Reklam
Reklam
ELIF 1 jpg
Ramazan Öztürk Avatarı
Ramazan Öztürk tarafından
22 Mart, 2024 12:40 tarihinde yayınlandı
0

Köse: “Kaybedeceklerini Anladılar, Saldırıyorlar”

Safranbolu Belediye Başkanı ve CHP Adayı Elif Köse, geçtiğimiz hafta AK Parti Adayı Ali Büyüközdemir’in Proje tanıtım toplantısında eski Başkanların kendisi hakkındaki söylemlerine hem cevap verdi, hem de sert tepki gösterdi.

Safranbolu Belediye Başkanı ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Belediye Başkan adayı Elif Köse, Birlik Medya’nın seçim özel programına canlı yayın konuğu oldu. Kendisine yönelik yapılan eleştirilere yanıt veren Başkan Köse;  “Atılan iftiralar var, gerçek dışı söylemler var. Biz ilkeli ve düzgün siyaset yapmaya devam ediyoruz. Karşı taraf kaybedeceğini anladığı için saldırmaya başladı. Daha önce siyaset böyle bir şeyse biz girmeyiz derlerdi. Ben de diyorum ki, siyaset böyle bir şey değil. Siz ortamı çirkin siyaset yapanlara bırakırsanız, maalesef onlar at koşturur. Bizim gibi siyaset yapanların sayıları artarsa, o zaman onlar kendilerine yer bulamazlar. Bu yönde umutlar çoğalmışken bu tür şeylerin yapılması çok üzücü. Biz kendimizi ifade etmeye, yalan dolanların doğru olmadığını evraklarla ispat etmeye çalışıyoruz. Dedikleri her şey ispatı olan şeyler. Komik duruma düşüyorsunuz. Ne yapacaksınız ispat edildiğinde? İnsanları görüyorsunuz, rüzgar gülü gibi. Ne tarafa eserse o yöne dönüyor. Bu nasıl bir değişkenlik anlamış değilim” dedi.

Misakı Milli Meydanında iftar çadırının kaldırılması ile ilgili de bilgi veren Köse; “Misakı Milli Meydanı, YSK tarafından miting alanı ilan edildiği için ve arkadaşlar bugünden itibaren miting yapma derdinde olduğundan dolayı iftar çadırını kaldırmak durumunda kaldık. O yüzden bütün etkinliklerimizi Tarihi Çarşı’ya taşıdık. İftar yemeklerimizi de Barış Sosyal Tesisleri’nde yapacağız” dedi.

“O ZAMAN ÇIKIP ÖZÜR DİLEYİN MUSTAFA BEY.”

Safranbolu Belediyesi eski Başkanlarından olan Mustafa Eren’in söylerine de cevap veren Başkan Köse; “Mustafa Eren gibi hem Belediye Başkanlığı yapmış hem Milletvekilliği yapmış Safranbolu’ya zamanında hizmet etmiş bir kişiye yakıştıramadım doğrusu. Mustafa Eren’e benim herhangi bir saygısızlığım bir yanlış davranışım olmamıştır. Neden böyle davrandığını neden bu kadar fevri olduğunu bilmiyorum. Haksızlık yapıyor. Diyor ki; “Yaptıklarına bir şey demiyorum ama söz verip yapmadıkları var.” Yapmadıklarımız bizim kendi kitapçığımızda var ve ben en başından beri bütün programlarda diyorum ki, şunları yaptık şunlara da şu nedenlerden dolayı yapamadık. “Bir tanesini bile yapmış olsun, özür dileyeceğim.” dedi. Ben bütün kitapçığı inceledim. Kitapçıkta yer alan vaatlerimiz arasındaki projelerin 20 tanesini yapmışız biz. Orda 30’un üzerinde proje var, 20 tanesini yapmışız. Neye istinaden bunu söylüyorsunuz? O zaman çıkıp özür dileyin Mustafa Bey. Ben söz hakkı doğuracak şeyler bile söylemek istemiyorum. Bizim ilgilendiğimiz konular çok farklı. Dertleri Safranbolu’yu yönetmek değil, dertleri koltuk sahibi olmak. Bunlara Allah fırsat vermesin de yapacakları tek şey bütün koltuklara tanıdıklarını oturtup makam arabalarını Audiden aşağı olmaması. Son model arabayı kapıya çekip, lüks yaşamak, rant elde etmek. Geçmişe dönüp baktığımda başka bir bakış açısı görmedim. Bir diğerinin- Barış Mahallesi ile ilgili bir söylem var. Barış Mahallesi imar planlarının aslında hiçbir sorunun olmadığını, benim beğenmeyip değiştirdiğimi söylüyorlar. Elimde mahkeme kararları var. Gösterebilirim. Uygulaması mahkeme tarafından iptal edildi. Zorunluluk var neden anlamıyorsunuz? Zaten bu işten anlamıyorsanız çıkıp konuşmayın. Bu süreç içinde değişen imar yönetmelikleri var.
Değişen ihtiyaçlar var. Siz imar uygulamasını yenilerken imar planlarının da bu yeni ihtiyaçlara göre revize etmeniz gerekiyor. Ha onlar olsaydı, halının altına süpürüp yapabilirlerdi belki. Kervan yolda sürülür sorun çıkarsa bakarız diyebilirlerdi. Bazı şeyleri konuşurken ya bilgi alıp konuşsunlar ya da sussunlar. Hep diyorum benim kanıtlayamayacağım hiçbir şey yok” dedi.

