Reklam
Reklam
profesor acikladi kahverengi kokarcanin findiktaki zarari yuzde 40 l9PTKSkQ jpg
Ihlas Haber Ajansı Avatarı
Ihlas Haber Ajansı tarafından
25 Eylül, 2024 12:15 tarihinde yayınlandı
0

Profesör açıkladı: “Kahverengi kokarcanın fındıktaki zararı yüzde 40”

Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Ziraat Fakültesi Bitki Koruma Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Celal Tuncer, “Kahverengi kokarcadan dolayı fındıkta yüzde 30-40 oranında kayıpların görüldüğü bahçeler oldu. Bu süre içerisinde mutlaka kimyasal mücadele yapmak zorundayız. Önümüzdeki yıllarda popülasyonun daha fazla artmasını bekliyoruz. Bunlara dayanarak önümüzdeki sene tarımsal ürün kayıplarını azaltmak için hangi yöntemlere başvurmamız gerektiği konusunda planlamaya ihtiyacımız var” dedi.

2017 yılında Türkiye’de görülen ve çok hızlı yayılan kahverengi kokarca, fındık başta olmak üzere birçok meyve ve sebzede kayıplara neden oluyor. Üreticilerin kabusu haline gelen bu böcek birçok kişinin önemli gelir kapısı olan fındığı derinden etkiledi. OMÜ Ziraat Fakültesi Bitki Koruma Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Celal Tuncer, kahverengi kokarcanın fındıkta verdiği zarar ve yapılması gerekenlerle ilgili önemli bilgiler verdi.

“Önümüzdeki yıllarda popülasyonun daha fazla artmasını bekliyoruz”

Prof. Dr. Celal Tuncer, “Kahverengi kokarca bütün dünyada en tehlikeli istilacı türlerden birisi olarak biliniyor. Ülkemizde 7 yıl önce görüldü ancak son 2 yılda yüksek popülasyonlar yapmaya başladı. 300’den fazla bitkiye zarar veriyor. Ülkemiz için özellikle Karadeniz Bölgesi’nde yaygın olduğu düşünüldüğünde zarar görme potansiyeli en yüksek olan bitki fındık olarak karşımıza çıkıyor. Bu sene fındıkta çok yüksek bir popülasyon görüldü. Ciddi kayıplara uğradık. Uzun vadeli mücadele yaklaşımı olarak ülkemiz 2 yıl önce klasik biyolojik mücadele dediğimiz ‘samuray arıcığını’ salarak zararlıyı uzun vadede kontrol etmeyi planladı. Program başarılı bir şekilde yürüyor. Daha titiz biçimde yürütülmesi gerekiyor. Samuray arıcığı kullanarak yapılan mücadelenin iyi sonuç vermesi 10 yıl alabilir. Bu süre içerisinde ürün kayıplarının önüne geçmek başlıca sorunumuzdur. Bunun için sonbaharda, kışlaklara geçiş başladığında böcek, evin içine girdiğinde bunların toplanıp imha edilmesi önemli bir aşamadır. Önümüzdeki sene yine ilkbahardan itibaren bu zararlı, bahçelere girmeye başladıktan sonra bunların mücadelesine yönelik önlemleri almamız gerekiyor. Özellikle fındıkta iç doldurmaya başladığı dönem olan haziran ayından itibaren hasada kadar geçen dönem kritik bir dönemdir. Bu süre içerisinde mutlaka kimyasal mücadele yapmak zorundayız. Önümüzdeki yıllarda popülasyonun daha fazla artmasını bekliyoruz. Diğer illerde, fındık yetiştirile batı bölgelerinde de zararın artması mümkün görünüyor. Fındık dışında diğer konukçularında bundan etkilenmesi söz konusudur. Kahverengi kokarca ile mücadelede üzerinde durmamız gereken önemli bir husus bu sene neyi yanlış veya eksik yaptık ki bu kadar yüksek bir zararla karşı karşıya geldik. Bunun üzerinde bir analiz yapmamız lazımdır. Bunlara dayanarak önümüzdeki sene tarımsal ürün kayıplarını azaltmak için hangi yöntemlere başvurmamız gerektiği konusunda planlamaya ihtiyacımız var. Fındıkta yüzde 30 -40 oranında kayıpların görüldüğü bahçeler oldu. Üreticilerde bir panik hali gözlemliyorum” diye konuştu.

Bizi sosyal medyadan takip edin
ilyaserbayyeni
İlyas Erbay Avatarı
İlyas Erbay
06 Mayıs, 2026 09:40 tarihinde yayınlandı
0

ÜLKEYİ FELAKETE SÜRÜKLEYEN BÜYÜK İHANET!

