UNESCO Dünya Miras Listesi’nde yer alan ve “en iyi korunan 20 kent” arasında bulunan Karabük’ün Safranbolu ilçesiyle özdeşleşen safran bitkisini görmek için 40 günde 80 bin ziyaretçi geldi.
Gıda, ilaç, kozmetik gibi birçok alanda kullanılan ve kilosu 30 bin liradan satılması dolayısıyla “dünyanın en pahalı baharatı” olarak adlandırılan safran bitkisi, Amerika’dan, İran’a kadar dünya ve Türkiye’nin her yerinden ziyaretçi ağırlıyor.
İlçede, 12 çiftçi tarafından 30 dekar alanda ağustos ayında ekimi yapılan, ekim-kasım aylarında boyu 15-30 santimetre uzunluğa geldiğinde toplanan safranın, kırmızı renkteki poleni en değerli kısmı olurken, soğanı, mor renkli çiçekleri ile sarı polenleri de satılarak üreticisine gelir kaynağı oluyor.
Ekonomik, sağlık, kozmetik gibi birçok alanda katkısı olan safran, Safranbolu’nun turizmine de katkı sağlıyor. Yılda bir milyonun üzerinde turist ağırlayan Safranbolu, artık safran tarlalarıyla da yeni bir turizm destinasyonu kazandı.
“YAKLAŞIK 75-80 BİN KİŞİ GELDİ”
Safran çiftçisi İsmail Yılmaz, İhlas Haber Ajansı muhabirine yaptığı açıklamada, hasadın son dönemlerinde olduklarını söyledi.
Güzel bir hasat dönemi geçirdiklerini ifade eden Yılmaz, “Çiçeklenme yavaşlamaya başladı, herhalde bu hafta son çiçekleri toplarız. Son 3 hafta çok güzel gitti, çiçek verimli geçti, zaman zaman toplamayı yetiştiremediğimiz günler oldu” dedi.
Her yıl ziyaretçi sayısında artış olduğunu aktaran Yılmaz, şunları kaydetti:
“Yaklaşık 75-80 bin kişi geldi, çünkü çok yoğundu bu sene ziyaretçi sayısı. Yerli ve yabancı çok kişi geldi, özellikle kendi bölgemizden de çok insan geldi. Buraya ağırlıklı olarak Uzakdoğulular geliyor, Avrupalı turistlerimiz vardı, Amerika’dan, Kıbrıs çok geldi, Endonezya ve Araplar geliyor.”
Hasadın ardından ot temizleme, arık çapalama işleri yaparak toprağı kışa hazırlayacaklarını anlatan Yılmaz, “Merak eden insanlar var halen daha geliyorlar. Çiçeğimiz var ama görsel olarak artık yok” diye konuştu.
10 KİLODAN FAZLA SAFRAN
Safran üzerine birçok araştırmalar yapıldığını vurgulayan Yılmaz, şu ifadelere yer verdi:
“Türkiye’de şu anda 3-4 üniversite safran üzerine çok çalışıyor, sürekli tahlil ve analizlerini yapıyor. Genelde kanser hastalığı, gözdeki sarı noktada, depresanda, alzheimerde çok kullanılıyor. Sakinleştirici olarak kullanılıyor. Bunun üzerine daha çok bilimsel araştırmalar yapılıyor.”
20 dönümlük arazide ekim yaptıklarını, gelecek yıl bunun daha da artırılacağını kaydeden Yılmaz, “Dönemini tamamlayan yerimiz var onları sökeceğiz. 1’e 7-8 yavru atıyor. Diktiğimizde de bir o kadar daha geniş alana dikmek zorundayız. Önümüzdeki yıl daha geniş alana dikim yapacağız. Bu yıl 10 kilonun üzerinde ürün aldık. Hava çok iyi gitti. Daha toplamaya devam ettiğimiz için istediğimizin biraz daha üzerinde oldu” değerlendirmesinde bulundu.


Safran tarlalarına 80 bin turist
BİRİ ŞU DENSİZE HADDİNİ BİLDİRSİN ARTIK, BU KAÇINCI ?
Tom Barrack, ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve aynı zamanda Suriye-Irak Özel Temsilcisi olarak yaptığı açıklamada; Türkiye, Irak ve Suriye’yi Orta Doğu’nun istikrarı için dengelenmesi gereken ortak bir stratejik eksen olarak nitelendirdi. Bizi, kurumsal devlet yapısı kırılgan ve istikrarsız durumdaki Irak ve Suriye ile aynı kefeye koydu.
Donald Trump tarafından hem Ankara Büyükelçiliği hem de Suriye-Irak Özel Temsilciliği görevine getirilen Tom Barrack, yaptığı bölge değerlendirmesinde aynen şu ifadeleri kullandı; “Irak, Suriye ve Türkiye Orta Doğu’da kalıcı bir istikrarın üzerinde dönmesi gereken stratejik bir eksendir. Bu üç ulusu dengelemek, aşiret, din veya mezhep farklılıklarını aşan tek ve istikrarlı bir Amerikan temas ve kaldıraç noktası gerektirir.”
Bu hadsiz sefir Türkiye’yi, uzun yıllardır devam eden iç savaşlar ve otorite boşlukları nedeniyle “başarısız devlet” (failed state) olarak nitelendirilen Irak ve Suriye ile aynı kırılganlık seviyesinde görüyor.
