Yenice ilçesinde kereste atölyesinde çalışan kadın işçiler zorlu çalışma koşullarına rağmen işin üstesinden gelmeyi başarıyor.
Yenice ilçesinde erkek işi olarak bilinen kereste işinde çalışan 6 kadın işçi kereste üretiminde çalışarak aile geçimine katkıda bulunuyorlar. Yaptıkları işe rağmen zorluk çekmeyen ve çalışmalarından gayet memnun olan kadınların ürettikleri keresteler İstanbul, Ankara ve Adana gibi şehirlere ihraç ediliyor.
“Buraya geldiğim zaman kendimi dinamik hissediyorum”
Kereste atölyesinde çalışan 2 çocuk annesi Songül Beşevli yaptıkları işin zor olmadığını ve severek yaptıklarını belirterek, “Burada jenga için gerekli şeyleri kesiyoruz. 2.5 yıldır bu işi yapıyorum eve destek olmak için. Kendimi evde sürekli rahatsız hissediyordum ama buraya geldiğim zaman kendimi dinamik hissetmeye başladım. İyi hissediyorum tempolu bir iş olduğu için güzel oldu. Bu meslek sadece erkek işi değil bayanların da yapabileceği bir iş. Hem zorluğu da yok alıştıktan sonra çok kolay bir şey geldi bize. Severek yapıyoruz işimizi. Bütün bayanlara da tavsiye ediyoruz böyle bir yerde çalışmaları için” dedi.
“Kadın işçilerimizin sayısı çoğalacak”
Kereste atölyesi sahibi Mustafa Karagül kereste üzerinde merakı olduğunu ve bunun için 5-6 yıl önce Yenice Kereste adında ortak şirket kurduklarını ifade ederek, “6-7 yıldır bu işi yapıyorum. Üretimimi genelde iç piyasaya Ankara, İstanbul ve Adana’ya satıyorum. Çalışanlarımızdan 6 tane kadın var, çalışmalarına devam ediyorlar. Sandalye fabrikası açabilirsek kadın işçilerimizin sayısı çoğalacak. Her şey birden olmuyor. Ekonomik durumu biliyorsunuz. Şuanda her şey düzeldikçe işimizi büyütmeye devam edeceğiz” diye konuştu.


Kereste üretimine kadın eli değdi
BARÜ’de Filistin’in dünü, bugünü ve yarını anlatıldı
Bartın Üniversitesinde (BARÜ) Filistin’in geçmişten günümüze tarihi süreci anlatılırken bölgede yaşanan insanlık dramına dikkat çekildi.
Bartın Üniversitesi (BARÜ) Filistin’de yaşanan insanlık dramına dikkat çekmek ve toplumsal farkındalığı artırmak hedefiyle çalışmalarını sürdürüyor. Bu doğrultuda Kariyer Planlama Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından “Ölümcül ve Ölümsüz Kimliklerin Coğrafyası: Filistin’in Dünü, Bugünü ve Yarını” başlıklı bir program düzenlendi. Filistin meselesinin farklı boyutlarıyla ele alındığı etkinlikte konuşmacı olarak İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Tarih Bölümünden Prof. Dr. Hasan Hüseyin Güneş yer aldı.
Rektör Akkaya, boykota devam edilmesinin önemini vurguladı
Programın açılışında konuşan BARÜ Rektörü Prof. Dr. Ahmet Akkaya, “Bugün burada ölümcül ve ölümsüz kimliklerin coğrafyasını konuşacağız. Aklımıza burada şair Mehmet Akif İnan geliyor. ‘Mescid-i Aksayı gördüm düşümde. Bir çocuk gibiydi ve ağlıyordu.’ Bu dizelerde ifade edilen Mescid-i Aksa’da 2,5 yıldır insanlığa sığmayan bir zulüm yaşatılıyor. Bu noktada bizler ne kadar somut adım atarsak o kadar kıymetlidir. Lütfen, her daim boykota devam edelim. Çocuklar öldü, kadınlar öldü, aileler dağıldı. Yaşanan acılarını unutmayalım, boykotu uygulayalım.” ifadelerini kullandı.
Filistin meselesini toplumsal hafıza, insan onuru, hukuk ve vicdan çerçevesinde değerlendiren Prof. Dr. Hasan Hüseyin Güneş, Filistin’de bir halkın kendi vatanında nasıl görünmez kılınmaya çalışıldığını ve buna rağmen kimliğini, hafızasını ve yaşama iradesini nasıl koruduğunu anlattı.
“Filistin’de kimlik, hafıza ve insanlık mücadelesi yaşanıyor”
Konuşmasında “ölümcül kimlik” ve “ölümsüz kimlik” kavramlarını değerlendiren Prof. Dr. Güneş, “Ölümcül kimlik, bir halkı insan olarak değil; tehdit, güvenlik sorunu ya da ortadan kaldırılması gereken bir engel olarak görmeye dayanıyor. Buna karşılık ölümsüz kimlik ise yıkılan evlere rağmen saklanan anahtarlarda, boşaltılan köylere rağmen yaşatılan hatıralarda, kaybedilen çocukların isimlerinde ve bir halkın sesini dünyaya duyurma kararlılığında varlığını sürdürüyor.” dedi.
Programda Gazze’de yaşanan insani dram detaylarıyla anlatıldı. Bombardımanlar, zorunlu göç, açlık, susuzluk, yıkılan hastaneler, okullar, ibadethaneler ve evlerin yalnızca savaşın bir sonucu olarak görülemeyeceği ifade edildi. Bir okulun yıkılmasının çocukların geleceğini, bir hastanenin vurulmasının yaralıların yaşama hakkını, bir evin yok edilmesinin ise aile hafızasını ve güven duygusunu ortadan kaldırdığı da vurgulandı.
İlgiyle takip edilen program, Filistin meselesinin insanlığın adalet, hukuk ve vicdan sınavı olduğuna dikkat çekilmesi ve bu konuda farkındalığı artırmaya yönelik çalışmaların sürdürülmesi gerektiği mesajıyla sona erdi.


