Safranbolu Kaymakamlığının, “Kentin Müzesi Tarihin Sesi” adlı projesi, 2015 yılı Yöresel Değerler Mali Destek Programı kapsamında Batı Karadeniz Kalkınma Ajansı tarafından başarılı projeler arasında yer almış ve uygulanmaya değer bulundu.
Bu kapsamda proje tanıtımı nedeni ile Safranbolu Kent Tarihi Müzesi Konferans Salonunda bir program düzenlendi.
Programa Vali Yardımcısı Samet Ercoşkun, Safranbolu Kaymakamı Murat Bulacak, İl Kültür ve Turizm Müdürü İbrahim şahin, Özel İdare Genel Sekreteri Mehmet Uzun, BAKKA Genel Sekreteri İbrahim Kuzu, Safranbolu Kültür ve Turzim Vakfı Başkanı Şefik Dizdar, Daire amirleri katıldı.
Açılış konuşmasını yapan Proje Koordinatörü ve Müze Sorumlusu Safiye Partal müze ve proje hakkında bilgiler vererek, “Kent Tarihi Müzesi 2007 yılında kentin kültürel tarihsel sosyal ve ekonomik zenginliğini tanıtmak ve gelecek kuşaklara yol göstermek, Safranbolu ile ilgili her türlü bilgi, belge eşya görsel malzeme ses ve görüntü kayıtlarını bünyesinde bulundurmak amacıyla Safranbolu halkının bağışlarıyla kurulmuş bir kent müzesidir.184 etnografik eser, 24 arkeolojik eser, 64 sikke olmak üzere toplam 272 eser bulunan müzeyi 2015 yılında 24.482 yerli 2.756 yabancı olmak üzere toplam 27.238 kişi ziyaret etti. Kentin Müzesi Tarihin Sesi” Projesi ile genel olarak, Safranbolu’nun önemli tarihi kültür yapılarının yaşatılması, yerli ve yabancı turistlerin ilgisini artırmak, yörenin tarihi, doğal ve kültürel kaynaklarını doğru ve yeterli tanıtımı için yabancı dil seçenekleri ile daha geniş kitleye hitap etmek, kentin kültürel birikiminin yaşatılması, gelecek nesillere aktarılması, bölgenin hizmet kalitesi yüksek turistik merkez olarak tanınması, müzenin ulusal ve uluslararası alanlarda başarı elde etmesi amaçlanmıştır” dedi.
Kültür ve Turizm Vakfı Başkanı Şefik Dizdar ise, Kent tarihi Müzesinin bir kale gibi Safranbolu’nun gururu olduğunu belirterek, “ Keşke mekân daha büyük olsa idi de Safranbolu’nun unutulmaya yüz tutmuş kültürel varlıkların daha iyi sergilenebildiği bir mekân haline getirilmiş olsaydı. Ancak bu güzel binanın müze olarak hizmet vermesini sağlayan büyüklerimize de teşekkür etmek gerekmektedir.. Ancak daha işlevsel hale getirilmesi gerekmektedir. Ben bu vesile ile ponjede emeği geçen herkese teşekkür ediyorum” dedi.
Safranbolu Kaymakamı Murat Bulacak da yaptığı konuşmada; “ Safranbolu’nun tanıtımına, turizmine, Safranbolu’nun UNESCO Dünya Miras Listesi’ne alınmasına da katkıda bulundu. Bu tarihi bina 1906 yılında yapıldığında yine Safranboluluların yardımıyla yapılmış. Bugün üzerinden 100 sene geçmiş, Safranboluluların katkısıyla Kent Müzesi olarak devam ediyor. Bazı eksikliklerimiz var bunları gidermeye çalışıyoruz” dedi.
Son olarak Vali Yardımcısı Samet Ercoşkun konuştu. Ercoşkun, Güzel bir eserin ortaya çıktığını ifade eden Ercoşkun, kendisinin Bursa’dan geldiğini, bir kent müzesinin şehre ne kattığını görmek için Bursa’nın güzel bir örnek olduğunu belirterek, “Kültür ve Turizm Bakanlığı son dönemleri itibariyle kent müzesi konseptini geliştirmesi gibi bir hizmeti Safranbolu’da görmek çok güzel. Kültür ve Turizm Bakanlığı sadece arkeoloji müzeler değil, o şehirdeki medeniyetin izlerini göstermesi anlamıyla kent müzesi konseptini yaygılaştırmaya çalışıyor. Çok da iyi yapıyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın bu projesine yerel idarecilerin, halkın destek çıkmasının çok büyük önemi var. Bunlar sadece bize ait değerler değil insanlığa ait değerler ve geleceğe mutlaka aktarmamız gereken değerler.
Müzemize teknolojik yenilikler getirerek tanıtım eksikliğimizi gidermek amacıyla yola çıktığımız projemizin özel amacı ise; Müzemizde Elektronik Müze Rehber Sistemi kullanılarak modern sunum tekniğinin uygulanmasını sağlamak, farklı dillerde, doğru bilgiler sunarak tanıtım eksikliğimizi gidermek, yerli ve yabancı turistlerin müze ziyaretleri sırasında ilgilerini canlı tutmak rahat, kolay, eğlenceli, kalıcı ve eğitici bilgiler edinmelerini sağlamak, yöre kültürüne ve müzemize olan ilgiyi artırmak, Kent Tarihi Müzesi’nde çalışan personele mesleki yabancı dil eğitimi verilerek hizmet kalitesini artırmaktır” dedi.
