KASTAMONU ’da Nasrullah Meydanı, Kastamonu Belediyesi tarafından çevre düzenleme projesinde sona gelindi. Nasrullah Meydanı projesini, 1969 yılında Ersen Gürsel’in “Side ve Çevresi Turizm Planlaması” yarışmasında birincilik ödülünü aldığı Nihat Güner ve Mehmet Çubuk’un katılımıyla kurulmuş olan EPA Mimarlık ve Şehircilik Atölyesi tarafından yapılıyor.
Sultanahmet Meydanının kaderini değiştiren Sultanahmet ve Çevresi Düzenleme Projesini yapan EPA Mimarlık ve Şehircilik Atölyesi, bu başarılı projedeki deneyim ve başarısını Kastamonu Nasrullah Meydanı ve çevre düzenleme çalışmalarında bir kez daha gösterme kararı aldı.
Kastamonu Belediye Başkanı Tahsin Babaş, “Şehirleri birbirinden ayıran ve adeta o şehre bir kimlik kazandıran en önemli unsurlarından bir tanesi şehirlerin meydanlarıdır. Nasrullah meydanı ’da Kastamonu’muza tarih boyunca unutulmayacak anıların ve olayların yaşandığı, Kastamonu denilince ilk akla gelen görkemli alanlar arasındadır. Ekibimizin başarışı ve tecrübesiyle bu tarihi meydan aynen Sultanahmet Meydanı’nda olduğu gibi görkemli bir kimlik ve tarihi dokusuna uygun yaşanılası otantik bir mekân haline dönüşecektir” dedi.
NASRULLAH MEYDANI’NI CAMİ İLE TAMAMLAYACAĞIZ
Nasrullah Meydanı ve çevresinin projesi üzerinde durduklarını belirten Kastamonu Belediye Başkanı Babaş, “En çok üzerinde durduğumuz projelerden biri Nasrullah Meydanı ve Çevresi Kentsel Tasarım Proje çalışması devam ediyor. İnşallah Nasrullah Camii tadilat çalışmaları bitmeden belediye olarak biz de çevre çalışmalarına başlayıp, çevre düzenlemesini tamamlamak istiyoruz” diye konuştu.


NASRULLAH Meydanı ve Çevresi, Kentsel Tasarım Projesinde Sona Yaklaşılıyor
BARÜ’de Filistin’in dünü, bugünü ve yarını anlatıldı
Bartın Üniversitesinde (BARÜ) Filistin’in geçmişten günümüze tarihi süreci anlatılırken bölgede yaşanan insanlık dramına dikkat çekildi.
Bartın Üniversitesi (BARÜ) Filistin’de yaşanan insanlık dramına dikkat çekmek ve toplumsal farkındalığı artırmak hedefiyle çalışmalarını sürdürüyor. Bu doğrultuda Kariyer Planlama Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından “Ölümcül ve Ölümsüz Kimliklerin Coğrafyası: Filistin’in Dünü, Bugünü ve Yarını” başlıklı bir program düzenlendi. Filistin meselesinin farklı boyutlarıyla ele alındığı etkinlikte konuşmacı olarak İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Tarih Bölümünden Prof. Dr. Hasan Hüseyin Güneş yer aldı.
Rektör Akkaya, boykota devam edilmesinin önemini vurguladı
Programın açılışında konuşan BARÜ Rektörü Prof. Dr. Ahmet Akkaya, “Bugün burada ölümcül ve ölümsüz kimliklerin coğrafyasını konuşacağız. Aklımıza burada şair Mehmet Akif İnan geliyor. ‘Mescid-i Aksayı gördüm düşümde. Bir çocuk gibiydi ve ağlıyordu.’ Bu dizelerde ifade edilen Mescid-i Aksa’da 2,5 yıldır insanlığa sığmayan bir zulüm yaşatılıyor. Bu noktada bizler ne kadar somut adım atarsak o kadar kıymetlidir. Lütfen, her daim boykota devam edelim. Çocuklar öldü, kadınlar öldü, aileler dağıldı. Yaşanan acılarını unutmayalım, boykotu uygulayalım.” ifadelerini kullandı.
Filistin meselesini toplumsal hafıza, insan onuru, hukuk ve vicdan çerçevesinde değerlendiren Prof. Dr. Hasan Hüseyin Güneş, Filistin’de bir halkın kendi vatanında nasıl görünmez kılınmaya çalışıldığını ve buna rağmen kimliğini, hafızasını ve yaşama iradesini nasıl koruduğunu anlattı.
“Filistin’de kimlik, hafıza ve insanlık mücadelesi yaşanıyor”
Konuşmasında “ölümcül kimlik” ve “ölümsüz kimlik” kavramlarını değerlendiren Prof. Dr. Güneş, “Ölümcül kimlik, bir halkı insan olarak değil; tehdit, güvenlik sorunu ya da ortadan kaldırılması gereken bir engel olarak görmeye dayanıyor. Buna karşılık ölümsüz kimlik ise yıkılan evlere rağmen saklanan anahtarlarda, boşaltılan köylere rağmen yaşatılan hatıralarda, kaybedilen çocukların isimlerinde ve bir halkın sesini dünyaya duyurma kararlılığında varlığını sürdürüyor.” dedi.
Programda Gazze’de yaşanan insani dram detaylarıyla anlatıldı. Bombardımanlar, zorunlu göç, açlık, susuzluk, yıkılan hastaneler, okullar, ibadethaneler ve evlerin yalnızca savaşın bir sonucu olarak görülemeyeceği ifade edildi. Bir okulun yıkılmasının çocukların geleceğini, bir hastanenin vurulmasının yaralıların yaşama hakkını, bir evin yok edilmesinin ise aile hafızasını ve güven duygusunu ortadan kaldırdığı da vurgulandı.
İlgiyle takip edilen program, Filistin meselesinin insanlığın adalet, hukuk ve vicdan sınavı olduğuna dikkat çekilmesi ve bu konuda farkındalığı artırmaya yönelik çalışmaların sürdürülmesi gerektiği mesajıyla sona erdi.


