Eski Hak-İş Genel Sekreteri ve Çelik-İş Sendikası eski Genel Başkanlarından Metin Türker, ölümünün 22. yılında mezarı başında anıldı.
Geçirdiği rahatsızlık sonucu 6 Aralık 1997’de tedavi gördüğü Amerika’da hayatını kaybeden Türker için ölümünün 22. yılında Öğlebeli Mahallesi’ndeki anıt mezarı başında mevlit okunarak dua edildi. Anma törenine, Türker’in yakınlarının yanı sıra, Çelik-İş Sendikası Genel Başkanı Yunus Değirmenci, Çelik- İş Sendikası genel merkez yöneticileri, KARDEMİR AŞ. yetkilileri, Çelik-İş Sendikası Karabük Şube yöneticileri, Kardemir Karabükspor yöneticileri, futbolcular ve fabrika çalışanları katıldılar.
Çelik-İş Sendikası Genel Başkanı Yunus Değirmenci, burada yaptığı konuşmada, toplumsal işlerde cemiyetçilik de insanlar hoş bir seda bırakıyorsa işte Metin ağabeyimizin kabrinde olduğu gibi 22 yıl sonra da anılabiliyorsa doğru işler yapılmış demektir. Doğru insan olunmuştur demektir. Bizde Metin ağabeyimizin bıraktığı çizgiden yolumuza devam ediyoruz. Türkiye’de sendikacılık kavramı konuşulmaya başladığında Metin Türker akla gelir. Bize bıraktığı Çelik-İş sendikasını ondan aldığımız ilhamla öğrettikleriyle tecrübeyle bizde yolumuza devam ediyoruz. Karabük’te kapanan bir fabrikayı, karanlığa gömülen bir şehri tekrar rahmetli Necati Çelik, Mutullah Yolbulan ile birlikte kol kola girerek hem KARDEMİR’i hem de Karabük’ü kurtaran ender insanlardan biri olarak anılmaya devam edecektir. Dolayısı ile Genel Başkanımızla ilk tanıştığımızda da gurur duyduk, ölümünden 22 yıl sonra da gurur duyuyoruz” dedi.
Kur’an-ı Kerim ve duaların okunduğu tören Türker’in mezarına karanfil bırakılması sonrası son bulurken, Genel Başkan Değirmen KARDEMİR eski Yönetim Kurulu Başkanı Mutullah Yolbulan’ın da mezarını ziyaret ederek dua etti.


Metin Türker ölümünün 22. yılında mezarı başında anıldı
BARÜ’de Filistin’in dünü, bugünü ve yarını anlatıldı
Bartın Üniversitesinde (BARÜ) Filistin’in geçmişten günümüze tarihi süreci anlatılırken bölgede yaşanan insanlık dramına dikkat çekildi.
Bartın Üniversitesi (BARÜ) Filistin’de yaşanan insanlık dramına dikkat çekmek ve toplumsal farkındalığı artırmak hedefiyle çalışmalarını sürdürüyor. Bu doğrultuda Kariyer Planlama Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından “Ölümcül ve Ölümsüz Kimliklerin Coğrafyası: Filistin’in Dünü, Bugünü ve Yarını” başlıklı bir program düzenlendi. Filistin meselesinin farklı boyutlarıyla ele alındığı etkinlikte konuşmacı olarak İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Tarih Bölümünden Prof. Dr. Hasan Hüseyin Güneş yer aldı.
Rektör Akkaya, boykota devam edilmesinin önemini vurguladı
Programın açılışında konuşan BARÜ Rektörü Prof. Dr. Ahmet Akkaya, “Bugün burada ölümcül ve ölümsüz kimliklerin coğrafyasını konuşacağız. Aklımıza burada şair Mehmet Akif İnan geliyor. ‘Mescid-i Aksayı gördüm düşümde. Bir çocuk gibiydi ve ağlıyordu.’ Bu dizelerde ifade edilen Mescid-i Aksa’da 2,5 yıldır insanlığa sığmayan bir zulüm yaşatılıyor. Bu noktada bizler ne kadar somut adım atarsak o kadar kıymetlidir. Lütfen, her daim boykota devam edelim. Çocuklar öldü, kadınlar öldü, aileler dağıldı. Yaşanan acılarını unutmayalım, boykotu uygulayalım.” ifadelerini kullandı.
Filistin meselesini toplumsal hafıza, insan onuru, hukuk ve vicdan çerçevesinde değerlendiren Prof. Dr. Hasan Hüseyin Güneş, Filistin’de bir halkın kendi vatanında nasıl görünmez kılınmaya çalışıldığını ve buna rağmen kimliğini, hafızasını ve yaşama iradesini nasıl koruduğunu anlattı.
“Filistin’de kimlik, hafıza ve insanlık mücadelesi yaşanıyor”
Konuşmasında “ölümcül kimlik” ve “ölümsüz kimlik” kavramlarını değerlendiren Prof. Dr. Güneş, “Ölümcül kimlik, bir halkı insan olarak değil; tehdit, güvenlik sorunu ya da ortadan kaldırılması gereken bir engel olarak görmeye dayanıyor. Buna karşılık ölümsüz kimlik ise yıkılan evlere rağmen saklanan anahtarlarda, boşaltılan köylere rağmen yaşatılan hatıralarda, kaybedilen çocukların isimlerinde ve bir halkın sesini dünyaya duyurma kararlılığında varlığını sürdürüyor.” dedi.
Programda Gazze’de yaşanan insani dram detaylarıyla anlatıldı. Bombardımanlar, zorunlu göç, açlık, susuzluk, yıkılan hastaneler, okullar, ibadethaneler ve evlerin yalnızca savaşın bir sonucu olarak görülemeyeceği ifade edildi. Bir okulun yıkılmasının çocukların geleceğini, bir hastanenin vurulmasının yaralıların yaşama hakkını, bir evin yok edilmesinin ise aile hafızasını ve güven duygusunu ortadan kaldırdığı da vurgulandı.
İlgiyle takip edilen program, Filistin meselesinin insanlığın adalet, hukuk ve vicdan sınavı olduğuna dikkat çekilmesi ve bu konuda farkındalığı artırmaya yönelik çalışmaların sürdürülmesi gerektiği mesajıyla sona erdi.


