Nurettin Acar tarafından
05 Haziran, 2020 14:00 tarihinde yayınlandı
Okuma Süresi: 2dk
Yorum: 0

Safranbolu Belediyesi tarım üretimine başladı

Safranbolu Belediyesi, tarıma ve atalık yerli tohumların kullanılmasına verdiği önemi sürdürülebilir kılmak için tarım üretimine başladı. Safranbolu Belediye Başkanı Elif Köse, tarımsal üretim hedefleri doğrultusunda başlayan çalışmalarının sonuçlarını almaya başladıklarını söyledi. Yazıköy köyünde tarım üretimi yapmak üzere ilk 1 yılı ücretsiz tahsis olmak üzere kiralanan 18 dönümlük arsaya nisan ortasında ilk tohum ekimini gerçekleştirildiğini ifade eden Köse, "Safranbolu Belediyesi Park ve Bahçeler Müdürlüğü personeli, Ziraat Mühendisi ve Safranbolu Kadın Kooperatifi ile birlikte, tohumları atılan bodur kadife çiçekleri fide aşamasına geldi. Ticari çiçek ekimiyle gelir sağlayacak olan belediye, çiçekleri ayrıca kendi peyzaj faaliyetlerinde ve refüjlerde kullanmak üzere değerlendirerek tasarruf sağlayacak. Ayrıca belli olgunluğa erişen maniye, biber, kabak, fasulye, bamya ve salatalık fideleri belediyenin Yazıköy’deki seralarına, dikim takvimine uyumlu olarak dikilmeye başlandı" dedi. Su tasarrufu ve sağlıklı tarım için önerilen damla sulama yönteminin kullanıldığını, seralarda organik hayvan gübresi kullanılması, toprak işleme ve ilaçlamanın sulamadan bağımsız yapılması sayesinde yüzde 100 sağlıklı sebze üretimi ve kaliteli tohum elde edilmesinin beklediğini aktaran Köse, "70 yıllık atalık maniye domatesi tohumlarıyla başlayan süreç, bir tohum bankası kurmak ve organik tarıma zemin hazırlamak üzere titizlikle sürdürülüyor. Amacımız maniye domatesinin üretimini arttırmak ve yerli ürünlerimize değer kazandırmak. Atalık tohumlara ve bereketli topraklarımızın yeniden tarımla buluşmasına büyük önem veriyoruz, bu nedenle bir tohum bankası kuruyoruz şu anda. Vatandaşlarımızın tohum bağışları bizim için önemli, ayrıca isteyen vatandaşlarımızla tohum takası da yapacağız" diye konuştu. 70 yıllık atalık maniye tohumlarının ekiminin ardından Yukarı Tokatlı SAKEM’den ilk çilek hasadını gerçekleştiren Başkan Köse, şunları kaydetti. "Tohumlarımızı ve üretim yelpazemizi genişletmeyi hedefliyoruz. Ürettiğimiz organik sebzelerimizin tohumlarını halkımızla paylaşacağız, ayrıca yetiştirdiğimiz fideleri çiftçilik yapmak isteyen vatandaşlarımıza ücretsiz vereceğiz. Bir karış toprak ekenin yanındayız." Köse, hasat vakti ağustos-eylül ayları olan maniye domatesinin üretilmesi için yapılan bu çalışmanın, maniyenin ekonomik değerinin ötesinde kültürel bir geleneğin ve endemik bir türün yaşatılması açısından büyük kıymet taşıdığını, ayrıca Safranbolu Kadın Kooperatifi ile dayanışma içerisinde yürütülen tarımsal faaliyetlerinde üretim gücü arttıkça yatırımcıları bölgeye çekmek üzere planlamalar yaptıklarını, kadın istihdamına büyük olanaklar sağlayacaklarının altını çizdi.

Bizi sosyal medyadan takip edin
blank
Avatarı
Peri Dilbaz tarafından
02 Şubat, 2026 17:03 tarihinde yayınlandı
Okuma Süresi: 2dk
Yorum: 0

Çocuk Suçları, Ruh Sağlığının Alarmı

Son dönemde çocukların suç çetelerinin ağına düşmesi, akranlar arasında işlenen ağır şiddet olayları ve hatta cinayetler toplum olarak hepimizi derin bir kaygıya sürüklüyor. Bu olaylara yalnızca “suç” penceresinden bakmak, sorunu anlamamıza yetmiyor. Çünkü bu tablo, aynı zamanda çocuk ruh sağlığına dair güçlü bir alarmdır.

Ergenlik dönemi, bireyin kimliğini inşa etmeye çalıştığı en kırılgan gelişim evresidir. Psikoloji bilimi bize şunu söyler: Ergen beyninde dürtü kontrolünden sorumlu alanlar henüz tam gelişmemiştir; buna karşın haz, güç ve risk arayışı oldukça yoğundur. Bu nörobiyolojik gerçeklik, ergeni hızlı karar almaya, sonuçları yeterince öngörememeye ve grup etkisine açık hale getirir.

Suç çeteleri tam da bu noktada devreye girer. Aidiyet, güç, görünürlük ve “bir yere ait olma” duygusu sunarlar. Oysa bu duygular, sağlıklı biçimde ailede, okulda ve sosyal çevrede karşılanmalıdır. Karşılanmadığında çocuk, kendisini değerli hissettiği her yere tutunabilir; bu yer bazen en tehlikeli alanlar olur.

Akran cinayetleri ise çoğu zaman “ani öfke” başlığı altında geçiştirilir. Oysa psikolojik açıdan bakıldığında, bu tür şiddet davranışları uzun süredir bastırılan öfkenin, değersizlik duygusunun ve empati eksikliğinin bir sonucudur. Çocuk konuşamıyorsa, duygularını ifade edecek güvenli alanı yoksa, davranış konuşur.

Burada ailelere büyük sorumluluk düşmektedir. Çocuğun her davranışını onaylamak zorunda değiliz; ancak her duygusunu ciddiye almak zorundayız. Yargılanan değil, anlaşılan çocuk riskli gruplara daha az ihtiyaç duyar. Aşırı baskı kadar sınırsız özgürlük de çocuk için tehlikelidir. Sevgiyle çizilmiş, tutarlı sınırlar çocuğun iç denetimini güçlendirir.

Bir diğer önemli alan dijital dünyadır. Bugün suç örgütleri yalnızca sokakta değil; sosyal medya ve dijital platformlarda da çocuklara ulaşmaktadır. Dijital ebeveynlik; yasaklamak değil, rehberlik etmektir. Çocuğun ne izlediğini, kimlerle iletişim kurduğunu bilmek koruyucu bir etkidir.

Unutulmaması gereken en önemli gerçek şudur: Hiçbir çocuk suçlu olarak doğmaz. Suça sürüklenen çocuklar çoğu zaman görülmemiş, duyulmamış ve anlaşılmamış çocuklardır. Çocukları suçtan korumanın en güçlü yolu, onları önce duygusal olarak güvende tutmaktır.

Bu mesele yalnızca ailelerin değil; okulun, medyanın ve toplumun ortak sorumluluğudur. Çocuklara güvenli bağlar sunabildiğimiz ölçüde, suç çetelerinin alanı daralacaktır.

Yorum Yaz

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.