Safranbolu’nun ilk bayan muhtarı Gürsel mazbatasını aldı
Safranbolu ilçesinde erkek rakiplerini geride bırakarak tek kadın muhtar olarak seçimi kazanan Özlem Gürsel, mazbatasını aldı.
15 adayın yarıştığı Safranbolu’nun Esentepe Mahallesi'nde muhtar adayı olan bir çocuk annesi Özlem Gürsel, 5 bin 500 seçmenin olduğu mahallede 14 adayı geride bırakarak 467 oyla muhtar seçildi.
Safranbolu Adliyesinde zabıt katibi Aysun Tancan'dan mazbatasını alan Gürsel, mutlu ve gururlu olduğunu söyledi.
Esentepe Mahallesi'nin ilk kadın muhtarı olduğunu ifade eden ve herkese teşekkür eden Gürsel, "Destek veren vermeyen, oy veren vermeyen herkese çok teşekkür ediyorum. Azalarımızla beraber bir yola çıktık ve başardık. Mahallemiz için en güzel şekilde çalışacağımıza eminim." dedi.
Safranbolu Belediye Başkanlığını da bir kadının kazandığını kaydeden Gürsel, "Elif Köse Hanıma da 'hayırlı olsun' diyorum. Bayan desteğiyle İnşallah çok güzel şeyler yapacağız. Kadının gücünü burada ortaya koymuş olacağız hep beraber. Çok güzel şeyler bekliyoruz mahallemiz için. Çok güzel tepkiler alıyoruz mahallemizden. Kaç dönemdir erkek muhtar vardı. Şimdi bayan olması mahalle içinde değişiklik oldu ve gurur duydular " ifadelerini kullandı.
Son dönemde çocukların suç çetelerinin ağına düşmesi, akranlar arasında işlenen ağır şiddet olayları ve hatta cinayetler toplum olarak hepimizi derin bir kaygıya sürüklüyor. Bu olaylara yalnızca “suç” penceresinden bakmak, sorunu anlamamıza yetmiyor. Çünkü bu tablo, aynı zamanda çocuk ruh sağlığına dair güçlü bir alarmdır.
Ergenlik dönemi, bireyin kimliğini inşa etmeye çalıştığı en kırılgan gelişim evresidir. Psikoloji bilimi bize şunu söyler: Ergen beyninde dürtü kontrolünden sorumlu alanlar henüz tam gelişmemiştir; buna karşın haz, güç ve risk arayışı oldukça yoğundur. Bu nörobiyolojik gerçeklik, ergeni hızlı karar almaya, sonuçları yeterince öngörememeye ve grup etkisine açık hale getirir.
Suç çeteleri tam da bu noktada devreye girer. Aidiyet, güç, görünürlük ve “bir yere ait olma” duygusu sunarlar. Oysa bu duygular, sağlıklı biçimde ailede, okulda ve sosyal çevrede karşılanmalıdır. Karşılanmadığında çocuk, kendisini değerli hissettiği her yere tutunabilir; bu yer bazen en tehlikeli alanlar olur.
Akran cinayetleri ise çoğu zaman “ani öfke” başlığı altında geçiştirilir. Oysa psikolojik açıdan bakıldığında, bu tür şiddet davranışları uzun süredir bastırılan öfkenin, değersizlik duygusunun ve empati eksikliğinin bir sonucudur. Çocuk konuşamıyorsa, duygularını ifade edecek güvenli alanı yoksa, davranış konuşur.
Burada ailelere büyük sorumluluk düşmektedir. Çocuğun her davranışını onaylamak zorunda değiliz; ancak her duygusunu ciddiye almak zorundayız. Yargılanan değil, anlaşılan çocuk riskli gruplara daha az ihtiyaç duyar. Aşırı baskı kadar sınırsız özgürlük de çocuk için tehlikelidir. Sevgiyle çizilmiş, tutarlı sınırlar çocuğun iç denetimini güçlendirir.
Bir diğer önemli alan dijital dünyadır. Bugün suç örgütleri yalnızca sokakta değil; sosyal medya ve dijital platformlarda da çocuklara ulaşmaktadır. Dijital ebeveynlik; yasaklamak değil, rehberlik etmektir. Çocuğun ne izlediğini, kimlerle iletişim kurduğunu bilmek koruyucu bir etkidir.
Unutulmaması gereken en önemli gerçek şudur: Hiçbir çocuk suçlu olarak doğmaz. Suça sürüklenen çocuklar çoğu zaman görülmemiş, duyulmamış ve anlaşılmamış çocuklardır. Çocukları suçtan korumanın en güçlü yolu, onları önce duygusal olarak güvende tutmaktır.
Bu mesele yalnızca ailelerin değil; okulun, medyanın ve toplumun ortak sorumluluğudur. Çocuklara güvenli bağlar sunabildiğimiz ölçüde, suç çetelerinin alanı daralacaktır.