Safranbolu, Cittaslow ile Avrupalı Turiste Bir Adım Daha Yaklaştı
Safranbolu Belediye Başkanı Elif Köse; Avrupalı Turisti Safranbolu ile buluşturma hedefine Cittaslow ile bir adım daha yaklaştıklarını söyledi.
Basın mensupları ile iftar programında bir araya gelen Safranbolu Belediye başkanı Elif Köse, İftar programı sonrası, Safranbolu’nun Belediye tarafından yapılan girişimler ile Avrupa turizmini UNESCO Miras Kente taşıyacak Cittaslow (Sakin Şehir) hareketine dahil edilmesi ile ilgili açıklamalarda bulundu. Başkan Köse “Avrupalı Turisti Safranbolu ile buluşturma hedefine Cittaslow ile bir adım daha yaklaştık. Safranbolu'muza hayırlı olsun” dedi.
Kuruluş amacı; kentlerin kendi kimliklerine sahip çıkarak küreselleşme sonucu ortaya çıkan kentlerin birbirine benzemesine, aynılaşmasının önüne geçilmesi, kentlerin yönetilirken yerel yemeklerine, yöresel mimarisine, geleneklerine, göreneklerine, zanaatlarına, esnafına sahip çıkılması ve desteklenmesi, birliğin üye kentler için ortaya koyduğu kriterler vasıtasıyla sağlanmaya çalışılmak olan Cittaslow hareketine 4 Mart 2023 tarihinde Safranbolu Belediyesi tarafından yapılan başvuru onaylandı ve Safranbolu kent ölçeğinde korunan hem UNESCO hem de Cittaslow’a dahil olan tek kent olma unvanı kazandı. İftar programının ardından konu hakkında açıklamalarda bulunan Safranbolu Belediye Başkanı Elif Köse şu ifadeleri kullandı;
“Cittaslow Uluslararası Birliği'ne üye olmak isteyen kentler, birliğin belirlediği 7 kriter çerçevesinde projeler geliştirmesi bu projeleri belgeleyerek bir başvuru dosyası haline getirmesi gerekmektedir. Bu kriterler Çevre politikaları, altyapı politikaları, kentsel yaşam kalitesi politikaları, tarım, turizm, esnaf ve sanatkarlara dair politikalar, misafirperverlik, farkındalık ve eğitim için planlar, sosyal uyum, ortaklıklar…Safranbolu adına yaptığımız başvuru sonrasında Cittaslow hareketi Ulusal Koordinatörleri Bülent Köstem ve Candaş Balta Safranbolu’ya gelerek incelemelerde bulundu. Bir kentin Cittaslow olması için Cittaslow felsefesine uygun hareket etmesi, nüfusunun 50.000 altında olması ve birliğe sunduğu başvuru dosyası üzerinden tarihi çarşı bölgesi adına yaptığımız başvurumuz yapılan değerlendirmelerde geçer puan aldı. Bizler tüm kriterleri yerine getirirken tarihi çarşı bölgemiz ile Cittaslow ağına başvurduk.
Bülent Böstem ve Candaş Balta Beyler de stratejik planlama ofisindeki arkadaşlarımızın rehberliğinde Safranbolu’muzu yerinde değerlendirdiler. Ve İzmir’e memnun döndüler.
2023 yazında başladığımız bu çalışmalar geçtiğimiz günlerdeki sertifika davet mektubu ile sona yaklaştı. 23 Mart’ta Brüksel’de yapılacak olan sertifika törenine giderek bu gururu Safranbolu’muza ve ülkemize kazandırmış olacağız. Süreç içinde bizlere yol gösteren Bülent Böstem ve Candaş Balta’ya, projeye gönüllü danışmanlık yapan Candan Bal’a, dosyamızın İngilizce çevirilerini gönüllü bir şekilde üstlenen İngilizce mütercim tercüman Ferda Kütükçüoğlu’na teşekkür ederim. Göreve geldiğimizden itibaren Safranbolu adına en büyük hedeflerimizden birisi nitelikli turistleri ağırlamak ve Avrupalı turistleri Safranbolu ile buluşturmaktı. Bu ideale bir adım daha yaklaşmış oluyoruz. Safranbolu'muza hayırlı olsun.’’ (Ramazan Öztürk)
Son dönemde çocukların suç çetelerinin ağına düşmesi, akranlar arasında işlenen ağır şiddet olayları ve hatta cinayetler toplum olarak hepimizi derin bir kaygıya sürüklüyor. Bu olaylara yalnızca “suç” penceresinden bakmak, sorunu anlamamıza yetmiyor. Çünkü bu tablo, aynı zamanda çocuk ruh sağlığına dair güçlü bir alarmdır.
Ergenlik dönemi, bireyin kimliğini inşa etmeye çalıştığı en kırılgan gelişim evresidir. Psikoloji bilimi bize şunu söyler: Ergen beyninde dürtü kontrolünden sorumlu alanlar henüz tam gelişmemiştir; buna karşın haz, güç ve risk arayışı oldukça yoğundur. Bu nörobiyolojik gerçeklik, ergeni hızlı karar almaya, sonuçları yeterince öngörememeye ve grup etkisine açık hale getirir.
Suç çeteleri tam da bu noktada devreye girer. Aidiyet, güç, görünürlük ve “bir yere ait olma” duygusu sunarlar. Oysa bu duygular, sağlıklı biçimde ailede, okulda ve sosyal çevrede karşılanmalıdır. Karşılanmadığında çocuk, kendisini değerli hissettiği her yere tutunabilir; bu yer bazen en tehlikeli alanlar olur.
Akran cinayetleri ise çoğu zaman “ani öfke” başlığı altında geçiştirilir. Oysa psikolojik açıdan bakıldığında, bu tür şiddet davranışları uzun süredir bastırılan öfkenin, değersizlik duygusunun ve empati eksikliğinin bir sonucudur. Çocuk konuşamıyorsa, duygularını ifade edecek güvenli alanı yoksa, davranış konuşur.
Burada ailelere büyük sorumluluk düşmektedir. Çocuğun her davranışını onaylamak zorunda değiliz; ancak her duygusunu ciddiye almak zorundayız. Yargılanan değil, anlaşılan çocuk riskli gruplara daha az ihtiyaç duyar. Aşırı baskı kadar sınırsız özgürlük de çocuk için tehlikelidir. Sevgiyle çizilmiş, tutarlı sınırlar çocuğun iç denetimini güçlendirir.
Bir diğer önemli alan dijital dünyadır. Bugün suç örgütleri yalnızca sokakta değil; sosyal medya ve dijital platformlarda da çocuklara ulaşmaktadır. Dijital ebeveynlik; yasaklamak değil, rehberlik etmektir. Çocuğun ne izlediğini, kimlerle iletişim kurduğunu bilmek koruyucu bir etkidir.
Unutulmaması gereken en önemli gerçek şudur: Hiçbir çocuk suçlu olarak doğmaz. Suça sürüklenen çocuklar çoğu zaman görülmemiş, duyulmamış ve anlaşılmamış çocuklardır. Çocukları suçtan korumanın en güçlü yolu, onları önce duygusal olarak güvende tutmaktır.
Bu mesele yalnızca ailelerin değil; okulun, medyanın ve toplumun ortak sorumluluğudur. Çocuklara güvenli bağlar sunabildiğimiz ölçüde, suç çetelerinin alanı daralacaktır.