Sefir efendinin, üç ülkeyi de “ABD tarafından dışarıdan dengelenmesi ve kaldıraçla yönetilmesi gereken aktörler” olarak tanımlaması, Türkiye’nin egemenlik haklarına ve bölgedeki merkezi gücüne yönelik açık bir saygısızlıktır. Bu açıklama, Ankara’nın son 20 yıldır bölgede geliştirdiği bağımsız oyun kurucu tezini çöpe atmayı hedefleyen yeni bir ABD dizaynıdır.
ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, göreve başladığı Mayıs 2025’ten bu yana, özellikle Türkiye’nin yönetim yapısı, Ortadoğu politikaları ve egemenlik haklarına yönelik diplomatik teamülleri zorlayan açıklamaları nedeniyle kamuoyunda ve siyasette çok sert tepkilere neden oldu.
Bu ülkenin bir vatandaşı olarak, büyük elçinin her densiz açıklamasından sonra, gazetemdeki köşemden en sert ifadelerle tepkimi ortaya koydum. Kendisi ilgili benim kadar yazan sanırım yoktur.
Büyükelçinin Türkiye’de infial yaratan ve muhalefet liderleri ile sivil toplum kuruluşları tarafından “Sömürge Valisi” gibi davranmakla suçlanmasına yol açan en kritik açıklamalarını hatırlatmakta yarar var;
1. Antalya Diplomasi Forumu’ndaki “Monarşi ve Güçlü Liderlik” Açıklaması (Nisan 2026)
Nisan 2026’da düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu’nda yaptığı konuşma, görev süresi boyunca aldığı en büyük tepkiyi doğurmuştu. Barrack, Ortadoğu’da ayakta kalabilen yegâne hükümetlerin monarşik yapılı ve “güçlü liderlik rejimleri” (otoriter yönetimler) olduğunu savunmuştu.
Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik ve cumhuriyetçi değerlerini hedef aldığı gerekçesiyle siyasi partilerden çok sert yanıtlar gelmişti. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu cumhuriyette monarşinin övülmesini “hadsizlik” olarak nitelendirmiş ve Barrack’ın derhal “persona non grata” (istenmeyen kişi) ilan edilmesi gerektiğini belirtmişti. SOL Parti, Saadet Partisi ve BTP gibi partiler de açıklamayı Türkiye’ye rejim biçme ve iç işlerine müdahale olarak yorumlamıştı.
2. “Erdoğan’a Meşruiyeti Biz Verdik” İddiası (Nisan 2026)
Yine aynı dönemde, Türkiye’deki mevcut yönetimin meşruiyet zeminine ilişkin üstü kapalı ve yönlendirici ifadeleri Ankara’da büyük bir diplomatik kriz yaratmıştı. Siyasi çevreler bu sözleri, ABD’nin Türkiye’nin iç siyasetine ve ulusal egemenliğine doğrudan bir müdahalesi olarak yorumlamıştı. Barrack gelen tepkiler üzerine bu sözlerini özür dilemek yerine, “on yıllara dayanan gözlemlerine” bağlayarak savunmaya çalışmıştı.
3. “Hazar’dan Akdeniz’e Bölgesel Uyum” ve SDG Ortaklığı Açıklamaları (Kasım 2025)
Barrack, Suriye Özel Temsilciliği görevinin de etkisiyle, ABD’nin terör örgütü YPG/PKK’nın omurgasını oluşturduğu SDG ile olan ortaklığını savunmuş ve “Hazar’dan Akdeniz’e bölgesel uyum göreceksiniz” diyerek bölge haritası ve sınır güvenliği üzerinden tartışmalı mesajlar vermişti. Türkiye’nin sınır güvenliğini ve üniter yapısını tehdit eden bu projeksiyonlar, emekli askerler ve ulusalcı platformlar tarafından büyük bir tehdit olarak algılanmıştı.
4. “Türk Askerinin Gazze’de Olması En Parlak Fikir” Çıkışı (Aralık 2025)
Aralık 2025’te katıldığı bir yayında, Ortadoğu’daki sıcak çatışma bölgelerine yönelik konuşurken “Türk askerinin Gazze’de olmasının en parlak fikir” olduğunu ileri sürmüştü. Bu açıklama, Türk askerini ABD ve Batı çıkarları doğrultusunda Ortadoğu’daki ateş çemberine sürmeye yönelik bir “diplomatik dayatma ve yönlendirme” olarak görülmüş, kamuoyunda ciddi bir rahatsızlık yaratmıştı.
Tom Barrack’ın diplomatik sınırları aşan bu tarz hamleleri son olarak Mayıs 2026’da Ankara’daki ABD Büyükelçiliği önünde kitlesel protestolara neden olmuştu. Siyasi parti temsilcileri ve emekli komutanların katıldığı eylemlerde, Barrack’ın Türkiye’nin egemenlik haklarını ihlal ettiği vurgulanarak “Ya evine dön ya da Suriye’ye git” sloganları atılmıştı.
Sefir efendi, tepki çeken açıklamalarından sonra, kurnazca, Cumhur Başkanı Erdoğanı ve icraatlarını öven açıklamalarda da bulunuyor.
Türkiye’nin bölgesinde büyük bir güç olduğunu, bulaşılacak bir ülke olmadığını sık sık vurguluyor.
Bunlara bakarak haddini aşan ifadelerini görmezden gelemeyiz.
Büyük elçilerin görev tanımlamaları bellidir.
Bana göre çoktan geldiği yere gönderilmeliydi.
“Persona non grata” kararı alma yetkisi tamamen Dışişleri Bakanlığı ve Cumhurbaşkanlığı’nın uhdesindedir.
Göndermediklerine göre vardır bir bildikleri!
İlyas Erbay


