İstanbul’da kılıçlı saldırıya uğrayarak hayatını kaybeden Başak Cengiz’in (28) annesi Beyhan Cengiz, kızının bir cani tarafından hunharca öldürüldüğünü belirterek, “Daha nice güzel başarılara imza atacaktı, hedefleri vardı” dedi.
İstanbul’da Can Göktuğ Boz, tarafından sokak ortasında samuray kılıcıyla öldürülen Başak Cengiz’in adının verildiği Karabük Üniversitesi (KBÜ) Mimarlık Fakültesi’nde tören düzenlendi.
Fethi Toker Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi Prof. Dr. Saadettin Ökten Konferans Salonunda düzenlenen törene Başak Cengiz’in annesi Beyhan, Baba Avni Cengiz ve yakınlarının yanı sıra Karabük Valisi Fuat Gürel ile eşi Özlem Aras Gürel, Safranbolu Belediye Başkanı Elif Köse, KBÜ Rektörü Prof. Dr. Refik Polat, İl Jandarma Komutanı Kd. Albay Garip Gümüş, siyasi parti temsilcileri, kurum müdürleri ve öğrenciler katıldı.
Saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile başlayan programın açılışında konuşan Karabük Valisi Fuat Gürel, “Bir ruh hastasının bizden, annesinden, babasından, sevdiklerinden alıp götürdüğü bir kardeşimizi bugün burada anıyoruz. Cumhurbaşkanımızın tensipleriyle Rektörlüğümüzün ve senatomuzun uygun görmesiyle ismini bu Mimarlık Fakültesinde yaşatmış olacağız. Başak Cengiz, genç bir kardeşimiz, hayalleri vardı. Belki Türkiye’de önemli bir başarıya imza atacak kardeşimizdi. İnşallah onun hayallerini bu fakültede okuyacak kardeşlerimiz gerçekleştirecektir” ifadelerini kullandı.
KBÜ Rektörü Prof. Dr. Refik Polat, Başak Cengiz’in tüm Türkiye’nin evladı olduğunu, aziz hatırasının sonsuz dek yaşatılacağını aktardı.
Anne Beyhan Cengiz ise Karabük Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Refik Polat’a düzenledikleri program için teşekkür etti.
Safranbolu’da kendisini ve ailesini evinde gibi hissettiklerini belirten Beyhan Cengiz, “Ben bugün şunu anladım. Ben koskoca bir aileye sahi olmuşum bana bunu yaşattığınız için rektörüme teşekkür ederim. Ben bu ilçeye defalarca geldim. Her yerini gezdim. Güzel anılarda boğuldum, kalbim sızladı” dedi.
Kızı Başak’ın eğitim için geldiği üniversiteyi başarıyla bitirdiğini hatırlatan Cengiz, “Kıymetlim, balım Başak, üniversiteyi kazanıp eğitime geldiği zaman girdiği sınavları tırnakları ile kazıdı. Çizdiği projeleri, yaptığı maketleri ve 5 yıl boyunca aldığı eğitimi başarıyla bitirip gururla evine döndü” diye konuştu.
“NİCE GÜZEL BAŞARILARA İMZA ATACAKTI, HEDEFLERİ VARDI”
Konuşmakta zorlanan Anne Cengiz, Başak’ın mezun olduktan sonra da çalışmalarına devam ettiğini ifade ederek şunları söyledi: “Bir sürü kurslara gitti. İş başvurusunda bulundu. Ailesi olarak işe girmesi için çalmadık kapı bırakmadık. Nihayet çok güzel bir işe girdi. ‘Annecim her insana nasip olmaz çok değerli bir işe girdim. Ben burada başarılarımı göstereceğim’ dedi. Sözünü de tuttu. Orada da aldığı görevi başarıyla teslim etti. Daha nice güzel başarılara imza atacaktı, hedefleri vardı. Ne yazık ki kalemini kırdılar. Hunharca, zalim cani kıydı yavruma.”
“Ben davamı emin ellere teslim ettim” diyen Cengiz, “Herkes titizlikle görevinde. Şüphem yok, hain alacak cezasını. Yaşasın cehennem zalimler için” ifadelerine yer verdi.
Konuşmanın ardından kurdele kesimiyle birlikte Başak Cengiz Mimarlık Fakültesi’nin açılışı yapıldı.


KBÜ Başak Cengiz Mimarlık Fakültesi’nin açılışı yapıldı
ÜLKEYİ FELAKETE SÜRÜKLEYEN BÜYÜK İHANET!
Aydın’ın Kuşadası ilçesinde, pazarda, dün, yaşlı bir üretici ile sohbet ettim. Davutlar yoluna cepheli 8 dönüm arazisinde; şeftali, mandalina, portakal ve limon üretiyor. Binbir zahmetle ürettiği meyveleri pazarda satarak geçimini sağlıyor.
