Trabzon Ticaret ve Sanayi Odası’nın (TTSO) kütüphanesinde yer alan 1926 tarihli Osmanlıca kaleme alınan Türk Ticaret Salnamesinde kent merkezindeki iki dereden denize petrol sızdığı ve o devirde bu nedenle balık ölümlerinin yaşandığı anlatılıyor.
Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Araştırmacı-Yazar Mustafa Yazıcı, Doğu Karadeniz’de Trabzon’un Sürmene ilçesi açıkları ile Rize’nin Çayeli ilçesi açıklarında deniz alanında petrolün bulunduğunun yıllardır konuşulduğunu lakin birinci defa karada petrol izlerinin bulunduğu ile ilgili tarihi vesikalara ulaştıklarını söyledi.
Trabzon Ticaret ve Sanayi Odası’nın kütüphanesinde bulunan 1926 tarihli Osmanlıca Türk Ticaret Salnamesi isimli yapıtı geçtiğimiz yıllarda Osmanlıca’dan Türkçe’ye çeviri ettiğini tabir eden Mustafa Yazıcı, tarihi dokümanlarda Trabzon’un Zağnos ve Kemerkaya bölgelerinde yer alan derelerden denize petrol sızıntılarının olduğunun belirtildiğini ve bu nedenle balık ölümlerinin yaşandığının anlatıldığını kaydetti.
Doğu Karadeniz’de karada petrol izleri bulunduğunun tarihi vesikalarda yer aldığına dikkat çeken Yazıcı “Bu mevzu bugüne kadar hiç ele alınmadı. Bu evrakın bulunduğu kitap Trabzon Ticaret ve Sanayi Odası’ndadır. O kitapta 2.5 sayfalık 1926 tarihinde İstanbul Ticaret Odası’na yazılan rapor var. Osmanlı yazılan raporda 15 satırlık petrol kısmı var. 2000’li yılların başında o kitabı fark ettim. O kitapta Atatürk periyodunda vilayetlerden yazılan raporlar var. O kitabı benden çeviri yapılmasını istediler. Sayfalara baktığımda ’Trabzon madence Türkiye’nin en güçlü şehri’ diyor. Her yerinde maden suyu vardır. Petrol iki yerden Zağnos ve Kemerkaya’daki iki dereden sızıntı yapar. Oradaki balıkları öldürür diyordu. 25-30 sene evvel çeviri ettiğimde ben belirtilen iki noktadaki yaşlılara kitaptan bahsederek petrol kokusu olup olmadığını sordum. Çoklukla yazları Ağustos aylarında bir koku duyduklarını söylediler. Osmanlıca evrakta Trabzon’daki petrolün karadan denize sızdığı yazıyor. Bu türlü bir sızıntı 1926 yılında haber verilmiş. Bu mevzuyu kimse ele almadı. Şuan aslında petrol sızıntısının olduğu belirtilen derelerin üstü kapatılmış durumda” dedi.


Osmanlı Salnamelerinde 98 yıl önce Trabzon için petrol müjdesi
MÜJDE, ULTRA ZENGİN SAYIMIZ 4208 OLMUŞ !
Türkiye’de gelir dağılımı adaletsizliği, son yıllarda belirgin bir şekilde derinleşmiş durumda. Güncel verilere göre Türkiye, Avrupa’da gelir eşitsizliğinin en yüksek olduğu ülke konumunda. En yüksek gelire sahip %20’lik grup, toplam gelirin yaklaşık %48’ini alırken; en düşük gelire sahip %20’lik kesim toplam gelirden yalnızca %6,4 pay alabilmekte. En zengin %10’luk kesimin geliri, en yoksul %10’luk kesimin gelirinden yaklaşık 15 kat daha fazla. Gelir dağılımı eşitliğini ölçen Gini katsayısı Türkiye’de 0,461 seviyesinde. Avrupa Birliği ortalaması 0,29
ULTRA ZENGİN SAYIMIZ SON 5 YILDA %93.5 ARTMIŞ
İngiliz gayrimenkul danışmanlık şirketi Knight Frank’ın The Wealth Report 2026 verilerine göre Türkiye’de 30 milyon dolar üzeri servete sahip kişi sayısı son 5 yılda %93.5 artmış.2174 ten 4208’e çıkmış. Milyarder sayımızın aynı dönemde 35 ten 46 ya çıkacağı öngörülüyor.
Milyonlarca insan açlık ve yoksulluk mücadele ederken, milyarderlerimizin sayısı hızla artıyor.
GELİR DAĞILIMI ADALETSİZLİĞİNİ ÖNLEME ÇABALARI YETERSİZ
Dünya Bankası verilerine göre Türkiye, gelir eşitsizliği bakımından 130 ülke arasında 28. sırada yer alarak birçok gelişmekte olan ülkeden daha kötü bir tablo sergiliyor. Bu adaletsizlik, orta sınıfın zayıflamasına ve halkın büyük bir kesiminin ( yaklaşık her 10 kişiden 6’sı ) borçlu bir şekilde yaşamını sürdürmesine neden olan sosyoekonomik bir krizin temel taşlarından biridir.
Gelir dağılımdaki adaletsizliği önlemek için devletler tarafından uygulanan en temel yöntem, maliye politikası araçlarını kullanarak geliri piyasada oluştuğu halinden (birincil dağılım) daha adil bir seviyeye (ikincil dağılım) taşımaktır.
Bu adaletsizliği önlemek için kullanılan başlıca stratejiler şunlardır:
– Yüksek gelir gruplarından daha yüksek oranda vergi alınarak, toplanan kaynağın alt gelir gruplarına aktarılmasıdır.
– Düşük gelirliler üzerindeki vergi yükünü azaltmak amacıyla asgari ücretten vergi alınmaması veya temel gıdada vergi indirimleri yapılmasıdır.
– Gelirin ötesinde, birikmiş servet üzerinden alınan vergilerle servet yoğunlaşmasının önlenmesi hedeflenir.
– Yoksulluk sınırı altındaki ailelere yönelik doğrudan nakdi transferler ve sosyal güvenlik ödemeleridir.
– Sağlık, eğitim ve barınma gibi temel hizmetlerin devlet tarafından ücretsiz veya sübvansiyonlu sunulması, alt gelir gruplarının harcamalarını azaltarak dolaylı gelir artışı sağlar.
– Asgari ücretin yaşam standartlarını karşılayacak düzeyde belirlenmesi, Gini katsayısını (eşitsizlik ölçütü) düşüren doğrudan bir araçtır.
– Eğitim ve mesleki eğitim politikalarıyla düşük nitelikli işgücünün verimliliği artırılarak daha yüksek ücret alabilmeleri sağlanır.
– İşsizliğin azaltılması, hanehalkı gelirlerini doğrudan artırarak eşitsizliği azaltan en kritik faktörlerden biridir.
– Vergi kaçakçılığının önlenmesi ve çalışanların sosyal güvenlik şemsiyesi altına alınması gelir dağılımını iyileştirir.
– Eğitim ve sağlığa erişimde adaletin sağlanması, bireylerin ekonomik basamakları tırmanma şansını (sosyal mobilite) artırır.
Bu konularda bir takım çalışmalar olsa da gelir dağılımı adaletsizliğini önlemede son derece yeteresiz.
Ne yazık ki, yoksulla zengin arasındaki makas her geçen gün daha da açılıyor.
24 yılın sonunda geldiğimiz durumun özeti budur.
İlyas Erbay


