Reklam
Reklam
leblebiye adanmis bir omur 66 yildir babasindan ogrendigi yontemle kavuruyor JijglVdu
Ihlas Haber Ajansı Avatarı
Ihlas Haber Ajansı tarafından
13 Mart, 2025 16:22 tarihinde yayınlandı
0

Leblebiye adanmış bir ömür: 66 yıldır babasından öğrendiği yöntemle kavuruyor

Türkiye’de “leblebi” denince akla birinci gelen yer olan Çorum’da 66 yıldır leblebicilik yapan 74 yaşındaki yaşındaki Yaşar Bodur, babasından devraldığı mesleği artık oğluna miras bırakarak yaşatmak istiyor.

Çorum’da yaşayan 74 yaşındaki leblebi ustası Yaşar Bodur, babasından öğrendiği mesleğini 66 yıldır sürdürüyor. Babasının yanında çırak olarak çalışmaya başlayarak leblebi imalatını öğrenen Bodur, 66 yıldır klasik metotlarla leblebi üretiyor. Mesleğini sanat olarak tanımlayan Bodur, yıllardır klâsik yollarla yaptığı leblebilerle damakları şenlendiriyor. Mesleğini oğlu Osman Bodur’a miras bırakarak Çorum’un klâsik zanaatını geleceğe taşımak istediğini tabir eden Bodur, leblebinin meşakkatli üretim sürecini anlattı.

“Kaliteli bir eser elde edebilmek için o eserin ham hususunda çok ihtimam göstermeliyiz”

Leblebeleri babasından öğrendiği biçimde, hiçbir değişiklik yapmadan yaptığını söyleyen Yaşar Bodur “Leblebicilik baba sanatı olmasından ötürü yaklaşık olarak 66 yıldır bu sanatın içindeyim. Geçmişte nohudun leblebiye dönüşmesi için hangi süreçleri yapıyorsak tekrar günümüzde birebir süreçleri yapıyoruz. Birinci başta Leblebi için en uygun nohudu temin etmemiz gerekiyor. Kaliteli bir eser elde edebilmek için o eserin ham hususuna çok itina göstermeliyiz. Biz de nohudun leblebiye dönüşmesi evresinde en uygun ve kaliteli nohut tipini tercih ediyoruz. Nohudu 1 kere fırınlamamız gerekiyor. Fırınlama süreci bittikten 5 ya da 6 gün sonra tekrar fırınlamamız gerekiyor. Şayet hasat periyodundan çabucak sonra nohut işlenirse 3. sefer fırınlama süreci gerekebilir. Nohudun işlendikten sonra en az 20 gün ortalama 30 gün serilmesi gerekiyor. Leblebinin fırınlanma sürecindeki maksat nohut pişirilmesini ve iç hacminin küçülmesini sağlamaktır. Fırınlama süreciyle birlikte nohut olağan haline nazaran daha da sert bir hale gelir. Nohut fırınlanma sürecine hazırlanırken ortalama 2 saat ıslanmış kalması gerekir. Kabuk soyulma sürecinde sanat kusuru olmaması için ıslanmış nohudu 20 saat sonra eleme sürecinden geçirmek gerekiyor. Nohudun leblebiye dönüşmesi için olmazsa olmaz ocağımızı yakarız ve böylece belli bir kaloriye gelmesini sağlarız. Tavanın hacmine nazaran 5 ya da 6 kilogram nohut dökülür. Islanmış ve elenmiş nohut güzel bir halde ısınana kadar karıştırmak gerekiyor. Kavurma sürecini gerçekleştirdiğimiz tavanın iç kısmı keskiyle açılmış dişler sayesinde kabuğun soyulmasına ve zedelenmesine yardımcı olur. Bu yapılan süreç yaklaşık 8 yahut 10 dakika sürer. Kızartma süreci yapılırken tavanın içindeki dişler yanık çizgisi oluşturarak leblebinin üzerinde nokta nokta olmasını sağlıyor. Leblebinin içerisinde nem kalmazsa ve hoş bir paketlemeyle ortalama 1 yıl taze kalabilir. Leblebinin dönüşüm sürecinde hiçbir kimyasal husus kullanılmadığından ötürü birçok besine hassasiyeti olan bireyler leblebiyi rahatlıkla tüketebilirler. Çeşitlilik olarak tuzlu, acılı, soslu, portakallı, kahveli, kapuçinolu isteğe bağlı çeşitler de yapılabilir. İmalatını yaptığımız eserlerin kalitesini kendimiz de bakarak anlayabiliyoruz. Tüketici alacağı eseri tatması gerekir” dedi.

