtiye neden olmadığını dile getiren Sultanoğlu, “Kemik yoğunluğunun azalmasına rağmen genellikle kemikte kırılma veya çatlama ortaya çıkmadığı sürece hastalığın tespit edilebilmesi güçtür. Osteoporozlu kemikler, normal kemiklere göre daha kırılgan ve dayanıksızdırlar. Kemikten kalsiyum kaybedilmesine bağlı olarak kemiğin kütlesi ve sağlamlığı azalır. En ufak bir kaza veya yaralanmaya bağlı kemiklerin kolay kırılması görülebilir. Osteoporozun ilerlemesi durumunda kemik hasarı başlayınca birtakım belirtiler ortaya çıkar. Osteoporozun en yaygın belirtisi, zayıflayan kemikte görülen mikro kırıklara bağlı bel ve sırt bölgesinde oluşan ağrılardır. Fark edilmemiş omurga kırıklarına bağlı boy kısalması, kamburlaşma (kifoz), başın öne eğilmesi ve omuzların düşmesi gibi duruş bozuklukları yaygın görülen diğer belirtileridir. Duruş bozukluğuna bağlı olarak ağrı, solunum güçlüğü ve rahatsızlık hissi, erken doyma, şişkinlik gibi sindirim problemleri olabilir” şeklinde konuştu.

“En önemli sağlık problemlerinden birisidir”

Osteoporoz her yaşta görülmekle beraber genellikle erişkinlerde ortaya çıktığını kaydeden Doç. Dr. Sultanoğlu açıklamasında, “İlerleyen yaşla birlikte görülme sıklığı artan en önemli sağlık problemlerinden birisidir. Sessiz seyrettiği için osteoporoz gelişme riski olan bireylerin değerlendirilmesi ve hastalığın en önemli kötü sonucu olan kırıklar oluşmadan önce erken tanısı önemlidir. Osteoporoz, sadece kadınların hastalığı olmayıp erkekleri de etkilemektedir. Ancak kadınlarda kemik erimesi görülme ihtimali erkeklere oranla daha yüksektir. Menopoz dönemi kemik yıkımını hızlandırır ve osteoporoz riskini artırır. En yaygın osteoporoz türü, östrojen eksikliğinden kaynaklanan menopoz sonrası osteoporozdur. Osteoporozun nedenleri arasında sadece yaşlanma, cinsiyet ve hormonal değişiklikler değil, aynı zamanda diğer faktörler de rol oynar. Beyaz tenli, kısa boylu ve ince yapılı olma, ebeveyn ya da kardeşte osteoporoza bağlı kırık hikayesinin bulunması, daha önce omurga kırığı olması, yetersiz kalsiyum, fosfor ve D vitamini alınması, sağlıksız beslenme, normalden düşük kiloda olma, yeterince güneş ışığı alamama, günün büyük kısmını hareketsiz veya oturarak geçirmek, aşırı kafein tüketimi, sigara ve aşırı alkol kullanımı osteoporoz riskini arttırmaktadır” ifadelerine yer verdi.

Osteoporozun pek çok hastalığa ve kullanılan ilaçlara bağlı olarak da gelişebileceğini sözlerine ekleyen Sultanoğlu, “Bunlara ikincil osteoporoz denir. Bu durum hem kadınlarda ve hem de erkeklerde görülen ve önlenmesi/tedavi edilmesi gereken bir sorundur. Örneğin kortizon, tiroid hormonu, antiepileptikler, antidepresanlar, antikanser ilaçlar osteoporoz riskini artırabilir. Osteoporoz bazı hastalıkların neden olduğu veya eşlik ettiği bir durum olabilir. Tiroid hastalıkları, böbrek hastalıkları, diyabet, romatoid artrit, çölyak hastalığı, kanser, kronik karaciğer hastalığı ve kronik obstrüktif akciğer hastalığı bu hastalıklar arasında sayılabilir” dedi.