Aydın’ın Kuşadası ilçesinde, pazarda, dün, yaşlı bir üretici ile sohbet ettim. Davutlar yoluna cepheli 8 dönüm arazisinde; şeftali, mandalina, portakal ve limon üretiyor. Binbir zahmetle ürettiği meyveleri pazarda satarak geçimini sağlıyor.
“Yakın bir gelecekte, sebzeyi ve meyveyi para ile de alamayacağız. Bizden sonrakiler nasıl beslenecekler merak ediyorum” dedi. “Neden?” dedim. Örnekler vererek uzun uzun anlattı. Arkadaşları, komşuları; sebze ve meyve tarımı yaptıkları arazilerini villa karşılığı inşaat şirketlerine satmışlar. Aldıkları villaları satarak yada kiralayarak tarımdan kazandıklarından kat kat fazla gelir elde ediyorlarmış. Buna direnen bir kaç kişi kalmışlar. Arazisine müteahhitler 16 villa teklif etmişler. Bu yüzden çocuklarıyla arası açılmış. “Ben öleyim, bir gün beklemez satarlar bahçeleri” diyor. Arkadaşına bir kaç yıl önce, 10 dönüm arazisine karşılık 20 villa vermişler. “Zengin olunca ne oldum delisi oldu. Elindeki varlık bitmeyecek zannetti, har vurup harman savurdu. Şimdi elinde 2 villası kaldı. Yakındır onlarıda satması” dedi. Toprak geleceğimizdir, candır, hayattır hiç satılır mı? diye de ekledi.

Çok değil, 15-20 yıl önce Kuşadasından Güzelçamlı ya kadar yolun iki tarafı uçsuz bucaksız meyve ve sebze bahçeleri ile kapliydı. Şimdi gidin bakın, beton tarlaları göreceksiniz.

Davutlar ve Güzelçamlı bölgesinde, özellikle ana yol kenarlarındaki tarım arazilerinin yapılaşmaya açılması, bölgedeki ekolojik denge ve tarımsal üretim için ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Son gelişmeler, bu alanların geri dönülmez bir şekilde betonlaştığı yönündeki endişeleri haklı çıkarmaktadır.

Tarım arazilerinin inşaata açılması, sadece “yeşil alan kaybı” değil, bir ülkenin geleceğini tehdit eden çok boyutlu bir krizdir. Bu durumun yol açtığı başlıca büyük tehlikeler şunlardır:

1. Gıda Güvenliğinin Yok Olması; en temel tehlike, beslenme kaynağımızın kurumasıdır. Birinci sınıf tarım arazilerinin betonlaşması, tarımsal üretimi düşürür. Bu da gıda arzında azalmaya, dışa bağımlılığın artmasına ve mutfak enflasyonunun kontrol edilemez hale gelmesine neden olur.

2. Geri Dönüşü İmkansız Toprak Kaybı; 1 santimetre kalınlığında verimli toprağın oluşması için doğada yaklaşık 100 ila 1000 yıl gerekir. Üzerine beton dökülen toprak “ölü toprak” haline gelir. İnşaat yapıldıktan sonra o arazinin tekrar tarıma kazandırılması binlerce yıl sürer; yani bu kayıp kalıcıdır.

3. Yeraltı Su Kaynaklarının Kuruması; tarım arazileri, yağmur sularını emerek yeraltı su depolarını (akiferleri) besleyen doğal süngerlerdir. Betonlaşma bu emilimi engeller; su yer altına sızamaz, yüzey akışına geçer ve sele dönüşür. Bu da hem su kıtlığına hem de afetlere davetiye çıkarır.

4. Ekosistemin ve Biyoçeşitliliğin Bozulması; tarım alanları birçok canlı türüne ev sahipliği yapar. Betonlaşma; tozlaşmayı sağlayan arılardan faydalı mikroorganizmalara kadar tüm ekosistemi yok eder. Bu dengenin bozulması, tarımsal zararlıların artmasına ve doğal döngünün kopmasına neden olur.

5. Mikroklima Değişikliği ve Isı Adaları; beton ve asfalt ısıyı hapseder. Geniş tarım arazilerinin yerini binaların alması, o bölgenin yerel iklimini (mikroklima) değiştirerek sıcaklığı artırır. Bu durum hem enerji tüketimini artırır hem de kalan tarım alanlarındaki verimliliği düşürür.

6. Ekonomik Kırılganlık; kendi kendine yetemeyen bir ekonomi, küresel gıda fiyatlarındaki dalgalanmalara karşı savunmasız kalır. Çiftçinin topraktan kopup kente göç etmesi, işsizlik ve çarpık kentleşme gibi sosyal sorunları da beraberinde getirir.Özetle: Tarım arazisine yapılan her bina, gelecek nesillerin ekmeğinden ve suyundan çalınan bir bedeldir.

Yaşam kaynaklarımızı yok ediyoruz, can damarlarımızı kesiyoruz. Dünyanın en cahil toplumlarında bile böylesi bir ihanet göremezsiniz.

İlyas Erbay