“Sanatımı yaşatmak istiyorum”

Mesleğini oğluna devretmek istediğini söz eden Bodur, “Babam, ’kardeşin leblebicilik yapsın, sen de öbür bir sanat öğren’ diyerek terziliğe gönderdi. Yaklaşık 3 buçuk ay terzi çıraklığı yaptım. Esnaflık adabı, esnaflık terbiyesi ve ahlakını orada görmüş oldum. Daha sonra leblebi imalatını yapabilmek için konuta ocak kurdum ve tıpkı sene içinde okula gidiyordum. Babama yardımcı olarak adeta sanatın içinde doğmuş üzere oldum. Sanat benim bahtıma doğdu, ben sanatın içine doğdum. Leblebinin ülkemize ilişkin olması, tarihi yapısının olması ve tüketilir olması sebebiyle sanatımı çok seviyorum. Büyük bir maksadım yok, ben sanatımı yaşatmak istiyorum. Gerçek bir leblebi ustasının 2 ya da 3 tane sanatı vardır. Benim de icra etmiş olduğum 2 tane sanatım var. Yapmış olduğum bu işi babamdan bağımsız olarak askerden geldikten sonra nohudu leblebiye dönüştürebildim. Leblebi kilo aldırmaz, tokluk hissi verir ve şişkinlik yapmadığı için en çok sade leblebi tercih edilir. İnsan sıhhatine çok yararı olan bu sanatı bizlere armağan eden geçmişlerimize şükranlarımı sunuyorum” diye konuştu.

Bizi sosyal medyadan takip edin
ILHAN ALPBOGA 3
İlhan Alpboğa Avatarı
İlhan Alpboğa
25 Mayıs, 2026 14:14 tarihinde yayınlandı
Yapay Zeka
Yazıyı sesli dinle
0

Gördük işittik söylüyoruz 25 mayıs 2026

Bayramlar bayram ola

 

Yarın arife Çarşamba Kurban Bayramı.

Bayramlar birlik-beraberlik ve dayanışma ruhunun sevgi ile yoğrularak vücut bulduğu özel günlerdir.

Şimdikiler de pek tat ve heyecan kalmasa bile bizim çocukluğumuzun bayramları bir başka idi.

Günler öncesinden saran alışveriş heyecanı, yastık alına konulan ayakkabı ve giyişiler, sonra kankalar ile kapı-kapı şeker ve harçlık toplama.

Nerede o bayramlar?

Nerede o bayramlarda bizleri gülümseme ile karşılayan gözler?

Nerede o bayramlardaki muhabbet, samimiyet ve gerçek yüzler?

Takvimlerde yine bayramlar var.

Bu hayat cenderesinde tatil günü.

Olsun var ya yine;

Merhum Ozan arif bayram şiirinde;

“Ya Rabbi tadına bütün milletin,
Varacağı bayramlara eriştir

Milletinin yarasını devletin,
Saracağı bayramlara eriştir

Devletin milletin verip el ele
Kimsenin kimseyi etmeden köle,
Zenginin fakirin gönül gönüle
Gireceği bayramlara eriştir.

 

Fukaranın rezil olduğu değil,
Hastanede rehin kaldığı değil,
Memurların zekat aldığı değil
Vereceği bayramlara eriştir.

 

Her mübarek bayram gelince böyle,
İşçi köylü mahzun olmasın öyle,
Cebinde harçlığı göğsünü şöyle
Gereceği bayramlara eriştir.”