“Kırıklar ağrılı ve yaşam kalitesini bozan kırıklardır”

Osteoporozun tüm dünyada insan yaşamının uzaması ve nüfusun yaşlanmasıyla giderek artan önemli bir sağlık sorunu haline geldiğine işaret eden Doç. Dr. Sultanoğlu, “Kemik yapısının incelmesi ve kemik kalitesinin bozulması yaşlanmanın kaçınılmaz sonucudur. Kırıklar gelişmeden hastalığı erken tespit etmek ve bunun için tarama ile osteoporozdan şüphelenmek, eğer osteoporoz geliştiyse kişiye özgü tedavi planı önemlidir. Biliyoruz ki ilk kırık sonrasında ikinci kırık için risk artmaktadır. Osteoporoza bağlı kırıklar ağrılı ve yaşam kalitesini bozan kırıklardır. Hatta yaşamı tehdit edecek kadar ciddi olabilirler. Bu nedenle bireyin yaşına ve fiziksel durumuna uygun düzenli egzersizleri yapması, hareketsiz yaşamdan uzak durmak, beslenme alışkanlıklarının düzenlenmesi, dengeli beslenme, kemik sağlığı için gerekli olan potasyum, kalsiyum, magnezyum ve C vitamini bakımından daha zengin içeriğe sahip yeşil yapraklı sebzelerin kullanımı, çocukluktan başlayarak tüm yaş gruplarının yeterli miktarda ve düzenli olarak kalsiyum alması, yeterli miktarda D vitamini ve protein alımı, risk faktörlerinin gözden geçirilmesi, sigara kullanmamak, aşırı alkol ve kafein tüketiminden kaçınmak, uygun vücut ağırlığında olmak, düşme riskine karşı önlemler almak (yerde ayağın takılmasına ya da kaymasına yol açacak nesne bulundurmamak, kaydırmaz paspasları kullanmak, halıları sabitlemek, merdivenlere ve koridorlara tutunmak için tırabzanlar yaptırmak, yeterli aydınlatma, baston/yürüteç gibi yardımcı araçları kullanmak, terlik yerine ev ayakkabısı tercih etmek gibi) osteoporoz riskine ve kırık gelişimine karşı koruyucu önlemlerdir. Fizik tedavi ve rehabilitasyon uygulamalarımız, uzun süre hareketsiz olan hastaların hem kemik sağlığı hem de günlük yaşam aktivitelerinin sürdürülebilmesinde, gerekli konforu ve desteği vermeyi amaçlar.” tavsiyelerinde bulundu.

“65 yaş üzeri tüm kadınların ve 70 yaş üzeri tüm erkeklerin osteoporoz açısından taraması yapılmalıdır”

Osteoporoz tanısında risk faktörleri açısından değerlendirme, fizik muayene, kemik dansitometresiyle kemik mineral yoğunluğunun ölçülmesi, gerekli laboratuvar tetkikleri ve radyografilerden yararlanıldığını dile getiren Doç. Dr. Sultanoğlu, “Kemik dansitometresi tanı için en sık kullandığımız görüntüleme tetkikidir. Kemik yoğunluğu kolay ve ağrısız bir şekilde ölçülebilirken maruz kalınan radyasyon miktarı çok düşüktür. Herhangi bir bölgede düşük kemik yoğunluğu ölçümü tespiti durumunda osteoporotik kırık gelişimi açısından dikkatli olunmalıdır. Bu nedenle 65 yaş üzeri tüm kadınların ve 70 yaş üzeri tüm erkeklerin kemik dansitometresiyle osteoporoz açısından taraması yapılmalıdır. 65 yaşın altında olup menopozda ya da menapoza giriş sürecinde olan kadınlar ile 70 yaş altı erkeklerde ise hekim tarafından osteoporoz ve kırık riski değerlendirilerek gerekliyse tarama yapılmalıdır” diye konuştu.

“En önemli husus, osteoporoz tedavisini planlarken bireye özgü tedavi planı yapılmasıdır”

Tedavi için etkinliği kanıtlanmış ve kırık riskini azaltan çeşitli ilaçlar kullandıklarını ifade eden Doç. Dr. Sultanoğlu, “Kişinin durumuna göre ağızdan, damar yoluyla (serum) veya koldan cilt altına uygulanabilen ilaçlar mevcuttur. En önemli husus, osteoporoz tedavisini planlarken bireye özgü tedavi planı yapılmasıdır. Osteporoz ve kırık riski olan bireylerin hekim tarafından değerlendirilmesi, gerekli ise tedavinin zaman kaybetmeden başlanması, kırık gelişme riskinin ve ilaç uyumunun takip edilmesi, ilaç dışı tedavi önerilerimiz ve düzenli fiziksel aktiviteyle tedavi başarısı artar” dedi.

