Reklam
Reklam
Karabük Postası Avatarı
Karabük Postası tarafından
18 Haziran, 2022 15:13 tarihinde yayınlandı
0

Rum Mezarları Kamulaştırmaya mı Kurban Edildi ?

Osmanlının En büyük sancaklarından  bir tanesi olan Kastamonu’nun yetki ve sorumluluk alanı Kastamonu’dan başlayarak İstanbul Anadolu yakasındaki Üsküdar’a kadar ulaşmaktaydı. Bu bölgeyi içine alan her türlü bilgi , nüfus, toprak kadastro gibi tüm kamu işlemleri Kastamonu’dan idare edilmekteydi. Kastamonu sancağına bağlı olan Safranbolu’da ise mübadeleden önce çok sayıda Rum tebaası yaşamaktaydı. Mübadeleden sonra zamanla nüfusun gelişmesiyle  Safranbolu ve Karabük’te yaşam alanları genişletilmiş olup buna bir de Kardemir’in kurulması eklenince  arsalar imara açıldı. Bu arsaların içerisinde  mübadeleden önceki Rumlar’a ait mezarlıklarda yer almakta.

UNESCO Miras Listesinde yer alan Safranbolu’da 1924 mübadele döneminde yaşayan ve daha sonra burayı terk eden  Rumlara ait mezarların akıbeti merak edilirken,  yaptığımız araştırmalarda bu mezarların Safranbolu’nun girişinde bulunan Karayolları 153. Şube Müdürlüğünün bulunduğu alandan başlayarak  Safranbolu Sanayi Sitesine kadar olan bölgede yer aldığı iddia edildi.

Karayolları 153. Şube Müdürlüğüne tahsis edilen alan ile Küçük Sanayi Sitesinin bulunduğu alanda yapılan kamulaştırma çalışmalarından sonra yapılan kazılarda Rumlara ait olduğu iddia edilen kemiklerin ve iskeletlerin  toplanıldıktan sonra akıbetinin ne olduğu merak ediliyor. (Nurettin Acar)

Bizi sosyal medyadan takip edin
barude filistinin dunu bugunu ve yarini anlatildi YbJlKGrF
Ihlas Haber Ajansı Avatarı
Ihlas Haber Ajansı tarafından
15 Mayıs, 2026 00:07 tarihinde yayınlandı
0
0

BARÜ’de Filistin’in dünü, bugünü ve yarını anlatıldı

Bartın Üniversitesinde (BARÜ) Filistin’in geçmişten günümüze tarihi süreci anlatılırken bölgede yaşanan insanlık dramına dikkat çekildi.

Bartın Üniversitesi (BARÜ) Filistin’de yaşanan insanlık dramına dikkat çekmek ve toplumsal farkındalığı artırmak hedefiyle çalışmalarını sürdürüyor. Bu doğrultuda Kariyer Planlama Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından “Ölümcül ve Ölümsüz Kimliklerin Coğrafyası: Filistin’in Dünü, Bugünü ve Yarını” başlıklı bir program düzenlendi. Filistin meselesinin farklı boyutlarıyla ele alındığı etkinlikte konuşmacı olarak İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Tarih Bölümünden Prof. Dr. Hasan Hüseyin Güneş yer aldı.

Rektör Akkaya, boykota devam edilmesinin önemini vurguladı

Programın açılışında konuşan BARÜ Rektörü Prof. Dr. Ahmet Akkaya, “Bugün burada ölümcül ve ölümsüz kimliklerin coğrafyasını konuşacağız. Aklımıza burada şair Mehmet Akif İnan geliyor. ‘Mescid-i Aksayı gördüm düşümde. Bir çocuk gibiydi ve ağlıyordu.’ Bu dizelerde ifade edilen Mescid-i Aksa’da 2,5 yıldır insanlığa sığmayan bir zulüm yaşatılıyor. Bu noktada bizler ne kadar somut adım atarsak o kadar kıymetlidir. Lütfen, her daim boykota devam edelim. Çocuklar öldü, kadınlar öldü, aileler dağıldı. Yaşanan acılarını unutmayalım, boykotu uygulayalım.” ifadelerini kullandı.

Filistin meselesini toplumsal hafıza, insan onuru, hukuk ve vicdan çerçevesinde değerlendiren Prof. Dr. Hasan Hüseyin Güneş, Filistin’de bir halkın kendi vatanında nasıl görünmez kılınmaya çalışıldığını ve buna rağmen kimliğini, hafızasını ve yaşama iradesini nasıl koruduğunu anlattı.

“Filistin’de kimlik, hafıza ve insanlık mücadelesi yaşanıyor”

Konuşmasında “ölümcül kimlik” ve “ölümsüz kimlik” kavramlarını değerlendiren Prof. Dr. Güneş, “Ölümcül kimlik, bir halkı insan olarak değil; tehdit, güvenlik sorunu ya da ortadan kaldırılması gereken bir engel olarak görmeye dayanıyor. Buna karşılık ölümsüz kimlik ise yıkılan evlere rağmen saklanan anahtarlarda, boşaltılan köylere rağmen yaşatılan hatıralarda, kaybedilen çocukların isimlerinde ve bir halkın sesini dünyaya duyurma kararlılığında varlığını sürdürüyor.” dedi.

Programda Gazze’de yaşanan insani dram detaylarıyla anlatıldı. Bombardımanlar, zorunlu göç, açlık, susuzluk, yıkılan hastaneler, okullar, ibadethaneler ve evlerin yalnızca savaşın bir sonucu olarak görülemeyeceği ifade edildi. Bir okulun yıkılmasının çocukların geleceğini, bir hastanenin vurulmasının yaralıların yaşama hakkını, bir evin yok edilmesinin ise aile hafızasını ve güven duygusunu ortadan kaldırdığı da vurgulandı.

İlgiyle takip edilen program, Filistin meselesinin insanlığın adalet, hukuk ve vicdan sınavı olduğuna dikkat çekilmesi ve bu konuda farkındalığı artırmaya yönelik çalışmaların sürdürülmesi gerektiği mesajıyla sona erdi.

Bizi sosyal medyadan takip edin