Diyerek gönlündekini dile getiriyordu.

Yine kelimelerin sultanı gönül adamı, “Sarı saçları deli gönüle bağlatan”, “Lambada titreyen alevi üşüten” şair Abdurrahim Karakoç da ;

 

“Ana, bu bayram mı? . Aman çok ayıp
Çocukken gördüğüm bayramlar hani?
Mübarek elleri öpüp, koklayıp
Yüzüme sürdüğüm bayramlar hani?

 

Hani ya o özlem, hani ya o tad?
Ne dışım kaygusuz, ne içim rahat
Haftalar öncesi her gün, her saat
Babamdan sorduğum bayramlar hani?

 

Nur yağan geceler, gündüzler nerde?
Neşe paylaştığım öksüzler nerde?
Dost yollar, dost evler, dost yüzler nerde?
Huzura erdiğim bayramlar hani?

 

Kar çiçeğim solmuş kar yatağında
Can verir ırmağın dar yatağında
Arife gecesi yer yatağında
Üstüme serdiğim bayramlar hani?

 

Bayram demek takvimdeki yazı mı?
Bayram hasret, bayram ağrı, sızı mı?
Açıp yüreğimi, yumup gözümü
Özüne girdiğim bayramlar hani?

 

Bayram af günüdür, barış günüdür
Bayramlar rahmete giriş günüdür
Bayram, Hak menzile varış günüdür
Gönlümü verdiğim bayramlar hani?”

 

Diye yaşadığı bayramların akıbetini soruyordu.

Olsun yine bayramlar var.

Bayramlar bayram olsun.

Kutlu olsun, mübarek olsun.

 

İstenince oluyormuş demek ki

 

Yenice eski devlet hastanesi arası satışından sarfı nazar edildi.

Hazine ve Maliye Bakanlığı aralarında Yenice’nin de bulunduğu bazı hazine arsalarının satışına karar verdi ve satış tarihi ilan etti.

Yenice sivil toplum kuruluşları ve halkı bu karar üzerine itiraz sesler yükseltti.

Birlik içerisinde geçekleşen bu itirazlar duyuldu ve karar şimdilik geri çekildi.

Uğraş verenler sağ olsunlar.

Akıl hırsların önünde olduğu müddetçe yanlışlar düzeltilir.

İnat ve ısrar toplumla gerginlik yaratır.

Bu hadise istenirse olabiliyormuş demek ki?

8 Kasım birlikteliği geldi aklımıza nedense?

Bu ruhlar yaşamalı, yaşatılmalı.

 

 

 

Büyüklere masallar ve gerçekler

Terör örgütü ile “süreç ” tartışmaları Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 22 Ekim’de yaptığı açıklamada, Öcalan’ın Meclis’e gelerek, PKK’nin lağvedildiğini açıklamasını önermesiyle başladı.

Daha önce 2013-2015 tarihleri arasında denenmiş, iş hendek çatışmalarına kadar gitmişti.

2013-2015 tarihleri arasındaki süreci ihanet süreci diye adlandıran MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin şimdiki iştahını anlamak mümkün değil.

Türk Milletinin evlatlarına kuşun sıktırmış, bombalarla parçalatmış, pusular ile toprağa düşürtmüş, çoluk çocuk demeden katlettirmiş ve bu suçlarının karşılığında TCK hükümlerine göre vatana ihanetten ömür boyu hapis cezasına (İdam kaldırıldığı için) çarptırılmış bir müsvedde için milliyetçi bir partinin genel başkanının yaklaşımı terörü önlemeyi istemekten öte bir şeydir.

Bahçeli koltuğunda oturduğu MHP’nin banisi Alpaslan Türkeş’in ve partinin tabanını oluşturan ülkücülerin bu cani ve örgütü hakkındaki görüşlerini bilmiyor olamaz.

Öyle ise burada başka bir şey var diye kafa patlatırken, bu vatan hainleri gibi, 15 Temmuz hainlerinin şehit ettirdiği Muhsin Başkan ve yaşadığı bir hadise geldi aklımıza.

