Reklam
Reklam
Karabük Postası Avatarı
Karabük Postası tarafından
05 Mayıs, 2014 15:23 tarihinde yayınlandı
0

KBÜ’de 5. Uluslararası Bilim Günleri Başladı

Türkiye’de ilk yüz ve rahim naklini gerçekleştiren Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Estetik Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömer Özkan, Karabük Üniversitesi (KBÜ) öğrencileri ile buluştu.

KBÜ Bilintey Kulübü tarafından bu yıl beşincisi gerçekleştiren Uluslararası Bilim Günleri Hamit Çepni konferans salonunda başladı.

Son yıllarda yaptığı çift kol, yüz ve rahim nakliyle Türkiye’nin adını dünyaya duyuran Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Estetik Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömer Özkan, Karabük Üniversitesinde öğrencilere yaptıkları çalışmaları anlattı.

Türkiye’de ilk yüz naklini gerçekleştiren Prof. Dr. Ömer Özkan, “Organ ve kompozit doku nakilleri” konulu konferans verdi.

Özkan, Türkiye’de gerçekleştirilen ilk rahim ve yedinci kez yapılan tam yüz nakilleri ameliyatlarını anlatarak, başarılı ameliyatları resimler ve videolarla konferansa katılanlara aktardı.

Bulunduğumuz ülkeden gurur duymalıyız diyen Özan, “ Her ne akdar olumsuz şartlar bizi umitsiz duruma soksada, mutlu olmamız gerektiren önümüze ümtile bakmamız gerekn durumlarda var. Avrupa bize imrenir durumda. Bunun değerini bilin ve verilen imkanları sonuna kadar değerlendirin. Bir çok arkadaşımız yurtdışında çok önemli çalışmalarda bulunmuşlar. Ama hiçbir zaman o arkadaşlarımız o önemli çalışmalarından dolayı bir yerlere davet edilsin. Çünkü orada misafir sanatçı ve maalesef işçi durumundayız. Kötümü, kesinlikle değil güzel. Bizlere bilgiyi paylaşmayı veriyorlar ama sahiplenmemize imkan tanımıyorlar. Bu bilimi bizim kendi ülkemizde kendi ortamımızı sağlamımızda fayda var” dedi.

“ORGAN BAĞIŞINDA SIKINTIMIZ VAR”

Türkiye’de 60 bin böbrek hastası olduğunu söyleyen Prof. Dr. Özkan, “20 bin acil böbrek nakli bekleyen hasta var. Günümüzde Türkiye organ naklinin en çok yapıldığı ülkelerin başında yer alıyor. Maalesef bir sıkıntımız var. Organ nakli doktoru değilim ama kadavradan nakilleri çok az yapıyoruz çoğunu canlıdan yapıyoruz. İnsanlar sağken bağışta bulunuyorlar ama birkaç gün sonra toprakta çürüyecek organları bağışlamıyor. O dönemde zorluklar var insanalr düşünürken daha kafa yapısının oturması gerekiyor. Dini zorluklar denildi ama dini boyutu çoktan aşıldı bence. Bir miktar sonra genç nesilin daha sıcak baktığını düşünüyorum. Bazı kanuni açılımlarla bunların daha ileriye gideceğini düşünüyorum. Son 3,5 yıldır popüler ama 15- 20 yıldır ülkemizde çok başarılı bir şekilde organ nakilleri yapılıyor. Organ nakilleri şuana kadar günümüzde bahsedilirken, hayat kurtarıcı organlardan bahsediyoruz. Orta çağ dönenimde insanların ömrü 40-50 yaş civarında olurdu. Refah düzeyi ve imkalar ile tıpbi imkanlarla ömür uzatılmaya çalışılıyor. Şuan günümüzde yaşam süresi 80 yaşları civarında. İnsan ömrü ne kadar uzatılırsa uzatılsın, bu hayattan tat ve huzru içersinde yaşaması gerekiyor. Bir insanın iki kolu olmadığını düşünürseniz, o insanın 80 yaşına kadar yaşama hevesi dahi olmaz” dedi.

“DÜNYANIN EN BAŞARILI RAHİM NAKLİNİ YAPTIK”

Kadavradan rahim nakli yapılan ailenin çocuk yapmasını beklediklerini dile getiren Prof. Dr. Ömer Özkan, “Türkiye bazı kadınların beşbinde bir görülen doğuştan vajinası ve rahmi yok. Bunların ameliyatları dünyanın her yerinde kendi derilerinden yapılır. Rahme en kabul edilen ideala yakın çözüm ince bağırsaktan vajina yapımıdır. Dünyada kadavradan ilk rahim naklini yaptık. Şu anda dünyanın en başarılı rahim naklini yaptık ama, aile çocuk yapıp mutlu olduğu zaman biz başarılı olacağız diyebiliriz.” dedi.

Konferansın sonunda Prof. Dr. Özkan’a, katılımlarından dolayı KBÜ Rektörü Prof. Dr. Burhanettin Uysal tarafından plaket verildi.

