Reklam
Reklam
Karabük Postası Avatarı
Karabük Postası tarafından
31 Mart, 2022 07:19 tarihinde yayınlandı
0

Hükümet tarafından gıdadan sonra temel ihtiyaç ürünlerinde yaptığı KDV indirimi fırsatçıları yeniden harekete geçirdi. Gıda da yapılan KDV indiriminden sonra yaşanan fiyat artışlarının temel ihtiyaç ürünlerinde yapılan KDV indirimim ardından yeniden yaşanmaya başladığı gözlendi.

Temel ihtiyaç ürünlerinde yapılan KDV inriminin yürürlüğe gireceği tarih olan 1 Nisan öncesi  incelenen ürünlerin birçoğunda özellikle son iki-üç gün içinde fiyatlar tırmanmış durumda. Örneğin 27 Mart’ta 11.75 TL’den satılan kadın pedi  12.75 liraya yükseldi. 2.5 kg’lık sıvı bulaşık deterjanı 27 Mart’ta 25 TL’den satılırken, fiyat 39.90 TL’ye çıktı.

21’li 6 paket bebek bezi 26 Mart’ta 219.9 liradan satılırken, bu ürün 289 TL’den satışa konuldu. 3 katlı 32’li tuvalet kağıdı 109.80 TL’den satılırken, aynı ürünün fiyatı  118.80 liraya çıktı. Yine farklı bir markanın 3 katlı 32’li tuvalet kağıdı 94.95 TL’den satılırken, bu ürünün fiyatı 97.90 liraya yükseldi. 73.15 lira olan 12’li tuvalet kağıdı 79.90 TL’ye çıktı.

Bazı ürünlerde ise fiyatlar ikiye hatta üçe katladı. Örneğin, 400 ml’lik bir şampuan 17.10 TL iken, iki kattan fazla artarak 46.23 liraya yükseldi. 5 litrelik bir çamaşır suyu 25 Mart’ta 28.59 TL’den satılırken, 59 TL’ye, ardından 77.89 TL’ye çıktı. 200 gram 4’lü sabun 28.50 liradan satılırken, 46.90 TL’ye, daha sonra  ise 53.25 TL’ye yükseldi.

Bilindiği gibi temel gıda maddelerinde KDV’nin yüzde 8’den 1’e indirileceği açıklandıktan sonra da fırsatçılar ortaya çıkmıştı. İndirim öncesinde fiyatlar artırılmış, KDV indirimleri artan fiyatlar üzerinden yapılmıştı.

Tüketici Konfederasyonu Başkanı Aydın Ağaoğlu, KDV indirimi açıklanmasının ardından yapılan her türlü fiyat artışının kötü niyetli olduğunu belirterek, “Vatandaşlarımız bu vurguncu zihni hem bakanlığa şikâyet etmeli hem de sosyal medyada afişe etmeli” dedi.

Stokçuluk yapanlara karşılık cezaların arttığını hatırlatan Ağaoğlu, “Ancak hâlâ yeterli değil. Hapis cezası asla paraya çevrilmemeli. Bu konuda düzenleme şart. Ayrıca mağaza kapatma cezası gelmeli. Ve bu mağazanın neden kapatıldığı da afişe edilmeli” ifadelerini kullandı.

Bizi sosyal medyadan takip edin
xa 1
İlyas Erbay Avatarı
İlyas Erbay tarafından
07 Mayıs, 2026 14:51 tarihinde yayınlandı
0

MÜJDE, ULTRA ZENGİN SAYIMIZ 4208 OLMUŞ !

