blank
Aylin Sarıoğlu tarafından
11 Ocak, 2026 13:30 tarihinde yayınlandı
Okuma Süresi: 1dk
Yorum: 0

Oflaz’dan Vali  Yavuz’a Veda Ziyareti

Resmî Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Adana Valiliği görevine atanan Vali Mustafa Yavuz,  Kardemir Yönetim Kurulu Başkanı Muhammed Ali Oflaz’ı makamında misafir etti.

Gerçekleştirilen veda ziyaretinde; Karabük’ün sanayi altyapısı, istihdam olanakları, Kardemir’in il ekonomisine sağladığı katkılar ve kamu–özel sektör iş birliği çerçevesinde yürütülen çalışmalar ele alındı. Vali Mustafa Yavuz, görev süresi boyunca Karabük’ün sanayi kimliğinin güçlendirilmesinde Kardemir’in üstlendiği stratejik role dikkat çekti.

Karabük’te görev yapmaktan büyük bir onur ve memnuniyet duyduğunu ifade eden Vali Mustafa Yavuz, ilin kalkınmasına yönelik çalışmalarda Kardemir yönetimiyle kurulan yapıcı ve uyumlu iş birliğinden dolayı Kardemir Yönetim Kurulu Başkanı Muhammed Ali Oflaz’a teşekkür etti. Kardemir Yönetim Kurulu Başkanı Muhammed Ali Oflaz ise Vali Mustafa Yavuz’un Karabük’te görev yaptığı süre boyunca sanayi, istihdam ve yatırım odaklı çalışmalara her zaman destek verdiğini belirterek, Karabük'e  sunduğu katkılar dolayı teşekkür etti.

Bizi sosyal medyadan takip edin

Yorum Yaz

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.

blank
Avatarı
Atilla Çilingir tarafından
11 Ocak, 2026 13:32 tarihinde yayınlandı
Okuma Süresi: 3dk
Yorum: 0

KIBRIS’TA ÇÖZÜMÜN ADI TESLİMİYET Mİ?

  Kıbrıs konusuyla ilgili bir haber oluştuğunda akla ilk gelen şey adada istenen çözümdür. Her türlü sorunun çözüldüğü bir ülkede yaşamayı kim istemez ki?

  Ama gelin görün ki, bazı bölgelerde bu o kadar kolay olmuyor. Hele ki o ülkede yaşayan kimliği, dini dili, örf ve âdeti apayrı iki halk var ise bu hiç olmuyor!

  Pekiyi ne olacak? Bu bölgelerde yaşayanlar nasıl huzur bulup, geleceğe umutla bakacak?

  Kıbrıs adasında aranan çözüm aslında 1974’te gerçekleşmiş, adanın gerçeklerini barındıran çözüm yıllar önce bulunmuş, adaya barış ve huzur gelmiştir.

  Nedir bulunan çözüm?

  52 yıldan beri var olan iki devletin varlığıdır.

  Bu gerçeği görmeden haydi bakalım Kıbrıs konusuna yeniden çözüm bulalım demek, Kıbrıs adasında yaşanan bu gerçeği görmezden gelmekten başka bir şey değildir.

  Aslında adada yeni bir çözüm arayanların görmezden geldikleri, görmek istemedikleri yegâne şey Kıbrıs Türk Halkının adadaki varlığı, Türkiye’nin ve Türk askerinin bu varlığı korumak adına adada bulunması, yasal garantörlük hakkını kullanmasıdır.

 Kıbrıs adasında, özellikle de bu adanın çevresinde bulunan zengin doğal gaz yataklarında gözü kulağı olan devletler, onların temsil ettiği BM, AB gibi kuruluşlar yapmış olduğu her açıklamada, ortaya koydukları her planda adada çözüm arayışlarını ön plana çıkararak tarafları görüşme masasına çekerler!

  Görüşme masası kurulur ve her defasında da sonuç alınamadan bozulur!