Bizi sosyal medyadan takip edin
ILHAN ALPBOGA 3
İlhan Alpboğa Avatarı
İlhan Alpboğa
25 Mayıs, 2026 14:14 tarihinde yayınlandı
Yapay Zeka
Yazıyı sesli dinle
0

Gördük işittik söylüyoruz 25 mayıs 2026

Bayramlar bayram ola

 

Yarın arife Çarşamba Kurban Bayramı.

Bayramlar birlik-beraberlik ve dayanışma ruhunun sevgi ile yoğrularak vücut bulduğu özel günlerdir.

Şimdikiler de pek tat ve heyecan kalmasa bile bizim çocukluğumuzun bayramları bir başka idi.

Günler öncesinden saran alışveriş heyecanı, yastık alına konulan ayakkabı ve giyişiler, sonra kankalar ile kapı-kapı şeker ve harçlık toplama.

Nerede o bayramlar?

Nerede o bayramlarda bizleri gülümseme ile karşılayan gözler?

Nerede o bayramlardaki muhabbet, samimiyet ve gerçek yüzler?

Takvimlerde yine bayramlar var.

Bu hayat cenderesinde tatil günü.

Olsun var ya yine;

Merhum Ozan arif bayram şiirinde;

“Ya Rabbi tadına bütün milletin,
Varacağı bayramlara eriştir

Milletinin yarasını devletin,
Saracağı bayramlara eriştir

Devletin milletin verip el ele
Kimsenin kimseyi etmeden köle,
Zenginin fakirin gönül gönüle
Gireceği bayramlara eriştir.

 

Fukaranın rezil olduğu değil,
Hastanede rehin kaldığı değil,
Memurların zekat aldığı değil
Vereceği bayramlara eriştir.

 

Her mübarek bayram gelince böyle,
İşçi köylü mahzun olmasın öyle,
Cebinde harçlığı göğsünü şöyle
Gereceği bayramlara eriştir.”

Diyerek gönlündekini dile getiriyordu.

Yine kelimelerin sultanı gönül adamı, “Sarı saçları deli gönüle bağlatan”, “Lambada titreyen alevi üşüten” şair Abdurrahim Karakoç da ;

 

“Ana, bu bayram mı? . Aman çok ayıp
Çocukken gördüğüm bayramlar hani?
Mübarek elleri öpüp, koklayıp
Yüzüme sürdüğüm bayramlar hani?

 

Hani ya o özlem, hani ya o tad?
Ne dışım kaygusuz, ne içim rahat
Haftalar öncesi her gün, her saat
Babamdan sorduğum bayramlar hani?

 

Nur yağan geceler, gündüzler nerde?
Neşe paylaştığım öksüzler nerde?
Dost yollar, dost evler, dost yüzler nerde?
Huzura erdiğim bayramlar hani?

 

Kar çiçeğim solmuş kar yatağında
Can verir ırmağın dar yatağında
Arife gecesi yer yatağında
Üstüme serdiğim bayramlar hani?

 

Bayram demek takvimdeki yazı mı?
Bayram hasret, bayram ağrı, sızı mı?
Açıp yüreğimi, yumup gözümü
Özüne girdiğim bayramlar hani?

 

Bayram af günüdür, barış günüdür
Bayramlar rahmete giriş günüdür
Bayram, Hak menzile varış günüdür
Gönlümü verdiğim bayramlar hani?”

 

Diye yaşadığı bayramların akıbetini soruyordu.

Olsun yine bayramlar var.

Bayramlar bayram olsun.

Kutlu olsun, mübarek olsun.

 

İstenince oluyormuş demek ki

 

Yenice eski devlet hastanesi arası satışından sarfı nazar edildi.

Hazine ve Maliye Bakanlığı aralarında Yenice’nin de bulunduğu bazı hazine arsalarının satışına karar verdi ve satış tarihi ilan etti.

Yenice sivil toplum kuruluşları ve halkı bu karar üzerine itiraz sesler yükseltti.

Birlik içerisinde geçekleşen bu itirazlar duyuldu ve karar şimdilik geri çekildi.

Uğraş verenler sağ olsunlar.

Akıl hırsların önünde olduğu müddetçe yanlışlar düzeltilir.

İnat ve ısrar toplumla gerginlik yaratır.

Bu hadise istenirse olabiliyormuş demek ki?

8 Kasım birlikteliği geldi aklımıza nedense?

Bu ruhlar yaşamalı, yaşatılmalı.

 

 

 

Büyüklere masallar ve gerçekler

Terör örgütü ile “süreç ” tartışmaları Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 22 Ekim’de yaptığı açıklamada, Öcalan’ın Meclis’e gelerek, PKK’nin lağvedildiğini açıklamasını önermesiyle başladı.

Daha önce 2013-2015 tarihleri arasında denenmiş, iş hendek çatışmalarına kadar gitmişti.

2013-2015 tarihleri arasındaki süreci ihanet süreci diye adlandıran MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin şimdiki iştahını anlamak mümkün değil.