Türkiye’de gelir dağılımı adaletsizliği, son yıllarda belirgin bir şekilde derinleşmiş durumda. Güncel verilere göre Türkiye, Avrupa’da gelir eşitsizliğinin en yüksek olduğu ülke konumunda. En yüksek gelire sahip %20’lik grup, toplam gelirin yaklaşık %48’ini alırken; en düşük gelire sahip %20’lik kesim toplam gelirden yalnızca %6,4 pay alabilmekte. En zengin %10’luk kesimin geliri, en yoksul %10’luk kesimin gelirinden yaklaşık 15 kat daha fazla. Gelir dağılımı eşitliğini ölçen Gini katsayısı Türkiye’de 0,461 seviyesinde. Avrupa Birliği ortalaması 0,29

ULTRA ZENGİN SAYIMIZ SON 5 YILDA %93.5 ARTMIŞ

İngiliz gayrimenkul danışmanlık şirketi Knight Frank’ın The Wealth Report 2026 verilerine göre Türkiye’de 30 milyon dolar üzeri servete sahip kişi sayısı son 5 yılda %93.5 artmış.2174 ten 4208’e çıkmış. Milyarder sayımızın aynı dönemde 35 ten 46 ya çıkacağı öngörülüyor.
Milyonlarca insan açlık ve yoksulluk mücadele ederken, milyarderlerimizin sayısı hızla artıyor.

GELİR DAĞILIMI ADALETSİZLİĞİNİ ÖNLEME ÇABALARI YETERSİZ

Dünya Bankası verilerine göre Türkiye, gelir eşitsizliği bakımından 130 ülke arasında 28. sırada yer alarak birçok gelişmekte olan ülkeden daha kötü bir tablo sergiliyor. Bu adaletsizlik, orta sınıfın zayıflamasına ve halkın büyük bir kesiminin ( yaklaşık her 10 kişiden 6’sı ) borçlu bir şekilde yaşamını sürdürmesine neden olan sosyoekonomik bir krizin temel taşlarından biridir.

Gelir dağılımdaki adaletsizliği önlemek için devletler tarafından uygulanan en temel yöntem, maliye politikası araçlarını kullanarak geliri piyasada oluştuğu halinden (birincil dağılım) daha adil bir seviyeye (ikincil dağılım) taşımaktır.
Bu adaletsizliği önlemek için kullanılan başlıca stratejiler şunlardır:

– Yüksek gelir gruplarından daha yüksek oranda vergi alınarak, toplanan kaynağın alt gelir gruplarına aktarılmasıdır.

– Düşük gelirliler üzerindeki vergi yükünü azaltmak amacıyla asgari ücretten vergi alınmaması veya temel gıdada vergi indirimleri yapılmasıdır.

– Gelirin ötesinde, birikmiş servet üzerinden alınan vergilerle servet yoğunlaşmasının önlenmesi hedeflenir.

– Yoksulluk sınırı altındaki ailelere yönelik doğrudan nakdi transferler ve sosyal güvenlik ödemeleridir.

– Sağlık, eğitim ve barınma gibi temel hizmetlerin devlet tarafından ücretsiz veya sübvansiyonlu sunulması, alt gelir gruplarının harcamalarını azaltarak dolaylı gelir artışı sağlar.

– Asgari ücretin yaşam standartlarını karşılayacak düzeyde belirlenmesi, Gini katsayısını (eşitsizlik ölçütü) düşüren doğrudan bir araçtır.

– Eğitim ve mesleki eğitim politikalarıyla düşük nitelikli işgücünün verimliliği artırılarak daha yüksek ücret alabilmeleri sağlanır.

– İşsizliğin azaltılması, hanehalkı gelirlerini doğrudan artırarak eşitsizliği azaltan en kritik faktörlerden biridir.

– Vergi kaçakçılığının önlenmesi ve çalışanların sosyal güvenlik şemsiyesi altına alınması gelir dağılımını iyileştirir.

– Eğitim ve sağlığa erişimde adaletin sağlanması, bireylerin ekonomik basamakları tırmanma şansını (sosyal mobilite) artırır.

Bu konularda bir takım çalışmalar olsa da gelir dağılımı adaletsizliğini önlemede son derece yeteresiz.

Ne yazık ki, yoksulla zengin arasındaki makas her geçen gün daha da açılıyor.
24 yılın sonunda geldiğimiz durumun özeti budur.

İlyas Erbay

Bizi sosyal medyadan takip edin