“ÖNCE AKLAN SONRA KONUŞ”

Eski Başkanlardan Necdet Aksoy’a “önce önündeki pisliği bir temizle, aklan, kamuoyuna öyle konuş” diye seslenen Başkan Köse;  “Suçsuz da olabilirsiniz bilmiyorum ama sizi zaten suçlayan bu kente kayyum atayan iktidardı. Yani sizdiniz, biz değildik. FETÖ ile ilgili konuşmaları bende var, herkeste var. Onları sildirmek için çok uğraştılar. Biz onların yaptığı gibi çirkin siyaset yapıp “senin videonu yayıyorum” diyor muyum? Demiyorum. Niye kaşınıyorsunuz ki? Siz görevden kendi partiniz tarafından alınmışsınız. İktidarsınız ve alındınız. Demek ki gerçekten suçlusunuz. O mecliste Safranbolu Belediyesi’ni yönetme kabiliyetine sahip kimse yok muydu? Başkan yardımcınız tutuklandı. O kadar skandal şeyler ki. Bunların üstüne yattılar uyuyorlar şimdi. Safranbolu’yu ulusal basına bu kadar olumsuz haberle düşürdü diye sokağa çıkarmazlar adamı.
Kolay bir süreç değildi o. Çok kötüydü Safranbolu için. Safranbolu gibi dünya miras listesinde olan marka bir şehri siz karalıyorsunuz. Beni de görevden alabilirler. Yanlış yaparım alırlar. Ama kayyum atamak nedir? Belediye Meclisi’nde kendi içlerinde seçsin birisi onun yerine yönetsin. Kayyum bize yakışmadı. Batıda da yoktur örneği. Bize yakışmadı. O yüzden önce o sahneye çıkıp konuşanlar, kayyumun hesabını verin. Neden geldi? Kim getirdi? Amaç neydi? Necdet Bey suçsuz ise neden çıkıp özür dilemediniz? Niye bu konuda suskunsunuz? Lütfen siz de bu konuyu aydınlatın. O yüzden onların oralara çıkıp yalanlar söylemesi bizim tertemiz sürecimize laf etmesi günahtır” dedi.

“RAHATSIZ OLDUĞUNUZ ŞEY NEDİR?”