Konuşmaların ardından konuklar Kent Tarihi Müzesini yeni ses sistemi ile birlikte gezdi.


Kentin Müzesi Tarihin Sesi Projesi Hayata Geçti
ÜLKEYİ FELAKETE SÜRÜKLEYEN BÜYÜK İHANET!
Aydın’ın Kuşadası ilçesinde, pazarda, dün, yaşlı bir üretici ile sohbet ettim. Davutlar yoluna cepheli 8 dönüm arazisinde; şeftali, mandalina, portakal ve limon üretiyor. Binbir zahmetle ürettiği meyveleri pazarda satarak geçimini sağlıyor.
“Yakın bir gelecekte, sebzeyi ve meyveyi para ile de alamayacağız. Bizden sonrakiler nasıl beslenecekler merak ediyorum” dedi. “Neden?” dedim. Örnekler vererek uzun uzun anlattı. Arkadaşları, komşuları; sebze ve meyve tarımı yaptıkları arazilerini villa karşılığı inşaat şirketlerine satmışlar. Aldıkları villaları satarak yada kiralayarak tarımdan kazandıklarından kat kat fazla gelir elde ediyorlarmış. Buna direnen bir kaç kişi kalmışlar. Arazisine müteahhitler 16 villa teklif etmişler. Bu yüzden çocuklarıyla arası açılmış. “Ben öleyim, bir gün beklemez satarlar bahçeleri” diyor. Arkadaşına bir kaç yıl önce, 10 dönüm arazisine karşılık 20 villa vermişler. “Zengin olunca ne oldum delisi oldu. Elindeki varlık bitmeyecek zannetti, har vurup harman savurdu. Şimdi elinde 2 villası kaldı. Yakındır onlarıda satması” dedi. Toprak geleceğimizdir, candır, hayattır hiç satılır mı? diye de ekledi.
Çok değil, 15-20 yıl önce Kuşadasından Güzelçamlı ya kadar yolun iki tarafı uçsuz bucaksız meyve ve sebze bahçeleri ile kapliydı. Şimdi gidin bakın, beton tarlaları göreceksiniz.
Davutlar ve Güzelçamlı bölgesinde, özellikle ana yol kenarlarındaki tarım arazilerinin yapılaşmaya açılması, bölgedeki ekolojik denge ve tarımsal üretim için ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Son gelişmeler, bu alanların geri dönülmez bir şekilde betonlaştığı yönündeki endişeleri haklı çıkarmaktadır.
Tarım arazilerinin inşaata açılması, sadece “yeşil alan kaybı” değil, bir ülkenin geleceğini tehdit eden çok boyutlu bir krizdir. Bu durumun yol açtığı başlıca büyük tehlikeler şunlardır:
1. Gıda Güvenliğinin Yok Olması; en temel tehlike, beslenme kaynağımızın kurumasıdır. Birinci sınıf tarım arazilerinin betonlaşması, tarımsal üretimi düşürür. Bu da gıda arzında azalmaya, dışa bağımlılığın artmasına ve mutfak enflasyonunun kontrol edilemez hale gelmesine neden olur.
2. Geri Dönüşü İmkansız Toprak Kaybı; 1 santimetre kalınlığında verimli toprağın oluşması için doğada yaklaşık 100 ila 1000 yıl gerekir. Üzerine beton dökülen toprak “ölü toprak” haline gelir. İnşaat yapıldıktan sonra o arazinin tekrar tarıma kazandırılması binlerce yıl sürer; yani bu kayıp kalıcıdır.
3. Yeraltı Su Kaynaklarının Kuruması; tarım arazileri, yağmur sularını emerek yeraltı su depolarını (akiferleri) besleyen doğal süngerlerdir. Betonlaşma bu emilimi engeller; su yer altına sızamaz, yüzey akışına geçer ve sele dönüşür. Bu da hem su kıtlığına hem de afetlere davetiye çıkarır.
4. Ekosistemin ve Biyoçeşitliliğin Bozulması; tarım alanları birçok canlı türüne ev sahipliği yapar. Betonlaşma; tozlaşmayı sağlayan arılardan faydalı mikroorganizmalara kadar tüm ekosistemi yok eder. Bu dengenin bozulması, tarımsal zararlıların artmasına ve doğal döngünün kopmasına neden olur.
5. Mikroklima Değişikliği ve Isı Adaları; beton ve asfalt ısıyı hapseder. Geniş tarım arazilerinin yerini binaların alması, o bölgenin yerel iklimini (mikroklima) değiştirerek sıcaklığı artırır. Bu durum hem enerji tüketimini artırır hem de kalan tarım alanlarındaki verimliliği düşürür.
6. Ekonomik Kırılganlık; kendi kendine yetemeyen bir ekonomi, küresel gıda fiyatlarındaki dalgalanmalara karşı savunmasız kalır. Çiftçinin topraktan kopup kente göç etmesi, işsizlik ve çarpık kentleşme gibi sosyal sorunları da beraberinde getirir.Özetle: Tarım arazisine yapılan her bina, gelecek nesillerin ekmeğinden ve suyundan çalınan bir bedeldir.
Yaşam kaynaklarımızı yok ediyoruz, can damarlarımızı kesiyoruz. Dünyanın en cahil toplumlarında bile böylesi bir ihanet göremezsiniz.
İlyas Erbay


