karabuk
İmsak 05:42
Güneş 07:06
Öğle 13:05
İkindi 16:18
Akşam 18:54
Yatsı 20:14
İftara kalan son --:--
Namaz Vakitleri
rektor ozolcerden 8 mart dunya kadinlar gunu mesaji xIinIW8c
Avatarı
Ihlas Haber Ajansı tarafından
08 Mart, 2026 12:15 tarihinde yayınlandı
0
0
Okuma Süresi: 2dk

Rektör Özölçer’den 8 Mart Dünya Kadınlar Günü mesajı

Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İsmail Hakkı Özölçer, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü münasebetiyle bir mesaj yayımladı.
Rektör Prof. Dr. İsmail Hakkı Özölçer, mesajında şu ifadelere yer verdi:
"Kadın; insanoğlunu dünyaya getiren, onu üstün emekle yetiştiren ve eğiten; aynı zamanda ülkesinin kalkınmasına ve geleceğin şekillenmesine değer katan, azmi ve aklıyla insanlığın yarınlarına umut ve ilham kaynağı olan en değerli varlıktır. Toplumsal hayatın müstesna bir bireyi olan kadın, bilgi ve üretkenliğiyle dünyayı aydınlatır, gayretiyle geleceği değer katar. Eğitimden bilime, spordan sağlığa kadar hayatın her alanında kazandığı başarılar, toplumun ilerlemesinin dayanç kaynağıdır. Sabrı ve fedakârlığıyla nesillerin yetişmesinde büyük rol üstlenen kadınlar; sevgiyi, nezaketi ve merhameti öğreten, toplumun vicdanını ayakta tutan yegâne güçtür.
Türk-İslam geleneğinde kadın, her zaman saygı ve hürmetle yüceltilmiş; kültürümüzde kadına şiddet hiçbir zaman tasvip edilmemiştir. Öyle ki milletimiz, iki cihan serveri Peygamber Efendimizin ‘Kadınlara ancak asalet ve şeref sahibi olan değer verir’ sözünü her daim kendine şiar dinmiştir.
Kadim Türk kültüründe kadın, ‘evin temel direği’ olarak anılmış; sevgisi, vefası, adaleti, ilgisi ve cesaretiyle toplumun ve medeniyetimizin taşıyıcı gücü olmuştur.
Nitekim tarihimizdeki İlk Türk kadın hekim Safiye Ali’nin insanlığa umut olma azmi, ilk Türk kadın kimyager Remziye Hisar’ın bilime sunduğu katkılar, ilk Türk kadın mühendis Sabiha Gürayman’ın kararlılığı ve ilk Türk kadın savaş fotoğrafçısı Semiha Es’in cesareti, kadınların her alanda ortaya koydukları başarıların ve azmin en güzel örnekleridir. Bugün de gerek ülkemizde gerek dünyanın her bir yerinde kadınlar; hukuk, ekonomi, sanat, siyaset ve sosyal yaşamın her alanında topluma yön veren, geleceği inşa eden güç olmaya devam etmektedir.
Bu duygu ve düşüncelerle kadınlara verilen değerin farkındalığında ve ayrımcılığın kati olarak karşısında olma şuuru içinde ülkemizin istiklali ve istikbali için gözünü kırpmadan canlarını feda eden aziz şehit ve kahraman gazilerimizin kıymetli anneleri, eşleri, evlatları ve kardeşleri başta olmak üzere; Üniversitemizin gelişimine mutena katkılar sunan kadın akademisyenlerimiz, personelimiz ve öğrencilerimiz ile ülkemizdeki ve dünyadaki tüm kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü en kalbî duygularımla kutluyor; kendilerine sıhhat, mutluluk ve başarılar diliyorum."

Bizi sosyal medyadan takip edin
Bu haberin kategorisini takip et:

Yorum Yaz

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.

peridilbaz
Avatarı
Peri Dilbaz
08 Mart, 2026 12:21 tarihinde yayınlandı
0
0
Okuma Süresi: 2dk

Yarış Değil Yolculuk: Okumayı Öğrenen Çocuğa Nasıl Yaklaşmalıyız?

İlkokulda Yarış Değil, Gelişim Olmalı

Okuma yazmayı öğrenmek, bir çocuğun hayatındaki en önemli dönüm noktalarından biridir. Ancak son yıllarda bu doğal öğrenme sürecinin giderek bir rekabet alanına dönüştüğünü görmek düşündürücü. Daha hızlı okuyan, daha çok kitap bitiren ya da sınıfta “en iyi okuyan” olarak öne çıkarılan çocuklar üzerinden kurulan kıyaslama dili, farkında olmadan diğer çocuklar üzerinde psikolojik bir baskı oluşturabiliyor.

Oysa pedagojik açıdan bakıldığında öğrenme, özellikle ilkokulun ilk yıllarında bireysel bir gelişim sürecidir. Her çocuğun öğrenme hızı, dikkat süresi, bilişsel gelişimi ve motivasyonu farklıdır. Bazı çocuklar okumayı kısa sürede akıcı hale getirirken, bazıları için bu süreç biraz daha zamana yayılabilir. Bu farklılık bir eksiklik değil, gelişimin doğal bir parçasıdır.

Çocukların birbirleriyle kıyaslanması ya da “daha çok çalışması” için zorlanması çoğu zaman beklenen sonucu vermez. Aksine, çocukta kaygı, yetersizlik duygusu ve öğrenmeye karşı isteksizlik oluşturabilir. Öğrenme psikolojisi bize açıkça gösteriyor ki kaygı arttıkça öğrenme performansı düşer. Çocuk kendini güvende ve kabul edilmiş hissettiğinde ise öğrenme çok daha sağlıklı ilerler.

Bu noktada hem öğretmenlere hem de ebeveynlere önemli bir görev düşüyor: Çocuğun hızına saygı duymak. Dün bir kelimeyi heceleyerek okuyan bir çocuğun bugün aynı kelimeyi daha rahat okuyabilmesi bile önemli bir ilerlemedir. Çocuğun kendi gelişimini fark etmesi, dışsal rekabetten çok daha güçlü bir motivasyon kaynağıdır.

Peki çocukları okumaya nasıl teşvik edebiliriz? Öncelikle okumanın bir görev değil, bir keşif olduğunu hissettirmek gerekir. Evde birlikte kitap okumak, hikâyeler üzerine sohbet etmek, çocuğun ilgi alanına uygun kitaplar seçmek ve küçük başarılarını fark edip takdir etmek bu sürecin en güçlü destekleridir.

Unutulmamalıdır ki eğitim bir yarış pisti değildir. Çocuklar birincilik için değil, hayatı anlamak için öğrenir. Onlara verebileceğimiz en değerli şey ise hız baskısı değil; meraklarını besleyen, güvenli ve destekleyici bir öğrenme ortamıdır.

Çünkü okumayı sevdirilen bir çocuk, yalnızca harfleri değil; dünyayı da okumaya başlar.

Çocuklar okuma yazmayı öğrenirken aslında sadece harfleri birleştirmeyi değil, kendileriyle ilgili bir inanç da geliştirirler: ‘Ben yapabilirim’ ya da ‘Ben yetersizim’. Bu inancın nasıl şekilleneceği ise yetişkinlerin yaklaşımına bağlıdır. Eğer eğitim sürecini bir yarışa dönüştürürsek kaybeden sadece çocuklar değil, öğrenme sevgisi olur. Oysa bir çocuğun merakını koruyabilmek, hızlı okutabilmekten çok daha büyük bir başarıdır.

Yorum Yaz

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.