Safranbolu Belediyesinin eski Başkanlarından Mehmet Ceylan’a da sert sözlerle yüklenen Başkan Köse; “Safranbolu’nun CHP’de olmasını sindiremiyorum dedi. Sindirecek. İşine geliyorsa. Sindirememesi için nasıl bir sebep var, onu söylesin düzeltelim. Biz CHP olarak AKP döneminden daha kötü ne yapmışız?
Daha katılımcı, daha adil, daha şeffaf yönetmişiz. Bunu çekemediği için rahatsız oluyorsa rahatsız olmaya devam edecek. Bizim bilmediğimiz rahatsız olunacak bir şey varsa, gelsin yapma desin. Ben kendisine de soracağım. Rahatsız olduğunuz şey nedir? diye. O zaman CHP’yi kapatalım her yeri AKP yönetsin. Rahat eder o zaman. Kendileri HDP’yi meclise sokarken, sınır kapısında halay çekerken rahatsız olmamış mı? HDP’li bir başkan vekili meclisi yönetirken rahatsız olamamış mı? onu da sormak lazım. Rahatsızlık sadece Safranbolu’ya mı ait?
Geçen yayında dile getirdiğim canlı yayın daveti hala geçerli. Tüm adayları davet ediyorum. Projeleri konuşabiliriz. Biz bunları konuşalım. Bu projeler için lansmanlar yapıldı. Yapan var yapamayan var yani. Lansmana 10 dakika ayırıp da diğer bütün konuşmacılarının konuşmasıyla lansman geçiren adaylar da var. Orada fırsat bulamamış olabilir projelerini anlatmaya. Çok hızlı geçti. Oturalım burada tartışalım projeleri. Biz projelerin altını doldurup yola çıkıyoruz. Projelere bu oy getirir, rant getirir gözüyle bakmıyoruz. Benim projelerimden bir tanesini bile bulamazlar ki bunun kaynağı yok, yeri belli değil diyebilecekleri. Ben metrekaresine kadar söylerim” diye konuştu.

“SAFRANBOLU’NUN NİMETLERİNDEN SADECE PARASI OLANLAR YARARLANAMAZ.”

AK Parti Başkan Adayı Ali Büyüközdemir açıklamalarına cevap veren Başkan Köse;

“Ben mimar olduğum için projelerin iç kısmıyla ilgileniyorum. Mimar olarak ne yapmış demişti. Bütün yapılan işlerde benim emeğim var. Biz oturup birlikte tasarlıyoruz. Ben mimarım ve en sevdiğim işlerden bir tanesi bu. Oraya adımı yazmam mı gerekiyor? Elif Köse’nin de katkısı vardır diye. Nereden bileceksin sen, kimin çizdiğini? Benim kendi ofisim varken bile tasarım yaparım. Teknik çizim yapmam. Hala bunu yapıyoruz. İmar Müdürlüğü bana bağlı. Başka hiçbir şehirde bu böyle değil. Ben birebir iş yapıyorum onlarla. Bunu bilmiyorlar. Onların derdi belediye bütçesinden mi değil mi? buna takmışlar. Ne fark eder? Bunu soranlar da
enkaz şeklinde borç bırakmış insanlar. Kredileri hala bitmiyor. Hala kredileri devam eden Necdet Bey zamanından alan işler var. 2016’daki bütümünü bile bütçeden yapmamış kredi kullanmış. Biz ödedik. Şimdi onları o mu yapmış oluyor? Bütçeden ise ben ödedim. Onların Pazar yerini de Gerdan’ı ben yaptım demek ki. Ben ödedim. Borcu ödeyen benim. O yapmış çekilmiş kenara. Arıtma tesisine bile 1 kuruş para ödememiş. Yaptık diye övünmesinler. Necdet Bey görevden gideli 7 sene oldu. Hala daha süren kredileri var. Hala daha çöp araçlarını Ocak’ta aldı. Onların kredisini bir sonraki döneme bırakıyor diyor. Bunu söyleyecek zihniyette. Siz 2016’da çektiğiniz krediyi bile bırakmışsınız. Safranbolu’nun ilk kreşini biz yapmışız, Sosyal Tesisler’i biz yapmışız. Hazımsızlık bu. Bu güne kadar Safranbolu’da kadınlar için, çocuklar için, engelliler için hiçbir proje üretilmemiş. Biz onlara taahhüt etmişiz ve yerine getirdik. Kreş mi vardı daha önce? Şimdi 7 tane kreş açacağız diyorlar. 7 tane neden açıyorsunuz? Açsaydınız ya zamanında bir tane. Şimdi mi aklınıza geldi kreş açmak. Sosyal Tesis bir kentin olmazsa olmazıdır. Hele ki bu ekonomide. Biz halkı düşünmek zorundayız. Safranbolu’nun nimetlerinden sadece parası olanlar yararlanamaz. Biz bu hikmetleri bunu düşünerek yapıyoruz” dedi. (Ramazan Öztürk)

 

Bizi sosyal medyadan takip edin
ILHAN ALPBOGA
İlhan Alpboğa Avatarı
İlhan Alpboğa
01 Haziran, 2026 11:28 tarihinde yayınlandı
Yapay Zeka
Yazıyı sesli dinle
0

Gördük işittik söylüyoruz 1 Haziran 2026

Butlandan CHP’de ne çıkar?

