Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Recep Akdur, 20 Kasım Dünya KOAH Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı’nın (KOAH) en tehlikeli akciğer hastalıkları arasında yer aldığını belirterek, hastalığın oluşumunda en önemli risk faktörünün sigara olduğunu vurguladı.
Sigara tiryakilerinin potansiyel KOAH adayı olduğunu söyleyen Akdur, “Bazı istisnalarla birlikte bu hastalığın sadece sigara içen kişilerde görüldüğü tespit edilmiştir.” dedi.
KOAH’ın ölümlere yol açtığına dikkat çeken Akdur, sigaraya erken yaşlarda başlayan, uzun yıllar ve fazla sayıda sigara içen kişilerde KOAH’ın erken görüldüğünü ve ağır bir seyir izlediğini belirtti.
Akdur; sigara dumanının; katran, karbon monoksit ve nikotine ek olarak, amonyak, arsenik, hidrojen siyanür, formaldehit ve metan gibi son derece zehirli olan 4 binden fazla kimyasal madde içerdiğini vurgulayarak şunları söyledi:
“Sigara dumanının içerdiği katran akciğerlere zarar verirken, karbon monoksit kan dolaşımına girerek dokuların oksijen almasını zorlaştırır, damar içi pıhtılaşmayı artırarak, atardamarların iç duvarlarına zarar verir. Sigara içmeye başlayan hatta uzun yıllar sigara içen kişilerde, kimi zaman belirti vermeden sinsi ilerleyen KOAH, ileri yaşlarda fark edildiğinde tedavi için geç kalınmış olur. Elektronik sigara da, sigara, puro ve nargile gibi bağımlılık yapıyor. Elektronik sigara, içeriği ve sağlığa zararları itibariyle sigarayla eşdeğer. Ölümlere yol açan KOAH’dan korunmak için, sigara ve dumanından uzak durmak hayati önem taşıyor. Başta sigara, elektronik sigara, nargile ve purodan tümüyle uzak durmak, KOAH’dan korunma konusunda yaşamsal açıdan oldukça önemli.”
Madencilik ve fırın işçiliği gibi bazı mesleki faktörlerin ve ısınma amaçlı tezek yakılmasının da KOAH’a zemin hazırladığına dikkat çeken Prof. Dr. Recep Akdur, nefes darlığı, öksürük, balgam yakınmaları olan ve özellikle sigara içen kişilerin mutlaka ve vakit kaybetmeden göğüs hastalıkları uzmanına başvurmaları gerektiğini sözlerine ekledi.


Ölümlere yol açan KOAH’ın başlıca nedeni sigara
BARÜ’de Filistin’in dünü, bugünü ve yarını anlatıldı
Bartın Üniversitesinde (BARÜ) Filistin’in geçmişten günümüze tarihi süreci anlatılırken bölgede yaşanan insanlık dramına dikkat çekildi.
Bartın Üniversitesi (BARÜ) Filistin’de yaşanan insanlık dramına dikkat çekmek ve toplumsal farkındalığı artırmak hedefiyle çalışmalarını sürdürüyor. Bu doğrultuda Kariyer Planlama Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından “Ölümcül ve Ölümsüz Kimliklerin Coğrafyası: Filistin’in Dünü, Bugünü ve Yarını” başlıklı bir program düzenlendi. Filistin meselesinin farklı boyutlarıyla ele alındığı etkinlikte konuşmacı olarak İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Tarih Bölümünden Prof. Dr. Hasan Hüseyin Güneş yer aldı.
Rektör Akkaya, boykota devam edilmesinin önemini vurguladı
Programın açılışında konuşan BARÜ Rektörü Prof. Dr. Ahmet Akkaya, “Bugün burada ölümcül ve ölümsüz kimliklerin coğrafyasını konuşacağız. Aklımıza burada şair Mehmet Akif İnan geliyor. ‘Mescid-i Aksayı gördüm düşümde. Bir çocuk gibiydi ve ağlıyordu.’ Bu dizelerde ifade edilen Mescid-i Aksa’da 2,5 yıldır insanlığa sığmayan bir zulüm yaşatılıyor. Bu noktada bizler ne kadar somut adım atarsak o kadar kıymetlidir. Lütfen, her daim boykota devam edelim. Çocuklar öldü, kadınlar öldü, aileler dağıldı. Yaşanan acılarını unutmayalım, boykotu uygulayalım.” ifadelerini kullandı.
Filistin meselesini toplumsal hafıza, insan onuru, hukuk ve vicdan çerçevesinde değerlendiren Prof. Dr. Hasan Hüseyin Güneş, Filistin’de bir halkın kendi vatanında nasıl görünmez kılınmaya çalışıldığını ve buna rağmen kimliğini, hafızasını ve yaşama iradesini nasıl koruduğunu anlattı.
“Filistin’de kimlik, hafıza ve insanlık mücadelesi yaşanıyor”
Konuşmasında “ölümcül kimlik” ve “ölümsüz kimlik” kavramlarını değerlendiren Prof. Dr. Güneş, “Ölümcül kimlik, bir halkı insan olarak değil; tehdit, güvenlik sorunu ya da ortadan kaldırılması gereken bir engel olarak görmeye dayanıyor. Buna karşılık ölümsüz kimlik ise yıkılan evlere rağmen saklanan anahtarlarda, boşaltılan köylere rağmen yaşatılan hatıralarda, kaybedilen çocukların isimlerinde ve bir halkın sesini dünyaya duyurma kararlılığında varlığını sürdürüyor.” dedi.
Programda Gazze’de yaşanan insani dram detaylarıyla anlatıldı. Bombardımanlar, zorunlu göç, açlık, susuzluk, yıkılan hastaneler, okullar, ibadethaneler ve evlerin yalnızca savaşın bir sonucu olarak görülemeyeceği ifade edildi. Bir okulun yıkılmasının çocukların geleceğini, bir hastanenin vurulmasının yaralıların yaşama hakkını, bir evin yok edilmesinin ise aile hafızasını ve güven duygusunu ortadan kaldırdığı da vurgulandı.
İlgiyle takip edilen program, Filistin meselesinin insanlığın adalet, hukuk ve vicdan sınavı olduğuna dikkat çekilmesi ve bu konuda farkındalığı artırmaya yönelik çalışmaların sürdürülmesi gerektiği mesajıyla sona erdi.


