Reklam
Reklam

Kilo Almanızın Sebebi İnsülin Direnci Olabilir

Karabük Postası Avatarı
Karabük Postası tarafından
06 Şubat, 2017 14:40 tarihinde yayınlandı
0

Özel Medikar Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Şöhret Gedirli sağlıklı yaşam için insülin direncinin kontrol alınması konusunda bilgi verdi.
İç Hastalıkları Uzmanı Gedirli; “Pek çok insanın “Yemekten birkaç saat sonra elim ayağım titriyor”, “Şekerli gıdalar tükettiğimde rahatlıyorum”, “ Ne kadar az yersem yiyeyim, kilo veremiyorum” gibi ortak ifadelerle anlatmaya çalıştığı bu durumlar insülin direncinden kaynaklanabiliyor. İnsülin direncinin diyabet hastalığına giden yolu kısaltması ve hastalıklara davetiye çıkararak yaşam kalitesini düşürmesi nedeniyle vakit kaybedilmeden kontrol altına alınması gerekiyor.
Pankreastan salgılanan insülin, açlık hissi uyandıran; şeker ve yağın vücutta depolanmasını sağlayan hormondur. Glikozu kullanan ya da depolayan başlıca dokular karaciğer, kas ve yağ dokusudur, dolayısıyla insülinin hedefi de buralardaki hücrelerdir. İnsülin kanda normal sınırlar içinde olmasına rağmen; hedefi olan doku ve hücrelerde işini yapamıyorsa, kişide insülin direnci var demektir. İnsülin direnci olan kişilerde şekerin dokulara alınıp, kullanılması, yakılması ve depolanması zor olmaktadır. Bu durum daha çok insülin ihtiyacı doğurur ve pankreas normalinin 2-3 katı insülin salgılamak zorunda kalmaktadır. Aşırı salınan insülin görevi gereği acıkmaya, daha çok yemeye ve atıştırmaya neden olarak kilo artışına yol açar.
İnsülin direnci diyabete neden olabilir
Kanda dolaşan aşırı insülin; obezite, hipertansiyon ve damar sertleşmesi olarak bilinen ateroskleroz gibi kronik hastalıkların oluşması için uygun bir ortam hazırlamaktadır. Ortaya çıkan kısır döngü, kısırlıktan tüylenmeye kadar çok geniş bir yelpazede bulgu veren polikistik over sendromu yaşanmasına da yol açabilmektedir. İnsülin direnci olan polikistik over sendromlu kadınlarda bozulmuş glikoz toleransı yani halk arasındaki adıyla gizli şeker % 35’e; tip 2 diyabet sıklığı ise % 10’a kadar artmaktadır.
Vücutta pek çok sistemi olumsuz etkiliyor
İnsülin direncinin teşhisi için açken yapılan kan şekeri ve insülin testi belirleyicidir. Gerekli durumlarda “Şeker yükleme testi” ile kan şekeri ile insülin değerlerinin değişimine bakarak değerlendirme yapılabilmektedir. İnsülin direnci teşhisinde kullanılan HOMA değeri; kan şekeri ve insülin değerlerinden hesaplanan matematiksel bir formülün sonucudur. Ayrıca kan yağları, karaciğer enzimleri gibi bazı veriler de teşhis için yardımcı olabilmektedir. Hiçbir belirti vermeden ilerleyebilen insülin direnci ilerleyen aşamalarda;
Ciltte lekeler, koyulaşma ve yumuşaklık, Nedeni açıklanamayan kilo artışı ve kilo vermede zorlanma, Adet düzensizliği ve aşırı tüylenme, Karaciğer yağlanması, Açlık atakları, çabuk acıkma, geç doyma, Tatlı yeme isteği, Konsantrasyon eksikliği, Yüksek tansiyon, Bel çevresinin giderek genişlemesi gibi belirtiler verebilmektedir.
İnsülin direncinizi egzersiz ve doğru beslenme ile kırın
İnsülin direnci olan hastaların pek çoğu fazla kiloludur. Bu kişiler mutlaka uzman kontrolünde kilo vermelidir. Kilonun yüzde 10’unun verilmesi bile büyük avantaj sağlamaktadır. Bu aşamada ya da devamında kullanabilecek bazı ilaçlar da bulunmaktadır. En büyük glikoz alıcısı olan kaslardaki insülin direnci 20 çok zorlamadan yapılan 20 dakikalık egzersiz ile kırılmaktadır. Düzenli ve günlük egzersizin yanında; sebze, meyve, tam tahıllar, kuru baklagiller, düşük yağlı sütler ve süt ürünlerini kapsayacak şekilde dengeli beslenme de göz ardı edilmemelidir. Kısa süreli şok diyetler; sadece protein içeren diyetler ya da her hangi bir besin gurubunu kapsayan ancak diğer grupları kapsamayan tek kaynaklı rejimler sağlıklı değildir. Metabolizmayı uyarmak için ara öğünler ihmal edilmemelidir. Tatlandırıcılar, belirlenmiş günlük dozlarını aşmamak kaydıyla kullanılabilir.
Tam tahıllı ürünler ve sebzeleri tercih edin
İnsülin direnci olan hastaların; kan şekerini yükseltmeyen düşük glisemik indeksli, posa ve diğer besin öğeleri yönünden de zengin besinleri tercih etmesi gerekmektedir. Patates, havuç, mısır haricinde tüm sebzeler ile birlikte; Barbunya, nohut, kuru fasulye, mercimek gibi baklagiller, Kepek ihtiva eden esmer ekmekler, Elma ve portakal diyet menüsünde yer almalıdır.
Bunlardan uzak durun
Glisemik indeksi düşük besinler, bireylerin daha uzun süre tok kalmalarını sağlamaktadır. Oranın yüksek olduğu besinler ise kandaki insülin miktarını hızla yükselterek kan şekerinin düşmesine neden olmaktadır. Bu besinleri tüketen kişiler tok olmasına rağmen hızla acıkmaktadır.
Bu besinler ise; Sukroz yani çay şekeri, Reçel, marmelat, pekmez, bal, tatlılar, Kurabiye, kek, pasta, bisküvi, çikolata, gofret, Beyaz ekmek, mısır ve mısır ekmeği, mısır gevreği, Pirinç, şehriye, erişte, makarna, Muz, incir, üzüm, kavun, karpuz, Kayısı hariç kuru meyveler, Hazır meyve suları ve asitli meşrubatlar.
Bir insan sağlıklıda olsa yılda en az bir check up yaptırması gerekmektedir” dedi.