 

Biz CHP’nin kurdu kendi içerisinde derken, parti bağnazları, sırtlarında 6 ok tabelasından başka bir şeyi olmayan sivri zekâlılar trol rollerinde bize hücuma geçmişlerdi.

Alın size nur topu gibi bir kriz.

Bir mi?

Kalırsa iyi.

Olayın seyri daha enteresan şeyler ve günler göreceğimize işaret ediyor.

Bir siyasi partinin yönetimini elbette üyeleri ve o üyelerin seçtiği delegelerin iradeleri ve oyları ile belirlenmeli.

Tabii ki, delegeler hür iradeleri ile karar ve oy verebiliyorlarsa?

Mahalle derneğinin kongresinde yaşanan telkin ve baskıları görünce insanın hür irade masalına inanası da gelmiyor ya, hadi.

Siyasi partiler kanunundaki muğlak bir maddenin hayata geçirilmesi Gemerek Hakim’i gibi sipariş bir heyetle CHP için mutlak butlan kararı verilmesi etik dışıdır.

Tavrımız net ve demokrasi yanındadır.

Gemerek ne hatırlatalım.

MHP’de delegelerin büyük çoğunluğu olağanüstü kurultay için imza toplamış, hukuki süreçlerin ardından Büyük Kurultay 19 Haziran 2016 da toplanmış ve tüzük tadilatını gerçekleştirmişti.

MHP genel merkezinin tanımadığı bu Kurultaya şimdi CHP Milletvekili olan Cemal Enginyurt itiraz etmiş ve bu itiraz sonucunda Ankara’da gerçekleştirilen Büyük Kurultay Anadolu’da Gemerek İlçesinde bir mahkemede iptal edilmişti.

Benim de uzun yıllardır dostum olan Cemal Enginyurt, şimdi mutlak butlana karşı mücadele veriyor.

Bu mücadele düne bakıldığında demokratik haklar ve kullanımı için önemsenmelidir.

Ancak Gemerek Hakimi’nin kararı MHP yönetimini AKP’nin safına itmiş, ülkemiz enterasanlıkla bu günkü ağır şartları yaşar hale gelmiştir.

Kemal Kılıçtaroğlu mu, Özgür Özel mi, derseniz ona CHP üyeleri karar verir?

Ama ortada bir mahkeme kararı var.

İktidar olup adalet dağıtacağını iddia eden bir siyasal yapının yanlış da olsa (Daha iç hukuk yolları tükenmeden) ben bu karara uymayacağım demesi abesle iştigaldir.

Dahası;

Tepenizde bu butlan kararı Demokles’in kılıcı gibi sallanırken önlem alınmaması, hayret edilecek ve akıllara deli soruları getirebilecek bir başka enteresanlık.

Demedi demeyin turpun büyüğü geride gibi duruyor.

Testiyi kırmakla taşımak arasında çok ince bir fark vardır, kırmadan çatlatmadan taşımak lazım.

Taşımaya çalışanla, kırmaya çalışanın ayırt edilmesi gerekir.

Bu da meşakkatli, sağ duyu gerektiren bir hal.

Aynı çatı altında ocu, bucu diye ayrım yapmak testiyi kırmaya çalışanın ekmeğine kaymaklı bal sürer.

Bilmem anlatabildik mi?

 

 

Erdoğan’ın bölünmüş yol talimatı ne oldu?

 

Bu hükümetin, şimdilerde Cumhurbaşkanlığı Kabinesi’nin yaptığı en güzel ve başarılı işlerden bir tanesi bölünmüş yollardır.

Bunu inkâr edene dense, dense haramzade denir.

Binlerce kilometre bölünmüş, konforlu yol.

Ala ki, hem nasıl.

Ya biz?

Karabük?

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın dinlenmeyen, ya da kulak ardı edilen talimatı.

Ne demişti zamanın Başbakanı Erdoğan Karabük’te?

“Bartın yolu bir an önce bölünmüş hale getirilmeli.”

Tarih Aralık 2005 Ocak ayının ilk günleri.

Bu Başbakan’ın ağzından bir talimat mı?

Talimat.

Aradan kaç yıl geçmiş?

Yirmi küsur.

Talimat.

Cepte?

İcraat havada.

Biri niye çıkıp hatırlatmaz?