“Yakın bir gelecekte, sebzeyi ve meyveyi para ile de alamayacağız. Bizden sonrakiler nasıl beslenecekler merak ediyorum” dedi. “Neden?” dedim. Örnekler vererek uzun uzun anlattı. Arkadaşları, komşuları; sebze ve meyve tarımı yaptıkları arazilerini villa karşılığı inşaat şirketlerine satmışlar. Aldıkları villaları satarak yada kiralayarak tarımdan kazandıklarından kat kat fazla gelir elde ediyorlarmış. Buna direnen bir kaç kişi kalmışlar. Arazisine müteahhitler 16 villa teklif etmişler. Bu yüzden çocuklarıyla arası açılmış. “Ben öleyim, bir gün beklemez satarlar bahçeleri” diyor. Arkadaşına bir kaç yıl önce, 10 dönüm arazisine karşılık 20 villa vermişler. “Zengin olunca ne oldum delisi oldu. Elindeki varlık bitmeyecek zannetti, har vurup harman savurdu. Şimdi elinde 2 villası kaldı. Yakındır onlarıda satması” dedi. Toprak geleceğimizdir, candır, hayattır hiç satılır mı? diye de ekledi.
Çok değil, 15-20 yıl önce Kuşadasından Güzelçamlı ya kadar yolun iki tarafı uçsuz bucaksız meyve ve sebze bahçeleri ile kapliydı. Şimdi gidin bakın, beton tarlaları göreceksiniz.
Davutlar ve Güzelçamlı bölgesinde, özellikle ana yol kenarlarındaki tarım arazilerinin yapılaşmaya açılması, bölgedeki ekolojik denge ve tarımsal üretim için ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Son gelişmeler, bu alanların geri dönülmez bir şekilde betonlaştığı yönündeki endişeleri haklı çıkarmaktadır.
Tarım arazilerinin inşaata açılması, sadece “yeşil alan kaybı” değil, bir ülkenin geleceğini tehdit eden çok boyutlu bir krizdir. Bu durumun yol açtığı başlıca büyük tehlikeler şunlardır:
1. Gıda Güvenliğinin Yok Olması; en temel tehlike, beslenme kaynağımızın kurumasıdır. Birinci sınıf tarım arazilerinin betonlaşması, tarımsal üretimi düşürür. Bu da gıda arzında azalmaya, dışa bağımlılığın artmasına ve mutfak enflasyonunun kontrol edilemez hale gelmesine neden olur.
2. Geri Dönüşü İmkansız Toprak Kaybı; 1 santimetre kalınlığında verimli toprağın oluşması için doğada yaklaşık 100 ila 1000 yıl gerekir. Üzerine beton dökülen toprak “ölü toprak” haline gelir. İnşaat yapıldıktan sonra o arazinin tekrar tarıma kazandırılması binlerce yıl sürer; yani bu kayıp kalıcıdır.
3. Yeraltı Su Kaynaklarının Kuruması; tarım arazileri, yağmur sularını emerek yeraltı su depolarını (akiferleri) besleyen doğal süngerlerdir. Betonlaşma bu emilimi engeller; su yer altına sızamaz, yüzey akışına geçer ve sele dönüşür. Bu da hem su kıtlığına hem de afetlere davetiye çıkarır.
4. Ekosistemin ve Biyoçeşitliliğin Bozulması; tarım alanları birçok canlı türüne ev sahipliği yapar. Betonlaşma; tozlaşmayı sağlayan arılardan faydalı mikroorganizmalara kadar tüm ekosistemi yok eder. Bu dengenin bozulması, tarımsal zararlıların artmasına ve doğal döngünün kopmasına neden olur.
5. Mikroklima Değişikliği ve Isı Adaları; beton ve asfalt ısıyı hapseder. Geniş tarım arazilerinin yerini binaların alması, o bölgenin yerel iklimini (mikroklima) değiştirerek sıcaklığı artırır. Bu durum hem enerji tüketimini artırır hem de kalan tarım alanlarındaki verimliliği düşürür.
6. Ekonomik Kırılganlık; kendi kendine yetemeyen bir ekonomi, küresel gıda fiyatlarındaki dalgalanmalara karşı savunmasız kalır. Çiftçinin topraktan kopup kente göç etmesi, işsizlik ve çarpık kentleşme gibi sosyal sorunları da beraberinde getirir.Özetle: Tarım arazisine yapılan her bina, gelecek nesillerin ekmeğinden ve suyundan çalınan bir bedeldir.
Yaşam kaynaklarımızı yok ediyoruz, can damarlarımızı kesiyoruz. Dünyanın en cahil toplumlarında bile böylesi bir ihanet göremezsiniz.
İlyas Erbay