Türk Milletinin evlatlarına kuşun sıktırmış, bombalarla parçalatmış, pusular ile toprağa düşürtmüş, çoluk çocuk demeden katlettirmiş ve bu suçlarının karşılığında TCK hükümlerine göre vatana ihanetten ömür boyu hapis cezasına (İdam kaldırıldığı için) çarptırılmış bir müsvedde için milliyetçi bir partinin genel başkanının yaklaşımı terörü önlemeyi istemekten öte bir şeydir.

Bahçeli koltuğunda oturduğu MHP’nin banisi Alpaslan Türkeş’in ve partinin tabanını oluşturan ülkücülerin bu cani ve örgütü hakkındaki görüşlerini bilmiyor olamaz.

Öyle ise burada başka bir şey var diye kafa patlatırken, bu vatan hainleri gibi, 15 Temmuz hainlerinin şehit ettirdiği Muhsin Başkan ve yaşadığı bir hadise geldi aklımıza.

Büyük Birlik Partisi (BBP) merhum lideri Muhsin Yazıcıoğlu‘nun kendisinden yardım isteyen bir vatandaş için Ahmet Türk‘e verdiği ayar hala hafızalardaki yerini koruyor.

İşte tüyleri diken diken eden o olay

Tunceli‘de terör örgütü PKK tarafından kaçırılan gencin babasına, “oğlunu bulursa Muhsin Başkan bulur” telkini verilir. Büyük Birlik Partisi Genel Merkezi’ne gelen acılı baba Muhsin Yazıcıoğlu’na oğlunun “terör örgütü tarafından kaçırıldığını” söyleyip yardım ister. Yazıcıoğlu babaya oğlunun bulunacağına dair söz verir.

“Kameraları kapatın”

Yazıcıoğlu görüşmenin ardından Meclis’te koruma amirlerine 5 dakika kameraları kapatın talimatı verir ve o zamanki adıyla HADEP’in Meclis odasının kapısında korumalarının yanında Ahmet Türk’e elinde kaçırılan gencin ismi yazılı notu uzatır ve Türk’e, “Bir kaç saat içinde bu genç teslim edilmez ise Ahmet Bey seni alırım” ifadelerini kullanır.

Olayın üzerinden bir saat geçmeden Muhsin Yazıcıoğlu, Meclis lokantasında yemek yediği esnada Tunceli valisinden telefon gelir. Vali, “Başkan genci teslim ettiler” der.

Ona bak bir de buna.

Birisi masal diğeri gerçek.

 

 

Bilmek, yine bilmek

 

AKP Genel Sekreter Yardımcısı ve Karabük Milletvekili Cem Şahin,
“Parti içerisinde “eski” kavramının olmadığını, milletvekilinden il başkanına, ilçe başkanından belediye başkanına, mahalle başkanına kadar görev yapmış herkesin aynı davanın mensubu olduğunu, parti’nin büyük bir aile olduğunu, davada ayrılık değil birlik, kırgınlık değil, kardeşlik bulunduğunu, görevlerin değişebileceğini ama dava bilinci ve vefa duygusu değişmeyeceğini parti’de sadece bayrak yarışı olabileceğini.” Söylemiş.

İlk bakışta parti içerisine yönelik toplumcu bir mesaj.

Cem Şahin’in gönlünden belki böyle geçiyor ve böle olmasını istiyor.

Bilmemesi mümkün değil.

Bilmiyor, kendisine söylenmedi ise siyaset yapması zor.

Şahin bu sözleri söylerken salonda oturanların birçoğu “Ben varken neden o?” diyerek partilerini ve arkadaşlarını satmış adamlar.

İtiraz edebilirlerse isim-isim sayarız.

Cem Şahin genç ve gelecek vaat eden, alışılagelmiş siyasetçi profilinden uzak, dinleyen, ilgilenen bir siyasetçi.

Genel Sekreter Yardımcısı olarak bunları söylemesi normal.

Ama biliyordur mutlaka kim, kim?

Babasına yalakalık yapıp, kendi arkasından da dönme dolaba binenleri bilmemesi mümkün mü canım?

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Afet deyi geçmemek lazım

 

 

Metrekareye bilmem ne kadar yağış düştü ondan oldu.

Bilmem kaç yılda bir olur.

Doğrudur.

Yağması da, yağmamasıda mesele.

Güzel güzel bulvarlarımız oldu afilli mi afilli.

Altyapı düşünüldü mü?

Bilmiyoruz.

Eskilerinden tutun yenilerine kadar çoğu yer patladı.

Demek ki sadece makyaj yetmiyormuş.

En kötü senaryoya hazırlıklı olmak gerekiyormuş.

Karayolları bulvarları, belediye kendi yollarını gözden geçirmeli alt yapı noktasında.

Allah’tan can kaybı yok.

Sadece yarım saatlik yağış.

Afet bu kırk yılda bir oluyor deyip geçmemek lazım.

Tedbir alıp takdire bırakmak gerekir.

Öyle değil mi?