“Sayın Cumhurbaşkanımız Ocak 2005 de Karabük’te Bartın yolu bölünmüş yol olmalı demiştiniz. Ama olmadı.” Demez, diyemez.

Karabük, Bartın bu bölünmüş yolu hak etmiyor mu?

Parti içerisindeki ince hesaplardan en çok hakkı yenilen ve döneminde adaletli yönetim sergileyen AKP önceki il başkanlarından Timuçin Saylar bu yolun Ahmet Usta bölümü ile ilgili olarak tünel önermişti.

Eflani yol ayrımından başlayan ve Ovacuma kavşağından çıkan tünel.

Uygulanabilirlik oranı en rahat olanı idi.

Bakın önceki Adalet Bakanı Yılmaz Tunç Milletvekilliği bakanlığı döneminde tek başına bir küçük kabine gibi çalışarak Bartın’ın çehresini değiştirdi.

Biz mi?

Küçük şeylerle mutlu edilerek, avucumuzu yalamaya devam ediyoruz.

Yalan mı?

Deyin hadi yalan mı?

Daha son zamanlarda kazalarla can yakan Yenice yolu duruyor.

Filyos Limanı’na can kurtarıcı gözü il bakanların Yenice yolu ile ilgili hazırlıkları var mı?

Haa, var mı?

 

 

Yenice’de cesur ses

Birsen Yirmibeş

 

Bir hakkı teslim etmez isek bazı şeyler yarım kalır.

Şu Yenice Devlet Hastanesi binasının arsasının satış hikayesi konumuz.

İlk ses çıkarıp bu karara feveran eden, Allah var önceki dönem Yirmibeşler Mahallesi Muhtarı Birsen Yirmibeş.

Öğrenciliği döneminden mücadeleci, zamanın Ülkü Ocakları Başkanı bir ağabeyin, Merhum Davut Yirmibeş Ağabey’in kendi tanımlaması ile “Kız biladeri.”

Ülkesi ve Yenice’si için mücadele veren, toplum menfaatleri için susmayan, idealist bir ruh.

Durmak bilmeyen bir enerji, susmak bilmeyen, korkmayan, korkutulamayan bir mücadeleci ruh.

Darası her beldeye.

Hiç susmayasın Birsen Yirmibeş.

 

CHP’nin Salya sümükçülerine hikaye

 

 

Yine dönelim CHP ye.

Dünlerde Kılıçtaroğlu’nun önünde bel ve gerdan kıvıran akıl zadeler hafifliklerinin verdiği cesaretle bu gün ağız dolusu kusuyorlar.

Bence lider olmaya çalışanla mahkeme kararı ile liderlik tescillemeye çalışanlar ve onların fanatik taraftarlarının birbirlerinden farkları yok.

Safranbolu’nun topuğu sallanan efe(!) si tarafını açıklamış.

Aman Allah’ım tekmili birden kalemşörler, wattı yüksek parlatıcı aparatlar, salya sümük  zil takmış oynuyorlar.

Tam lan bu ne iş, diye anlamaya çalışırken ziller çaldı?

Mahalli idareler seçimlerinde CHP adayı İsmail Yalav’ı nasıl ekarte etmişlerdi?

Silivri sanığı ve onun top arkadaşları ile değil mi?

Topuğu sallanan efe(!) Antalya’da Turizm Fuarında Safranbolu esnafına salladığı ve “Turizmi bilmiyorlar, turizmci bile değiller.” Diye aşağıladığı konuşmasında herkesin dikkatinden kaçan bir şey daha demişti;

“Ben Trabzon”luyum.”

Bu CHP’yi yöneten üst aklın memleketlisi olmasının verdiği bir şımarıklık hali idi ki, karambole gider gibi oldu.

Şimdiki hal kimseyi lider yapmaz.

Gün gelir yaşananlar karşısında buz dağları erir, şimdi zevkten ve beklentiden salgıladığınız salya ve sümükler derbederliklerinize dönüşür.

Bakın söylüyoruz, ibret alın.

Bir hikaye ile anlatalım.

