Reklam
Reklam
Karabük Postası Avatarı
Karabük Postası tarafından
17 Haziran, 2014 14:58 tarihinde yayınlandı
0

MHP İl Teşkilatından Çatı Adaya Tam Destek

MHP İL Başkanı Burhanettin Arslan, CHP ve MHP’nin uzlaştığı çatı adaya İl teşkilatı olarak tam destek verdiklerini söyledi.  Geçtiğimiz günlerde bir İnternet Sitesinde Merkez İlçe eski Başkanı Feramuz Akbulut’un yaptığı açıklamaya da değinen Arslan, “Ben kendisini Allaha havale ediyorum. Bu arkadaş fitne fesat peşindedir” dedi.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) İl Başkanı Burhanettin Arslan, CHP ve MHP’nin uzlaştığı adaya İl Teşkilatı olarak tam destek verdiklerini söyledi.

İl Başkanlığında Gazetecilere açıklamalarda bulunan Arslan; Genel Başkanları Devlet Bahçeli’nin iki aydır Cumhurbaşkanı adayı konusunda çok titiz bir çalışma sergilediğini ifade ederek,  Cumhurbaşkanlığı için aday gösterilen Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu’nun olumlu bir insan olduğunu, İhsanoğlu’nun seçimlere kadar kamuoyuna iyi tanıtabildiği takdirde seçilme şansının yüksek olduğunu söyledi.

Milliyetçi Hareket Partisi’nin Cumhurbaşkanlığı seçimleri için start verdiğini belirten Arslan, “Bizim bu noktada CHP ile hareket etmemizin nedeni, yüzde 17’lik oy oranı ile Cumhurbaşkanını seçme şansımız yok.  AKP ile de birliktelik sağlamak mümkün değil. Bu yüzden Genel Merkezin çalışmaları ile alınan karar doğrultusunda CHP ile de görüşülerek, böyle bir karara varıldı. Aday her ne kadar ortak aday olsa da çizgi olarak Milliyetçi Hareket Partisine daha yakın. Muhafazakâr ve Milliyetçi bir isim. Seçilme şansı yüksek. Genel merkezin aldığı kararı destekliyoruz” dedi

Arslan geçtiğimiz günlerde bir internet sitesinde MHP eski Merkez İlçe Başkanı Feramuz Akbulut  tarafından verilen beyanatla ilgili yaptığı açıklamada, “Ülkücünün eskisi yenisi olmaz. Ülkücü her zaman Ülkücüdür.  1 Mart itibarı ile biz 20 kişi il ve ilçe yönetimine getirildik. Görev yapan arkadaşlarımız başarısız bulundu ve görevlerinden alınmıştı. Bizlerde Genel merkez tarafından bu göreve getirildik. Seçimlerde biz bu arkadaşlarımızla canla başla gece gündüz çalıştık. İnsanız, yanlışımız da olabilir, doğrumuz da olabilir. Gerçek ülkücü, gerçek partili, partisine zarar vermez. Buna suyu bulandırıp balık avlamak denir. Bunlar yönetimi nasıl yıkarız da tekrar geliriz düşüncesi ile basındaki bazı arkadaşlarla ortaklaşa hazırlamış oldukları bu metni daha sonra basına vererek yayınlamışlardır. O metinde geçen kelimelerin hepsi iki gün önce bir basın mensubu tarafından bana sorulmuştur.Ben şu anda telefonda bu iş olmaz daha sonra sana cevap veririm dedim. Ama aynı metni başka birisinin kalemiyle alınmış gibi gösterip sonra da eski Başkan, Susanlar eski Şeytandır kelimelerini başına ekleyerek partiyi küçük düşürecek kelimeler söylemiştir. Bunlar bunun karakterinin ne olduğunu ortaya koymuştur. Ben kendisini Allaha havale ediyorum.

Fabrikadaki üç arkadaşımız görevden alındıktan sonra biz Basına gösteriş olsun diye kendimizi göstermek için çıkmadık ama onlarla ilgili her türlü görüşmeleri yaptık. Biz görüşerek bu arkadaşlara nasıl zarar getirmeyiz diye uğraştık sonunda bu arkadaşların ünvanları alındı ama özlük haklarından hiçbir kayıpları olmadı şu anda Fabrikada çalışıyorlar. Onlardan çok biz üzüldük ama yapacak başka bir şey yok. Bu arkadaşların Belediye görev verilmesine dün razı olanların bugün konuşmaya hakkı yoktur. Ben onları getirmedim. Ben geldiğimde bu listelerin hepsi hazırlanmıştı. Ben onun yaptıklarını kendisinin daha çok iyi düşünmesini tavsiye ediyorum.  Bu arkadaş fitne fesat peşindedir. Eğer bir yanlış varsa bir araya gelinir ve konuşularak çözülür. Böyle değil. Yanlış varsa düzeltilir” dedi

Bizi sosyal medyadan takip edin
ilyaserbayyeni
İlyas Erbay Avatarı
İlyas Erbay
06 Mayıs, 2026 09:40 tarihinde yayınlandı
0

ÜLKEYİ FELAKETE SÜRÜKLEYEN BÜYÜK İHANET!