  Bunun tek nedeni Rum tarafının çözüm için dayattığı adanın tek hâkimi, tek temsil edeni olması isteğidir.

  Hiçbir zaman değişmeyecek olan bu isteğin tek amacı Kıbrıs Türk’ünün adadaki diğer azınlıklar gibi Rum’un yönetimi altına girmesinden başka bir şey değildir.

 Bu amaç için Rum tarafının yapmış olduğu en önemli hamle 1963 yılında Kıbrıs Cumhuriyetinin anayasal kurucu ortağı olan Türklerin bu yönetimden atılmaları olmuştur. Ancak bunun cevabını 11 yıl sonra 1974’te alarak, böyle bir teslimiyetin olmayacağını öğrenen Rumlar. Yıllar sonra bu defa 2004 yılında Annan tuzak planı ile AB çatısı altında adayı ele geçirmek istemişseler de Türkiye’nin buna karşı çıkması sonucu yine muvaffak olamamışlardır.

  Bugün hala böylesi bir teslimiyetin peşinde koşarak, Kıbrıs Türk’ünü yok sayan bir zihniyetin ve bu zihniyeti destekleyen Hristiyan âleminin var olduğu bir dünyada adada adil ve kalıcı bir çözüm olabilir mi?

 Daha geçtiğimiz hafta içinde AB’nin dönem başkanlığı görevine başlayacak olan GKRY lideri Bay Hristo’nun görevi devir alma töreninde AB Komisyonu başkanı Ursula von der Leyen’in yapmış olduğu konuşmada adanın gerçeklerini görmezden gelerek, Türklerden tek kelime dahi etmeden ‘’Birleşik Kıbrıs’’ için çalışılmasını istemesi ne kadar doğrudur?

 ‘’Birleşik Kıbrıs’’ 1963 yılında Rumların Türkleri yok etmek istemesiyle tarihin derinliklerine gömülmüş, bir daha hiçbir şekilde var olmayacaktır.

  ‘’Birleşik Kıbrıs’’ demek Kıbrıs Türk Halkının tarihsel ve hukuksal kazanımlarının yok edildiği bir yapının içinde yaşamak demektir.

    Ki, böyle bir yapının hayata geçmesi Kıbrıs Türk’ünün Rum tarafına teslimiyetinden başka bir şey değildir. Böylesi bir duruma Kıbrıs Türk halkı hiçbir zaman evet demeyecek, Türkiye de buna müsaade etmeyecektir.

 AB Komisyonu başkanı, BM Genel sekreteri koltuğunda oturan siyasetçiler, bu Rum taraflı siyaset uygulamalarını terk etmedikleri sürece adanın bugünkü yapısı değişebilir mi? Onlarda Rum taraflı siyaset uygulamalarını değiştirmeyeceklerine göre adada geçmişe yeniden dönmek hiçbir zaman mümkün olmayacaktır.

   Yazımın giriş bölümünde de belirttiğim gibi adada çözüm 52 yıl önce bulunmuş, tarihi gerçekler yerini bulmuştur.

   Çözümün adı; günümüzdeki iki devletli yapıdır.

    Bu gerçek bugün kabul görmeyebilir ama yıllar içinde bu yapının varlığı giderek ön plana çıkacak, Türkiye’nin de çabalarıyla adanın kuzeyinde kurulu KKTC mutlaka tanınacaktır.

   İşte Rum tarafının ve onların işbirlikçisi AB ve BM’in asıl korktuğu da budur. Onlar her ne kadar adadaki çözümü; Kıbrıs Türk Halkının Rum tarafının tüm isteklerini kabul etmeleri olarak görseler de bu Türklerin Rumlara teslimiyetinden başka bir şey değildir. Bu Enosis rüyası ise hiçbir zaman gerçekleşmeyecektir.

Atilla Çilingir

www.atillacilingir.com

11 Ocak 2026

Yorum Yaz

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.