“Kırık olmadığı sürece ağrı yapmadığı için sessiz ilerleyen osteoporoz önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalıktır” vurgusunu yapan Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Tuba Erdem Sultanoğlu, “ 20 Ekim Dünya Osteoporoz Günü’’ ile daha iyi kemik sağlığı için bu konudaki farkındalığın arttırılmasını amaçlamaktayız. Menopoz sonrası dönemdeki kadınlar ve 50 yaş üzerindeki erkekler osteoporoz risk faktörleri açısından mutlaka incelenmelidir. Osteoporozun erken ve doğru tanısı, bireye özgü tedavi planı yapabilmemiz için kırık gelişmeden önce hastalarımızın osteoporoz açısından taramalarını yaptırmasını öneriyorum” şeklinde açıklamasını sonlandırdı.

Bizi sosyal medyadan takip edin
barude filistinin dunu bugunu ve yarini anlatildi YbJlKGrF
Ihlas Haber Ajansı Avatarı
Ihlas Haber Ajansı tarafından
15 Mayıs, 2026 00:07 tarihinde yayınlandı
0
0

BARÜ’de Filistin’in dünü, bugünü ve yarını anlatıldı

Bartın Üniversitesinde (BARÜ) Filistin’in geçmişten günümüze tarihi süreci anlatılırken bölgede yaşanan insanlık dramına dikkat çekildi.

Bartın Üniversitesi (BARÜ) Filistin’de yaşanan insanlık dramına dikkat çekmek ve toplumsal farkındalığı artırmak hedefiyle çalışmalarını sürdürüyor. Bu doğrultuda Kariyer Planlama Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından “Ölümcül ve Ölümsüz Kimliklerin Coğrafyası: Filistin’in Dünü, Bugünü ve Yarını” başlıklı bir program düzenlendi. Filistin meselesinin farklı boyutlarıyla ele alındığı etkinlikte konuşmacı olarak İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Tarih Bölümünden Prof. Dr. Hasan Hüseyin Güneş yer aldı.

Rektör Akkaya, boykota devam edilmesinin önemini vurguladı

Programın açılışında konuşan BARÜ Rektörü Prof. Dr. Ahmet Akkaya, “Bugün burada ölümcül ve ölümsüz kimliklerin coğrafyasını konuşacağız. Aklımıza burada şair Mehmet Akif İnan geliyor. ‘Mescid-i Aksayı gördüm düşümde. Bir çocuk gibiydi ve ağlıyordu.’ Bu dizelerde ifade edilen Mescid-i Aksa’da 2,5 yıldır insanlığa sığmayan bir zulüm yaşatılıyor. Bu noktada bizler ne kadar somut adım atarsak o kadar kıymetlidir. Lütfen, her daim boykota devam edelim. Çocuklar öldü, kadınlar öldü, aileler dağıldı. Yaşanan acılarını unutmayalım, boykotu uygulayalım.” ifadelerini kullandı.

Filistin meselesini toplumsal hafıza, insan onuru, hukuk ve vicdan çerçevesinde değerlendiren Prof. Dr. Hasan Hüseyin Güneş, Filistin’de bir halkın kendi vatanında nasıl görünmez kılınmaya çalışıldığını ve buna rağmen kimliğini, hafızasını ve yaşama iradesini nasıl koruduğunu anlattı.

“Filistin’de kimlik, hafıza ve insanlık mücadelesi yaşanıyor”

Konuşmasında “ölümcül kimlik” ve “ölümsüz kimlik” kavramlarını değerlendiren Prof. Dr. Güneş, “Ölümcül kimlik, bir halkı insan olarak değil; tehdit, güvenlik sorunu ya da ortadan kaldırılması gereken bir engel olarak görmeye dayanıyor. Buna karşılık ölümsüz kimlik ise yıkılan evlere rağmen saklanan anahtarlarda, boşaltılan köylere rağmen yaşatılan hatıralarda, kaybedilen çocukların isimlerinde ve bir halkın sesini dünyaya duyurma kararlılığında varlığını sürdürüyor.” dedi.

Programda Gazze’de yaşanan insani dram detaylarıyla anlatıldı. Bombardımanlar, zorunlu göç, açlık, susuzluk, yıkılan hastaneler, okullar, ibadethaneler ve evlerin yalnızca savaşın bir sonucu olarak görülemeyeceği ifade edildi. Bir okulun yıkılmasının çocukların geleceğini, bir hastanenin vurulmasının yaralıların yaşama hakkını, bir evin yok edilmesinin ise aile hafızasını ve güven duygusunu ortadan kaldırdığı da vurgulandı.

İlgiyle takip edilen program, Filistin meselesinin insanlığın adalet, hukuk ve vicdan sınavı olduğuna dikkat çekilmesi ve bu konuda farkındalığı artırmaya yönelik çalışmaların sürdürülmesi gerektiği mesajıyla sona erdi.

Bizi sosyal medyadan takip edin