Bizi sosyal medyadan takip edin
g 2
İlyas Erbay Avatarı
İlyas Erbay
18 Haziran, 2026 14:16 tarihinde yayınlandı
Yapay Zeka
Yazıyı sesli dinle
0 0

BIRAKIN MUHALEFİ DİZAYN ETMEYİ, İŞİNİZE BAKIN, ÜLKENİN DEVASA SORUNLARI ÇÖZÜM BEKLİYOR.

Ülkenin onca, sorunu varken, yapay gündemlerin peşinden sürükleniyoruz. Ülkeyi yönetenler sorunların çözümü yolunda gayret göstermek yerine, süni gündemlerle dikkatleri başka yöne çekmenin derdinde. Ülkenin kronikleşmiş devasa sorunlarının konuşulması istenmiyor.

Kamuoyu araştırmalarına göre Türkiye’nin en önemli sorunu ekonomi ve hayat pahalılığı olarak öne çıkıyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerinde hayat pahalılığı ilk sırada yer alırken, Asal Araştırma gibi bağımsız anket şirketlerinin çalışmalarında da toplumun büyük bir çoğunluğu ekonomiyi en büyük problem olarak görüyor.

Vatandaşlar ve konunun uzmanları tarafından öne çıkarılan sorunlar sırasıyla, şu başlıklar altında toplanıyor;
* Ekonomik Sıkıntılar Hayat Pahalılığı ve Enflasyon nedeniyle temel gıda ve ihtiyaç maddelerine ulaşımın giderek zorlaşması.
* Yoksulluk: Gelir adaletsizliğinin artması ve alım gücünün ciddi şekilde düşmesi.
* İşsizlik: Özellikle genç nüfus arasında istihdam olanaklarının yetersiz kalması.
* Adalet ve Hukuk: Hukuk sistemine ve yargı bağımsızlığına olan güvenin azalması.
* Eğitim Sistemi: Ezbere dayalı yapı ve fırsat eşitliğinin sağlanamaması.
* Sığınmacı ve Göçmenler: Demografik yapı ve kaynakların paylaşımı üzerindeki toplumsal endişeler.
* Doğal Afetler: Başta deprem olmak üzere afetlere karşı şehirlerin hazırlıksız olması.