Büyük Birlik Partisi (BBP) merhum lideri Muhsin Yazıcıoğlu‘nun kendisinden yardım isteyen bir vatandaş için Ahmet Türk‘e verdiği ayar hala hafızalardaki yerini koruyor.

İşte tüyleri diken diken eden o olay

Tunceli‘de terör örgütü PKK tarafından kaçırılan gencin babasına, “oğlunu bulursa Muhsin Başkan bulur” telkini verilir. Büyük Birlik Partisi Genel Merkezi’ne gelen acılı baba Muhsin Yazıcıoğlu’na oğlunun “terör örgütü tarafından kaçırıldığını” söyleyip yardım ister. Yazıcıoğlu babaya oğlunun bulunacağına dair söz verir.

“Kameraları kapatın”

Yazıcıoğlu görüşmenin ardından Meclis’te koruma amirlerine 5 dakika kameraları kapatın talimatı verir ve o zamanki adıyla HADEP’in Meclis odasının kapısında korumalarının yanında Ahmet Türk’e elinde kaçırılan gencin ismi yazılı notu uzatır ve Türk’e, “Bir kaç saat içinde bu genç teslim edilmez ise Ahmet Bey seni alırım” ifadelerini kullanır.

Olayın üzerinden bir saat geçmeden Muhsin Yazıcıoğlu, Meclis lokantasında yemek yediği esnada Tunceli valisinden telefon gelir. Vali, “Başkan genci teslim ettiler” der.

Ona bak bir de buna.

Birisi masal diğeri gerçek.

 

 

Bilmek, yine bilmek

 

AKP Genel Sekreter Yardımcısı ve Karabük Milletvekili Cem Şahin,
“Parti içerisinde “eski” kavramının olmadığını, milletvekilinden il başkanına, ilçe başkanından belediye başkanına, mahalle başkanına kadar görev yapmış herkesin aynı davanın mensubu olduğunu, parti’nin büyük bir aile olduğunu, davada ayrılık değil birlik, kırgınlık değil, kardeşlik bulunduğunu, görevlerin değişebileceğini ama dava bilinci ve vefa duygusu değişmeyeceğini parti’de sadece bayrak yarışı olabileceğini.” Söylemiş.

İlk bakışta parti içerisine yönelik toplumcu bir mesaj.

Cem Şahin’in gönlünden belki böyle geçiyor ve böle olmasını istiyor.

Bilmemesi mümkün değil.

Bilmiyor, kendisine söylenmedi ise siyaset yapması zor.

Şahin bu sözleri söylerken salonda oturanların birçoğu “Ben varken neden o?” diyerek partilerini ve arkadaşlarını satmış adamlar.

İtiraz edebilirlerse isim-isim sayarız.

Cem Şahin genç ve gelecek vaat eden, alışılagelmiş siyasetçi profilinden uzak, dinleyen, ilgilenen bir siyasetçi.

Genel Sekreter Yardımcısı olarak bunları söylemesi normal.

Ama biliyordur mutlaka kim, kim?

Babasına yalakalık yapıp, kendi arkasından da dönme dolaba binenleri bilmemesi mümkün mü canım?

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Afet deyi geçmemek lazım

 

 

Metrekareye bilmem ne kadar yağış düştü ondan oldu.

Bilmem kaç yılda bir olur.

Doğrudur.

Yağması da, yağmamasıda mesele.

Güzel güzel bulvarlarımız oldu afilli mi afilli.

Altyapı düşünüldü mü?

Bilmiyoruz.

Eskilerinden tutun yenilerine kadar çoğu yer patladı.

Demek ki sadece makyaj yetmiyormuş.

En kötü senaryoya hazırlıklı olmak gerekiyormuş.

Karayolları bulvarları, belediye kendi yollarını gözden geçirmeli alt yapı noktasında.

Allah’tan can kaybı yok.

Sadece yarım saatlik yağış.

Afet bu kırk yılda bir oluyor deyip geçmemek lazım.

Tedbir alıp takdire bırakmak gerekir.

Öyle değil mi?