Aydın’ın Kuşadası ilçesinde, pazarda, dün, yaşlı bir üretici ile sohbet ettim. Davutlar yoluna cepheli 8 dönüm arazisinde; şeftali, mandalina, portakal ve limon üretiyor. Binbir zahmetle ürettiği meyveleri pazarda satarak geçimini sağlıyor.
“Yakın bir gelecekte, sebzeyi ve meyveyi para ile de alamayacağız. Bizden sonrakiler nasıl beslenecekler merak ediyorum” dedi. “Neden?” dedim. Örnekler vererek uzun uzun anlattı. Arkadaşları, komşuları; sebze ve meyve tarımı yaptıkları arazilerini villa karşılığı inşaat şirketlerine satmışlar. Aldıkları villaları satarak yada kiralayarak tarımdan kazandıklarından kat kat fazla gelir elde ediyorlarmış. Buna direnen bir kaç kişi kalmışlar. Arazisine müteahhitler 16 villa teklif etmişler. Bu yüzden çocuklarıyla arası açılmış. “Ben öleyim, bir gün beklemez satarlar bahçeleri” diyor. Arkadaşına bir kaç yıl önce, 10 dönüm arazisine karşılık 20 villa vermişler. “Zengin olunca ne oldum delisi oldu. Elindeki varlık bitmeyecek zannetti, har vurup harman savurdu. Şimdi elinde 2 villası kaldı. Yakındır onlarıda satması” dedi. Toprak geleceğimizdir, candır, hayattır hiç satılır mı? diye de ekledi.

Çok değil, 15-20 yıl önce Kuşadasından Güzelçamlı ya kadar yolun iki tarafı uçsuz bucaksız meyve ve sebze bahçeleri ile kapliydı. Şimdi gidin bakın, beton tarlaları göreceksiniz.

Davutlar ve Güzelçamlı bölgesinde, özellikle ana yol kenarlarındaki tarım arazilerinin yapılaşmaya açılması, bölgedeki ekolojik denge ve tarımsal üretim için ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Son gelişmeler, bu alanların geri dönülmez bir şekilde betonlaştığı yönündeki endişeleri haklı çıkarmaktadır.

Tarım arazilerinin inşaata açılması, sadece “yeşil alan kaybı” değil, bir ülkenin geleceğini tehdit eden çok boyutlu bir krizdir. Bu durumun yol açtığı başlıca büyük tehlikeler şunlardır:

1. Gıda Güvenliğinin Yok Olması; en temel tehlike, beslenme kaynağımızın kurumasıdır. Birinci sınıf tarım arazilerinin betonlaşması, tarımsal üretimi düşürür. Bu da gıda arzında azalmaya, dışa bağımlılığın artmasına ve mutfak enflasyonunun kontrol edilemez hale gelmesine neden olur.

2. Geri Dönüşü İmkansız Toprak Kaybı; 1 santimetre kalınlığında verimli toprağın oluşması için doğada yaklaşık 100 ila 1000 yıl gerekir. Üzerine beton dökülen toprak “ölü toprak” haline gelir. İnşaat yapıldıktan sonra o arazinin tekrar tarıma kazandırılması binlerce yıl sürer; yani bu kayıp kalıcıdır.

3. Yeraltı Su Kaynaklarının Kuruması; tarım arazileri, yağmur sularını emerek yeraltı su depolarını (akiferleri) besleyen doğal süngerlerdir. Betonlaşma bu emilimi engeller; su yer altına sızamaz, yüzey akışına geçer ve sele dönüşür. Bu da hem su kıtlığına hem de afetlere davetiye çıkarır.

4. Ekosistemin ve Biyoçeşitliliğin Bozulması; tarım alanları birçok canlı türüne ev sahipliği yapar. Betonlaşma; tozlaşmayı sağlayan arılardan faydalı mikroorganizmalara kadar tüm ekosistemi yok eder. Bu dengenin bozulması, tarımsal zararlıların artmasına ve doğal döngünün kopmasına neden olur.

5. Mikroklima Değişikliği ve Isı Adaları; beton ve asfalt ısıyı hapseder. Geniş tarım arazilerinin yerini binaların alması, o bölgenin yerel iklimini (mikroklima) değiştirerek sıcaklığı artırır. Bu durum hem enerji tüketimini artırır hem de kalan tarım alanlarındaki verimliliği düşürür.

6. Ekonomik Kırılganlık; kendi kendine yetemeyen bir ekonomi, küresel gıda fiyatlarındaki dalgalanmalara karşı savunmasız kalır. Çiftçinin topraktan kopup kente göç etmesi, işsizlik ve çarpık kentleşme gibi sosyal sorunları da beraberinde getirir.Özetle: Tarım arazisine yapılan her bina, gelecek nesillerin ekmeğinden ve suyundan çalınan bir bedeldir.

Yaşam kaynaklarımızı yok ediyoruz, can damarlarımızı kesiyoruz. Dünyanın en cahil toplumlarında bile böylesi bir ihanet göremezsiniz.

İlyas Erbay