Hayat pahalılığı ve yüksek enflasyonun kalıcı çözümü; sıkı para politikaları, yapısal reformlar, hukuki güvenliğin tesisi, kamu tasarrufu ve vergi adaleti sacayaklarının eşzamanlı olarak hayata geçirilmesinden geçiyor.

Ekonomi ve hayat pahalılığı krizinin çözümü için izlenmesi gereken temel yol haritası şudur;

1. Para ve Maliye Politikalarının Sıkılaştırılması. Faiz ve Enflasyon Dengesi: Fiyat istikrarını sağlamak için merkez bankalarının reel faiz politikalarıyla enflasyon canavarını dizginlemesi hedeflenir. M × V = P × Q denklemindeki para arzının kontrol altına alınması kritik öneme sahiptir.
Kamu Disiplini: Bütçe açıklarını kapatmak adına kamuda tasarruf tedbirleri sıkılaştırılmalı, lüks tüketim ve verimsiz harcamalar kısılarak denk bütçe hedefine yaklaşılmalıdır.

2. Yapısal Reformlar ve Üretim EkonomisiTarım ve Gıda Arzı: Gıda enflasyonunu düşürmek için tarımda girdi maliyetleri (gübre, mazot, elektrik) düşürülmeli ve planlı üretim modeline geçilmelidir. Katma Değerli Üretim: İthalata olan bağımlılığı azaltmak, yerli üretimi ve teknoloji odaklı sanayiyi teşvik etmek döviz kurundaki oynaklığı azaltarak maliyet enflasyonunu hafifletir.

3. Hukuki Güvenlik ve Kurumsal BağımsızlıkYatırımcı Güveni: Bağımsız kurumların (Merkez Bankası, TÜİK, Rekabet Kurumu) siyasi müdahalelerden uzak çalışması ve hukukun üstünlüğü ilkesinin tam anlamıyla işlemesi, doğrudan yabancı yatırımları (FDI) Türkiye’ye çekmek için elzemdir.Liyakat: Kurumlarda liyakat esasına dönülmesi, alınan ekonomik kararların piyasadaki güvenilirliğini ve öngörülebilirliğini artırır.

4. Gelir Dağılımı ve Vergi Adaleti Vergi Yükünün Dengelenmesi: Dolaylı vergilerdeki (ÖTV, KDV) yüksek pay azaltılarak; doğrudan vergilendirmeye (kazanç üzerinden alınan gelir ve kurumlar vergisi) ağırlık verilmelidir. Alım Gücünün Korunması: Dar ve sabit gelirli vatandaşların hayat pahalılığı altında ezilmemesi için enflasyonla mücadele edilirken, gelir artırıcı sosyal desteklerin ve maaş güncellemelerinin gerçek enflasyon verilerine göre yapılması sağlanmalıdır.

Halkın ekonomi yönetimine duyduğu güven çok düşük seviyede.
Türkiye’de ekonomi yönetimine olan güvenin düşük kalmasının temel nedenleri, uzun süredir aşılamayan yüksek enflasyon, piyasa beklentileriyle uyuşmayan resmi hedefler ve halkın günlük yaşamına yansımayan refah artışıdır. Kamuoyu araştırmaları ve iş dünyası anketleri, ekonomi politikalarının öngörülebilirliği ve etkinliği konusunda ciddi bir inanç eksikliği yaşandığını ortaya koymaktadır.

Ekonomi başta olmak üzere, ülkenin temel sorunlarının çözümü yolunda çok acil radikal adımların atılması gerekiyor.
Bırakın muhalefi dizayn etmeyi. İşinize, bakın işinize!

İlyas Erbay

Yorum Yaz

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.