Bu hikaye öyle bir hikaye değil;

Okuyun bir kere daha okuyun;

“İki gezgin melek, geceyi geçirmek için oldukça varlıklı bir ailenin evinin kapısını çalmışlar. Aile, pek kaba bir üslûpla, meleklere yatacak yer olarak koca mâlikânenin konuk odalarından birini vermek yerine, soğuk bodrumundaki küçük bir köşeyi göstermiş.
Melekler buz gibi odanın soğuk ve sert zemininde kendilerine yatacak bir yer hazırlamaya çalışırken, yaşlı melek duvarda bir delik görmüş ve kalkıp deliği onarmaya girişmiş. Genç melek, yaşlı meleğe bu hareketinin nedenini sorunca, yaşlı melek hafifçe gülümsemiş:
‘her şey, her zaman, göründüğü gibi değildir.’
Sabah mâlikâneden ayrılan melekler, gece bastırınca bir kez daha kalacak yer bulmak umuduyla, bu defa çok fakir bir çiftçi ailesinin kapısını çalmışlar. Son derece misafirperver olan fakir karı koca, sofralarında ne var ne yoksa meleklerle paylaştıktan sonra, onlara rahatça uyumaları için kendi yataklarını vererek yanlarından ayrılmışlar.
Sabah güneş doğduğunda, melekler zavallı karı kocayı gözyaşları içinde bulmuşlar: Tek geçim kaynakları olan inek tarlalarının ortasında cansız yatmaktaymış.
Genç melek bu sefer iyice öfkelenerek yaşlı meleğe isyan etmiş:
Bunun olmasına nasıl izin verebildin?  O varlıklı kaba adamın her şeyi vardı ama sen kalktın ona yine de yardım ettin. Bu iyi yürekli fakir ailenin ise o tek inekten başka hiçbir şeyleri yoktu buna rağmen onu bile paylaşmaya gönüllü oldular. Ama sen o ineği de yitirmelerine izin verdin?
Bunun üzerine yaşlı melek, genç meleğe dönerek şu cevabı vermiş:
‘Her şey, her zaman, göründüğü gibi değildir.’
O zengin mâlikânenin bodrumunda kaldığımız gece, duvardaki deliğin dibinde külçe-külçe altın saklı olduğunu fark ettim. Mâlikânenin sahibi bu kadar açgözlü olduğu için ve kendisine verilmiş şans sayesinde edindiği zenginliğin bir parçasını bile paylaşmaya yanaşmadığı için, ben de o deliği öyle bir kapatıp mühürledim ki artık arayıp bulsa da açamaz.
Ve devam etmiş;
Sonra dün gece biz çiftçi ailesinin yatağında uyurken, ölüm meleğinin o çiftçinin karısını almaya geldiğini gördüm, ben de onun yerine, ineği verdim. Yaşlı melek, gülümseyerek bir kez daha eklemiş:
‘her şey, her zaman, göründüğü gibi değildir.”

Değildir.

Olmadı.

Olmayacak.

Zamanla görmek istemeyenler de görecek.

Zaman fazla uzun değil ve çok şeylere gebe.

Her şeye, ama her şeye hazırlıklı olmak lazım.

 

 

 

Deli Düşer mi?

 

Hani rahmetli Levent Kırca’nın Olacak O Kadar skeçleri vardı ya TVlerde?

Sonunda;

“Tam yerine denk geldi, manzara koyduk.” Diyordu ya?

Aynen öyle.

Bir manzara da biz bırakalım içinden geçtiğimiz günlerin anısına.

Hem gülelim, hem de düşünelim.

Düşünelim derken, öncelikle sözümüz etten önce çömleğe düşenlere;

“Köyün delisi minareye çıkmış, aşağıya atlayacakmış. Bunu gören köy halkı köyün delisini ikna etmeye çalışmış. Sana ev alırız, araba alırız diye kandırmaya çalışmışlar olmamış. Bir türlü aşağı inmesi için ikna edememiş kimse.

Bakmışlar bu böyle olmayacak, delinin dilinden deli anlar deyip komşu köyün delisini getirmeye karar vermişler.

Komşu köyün delisi elinde kocaman bir bıçakla gelmiş.

Elindeki bıçağı sallayarak minaredeki deliye bağırmış :

─ Lan deli elimdeki bıçağı görüyor musun ?

Minaredeki deli :

─ Görüyorum.

Diye cevap vermiş.

Komşu köyün delisi tekrar bağırmış :

─ Ula indin indin, inmedin keserim minareyi.

Bunu duyan minaredeki deli korkarak şöyle demiş :

─ Tamam ula indim, sakın kesme.

─ Minareyi kesersen aşağıya düşerim.”