Kastamonu’nun güzellikleri, 2 bin 300 rakımlı Yaralıgöz Dağında kanun çalarak tanıtılıyor.
Bursa’dan iki yıl önce Kastamonu’nun Devrekani ilçesine imam-hatip olarak atanan Furkan Kocabaş, görev yaptığı bölgenin tanıtımı için kanun çalıyor. Kastamonu’nun Devrekani ilçesinde 2 bin 300 rakımlı Yaralıgöz’ün zirvesine kanun çalarak bunları kayıt altına alan Furkan Kocabaş, sosyal medya hesaplarında paylaşımlar yapmaya başladı. Paylaşımlarının büyük ilgi görmesi üzerine Kocabaş, ilçenin farklı bölgelerine giderek gönüllü turizm elçisi oldu. Kocabaş, kanun çalarak Devrekani’yi ve Yaralıgöz’ü tanıtmaya devam edeceğini belirterek, herkesin bu eşsiz doğal güzellikleri görmesi gerektiğini kaydetti.
Bursa’da orkestra konservatuar mezunu olduğunu belirten Kocabaş, “Küçüklüğümden beri kanun çalmasını severim. Aynı zamanda bunun yanında klarnet, ritim sazlar dediğimiz darbuka, davul ve bendir de çalabiliyorum” şeklinde konuştu.
Sosyal medya hesaplarında çeşitli zamanlarda paylaşımlarda bulunduğunu ifade eden Kocabaş, “Yaralıgöz’ün doğası, yapısı, güzelliğiyle ilgili, burada sık sık yağmur yağıyor. Yağmur ile birlikte kanun ile parçalar çalıp bunları paylaştıklarım oluyor. İnsanlarda ister istemez buraları merak ediyor. Bana sık sık neresi buralar diye sorular geliyor. Bende görev yaptığım Kastamonu’nun nice güzelliklerinden bir tanesiyiz diyorum. Yaralıgöz’ün şu anda zirvesindeyiz. Kendimde müzik ile buluştuğumda Yaralıgöz gibi kendimi de zirvede hissediyorum. Harika bir doğanın eşsiz parçası gibi. 2 bin 300 rakımlı bir dağın zirvesinde bulunuyoruz. Gerçekten bunun farkında değilim. Havası muhteşem, çok sert bir rüzgarı var ama güneş açtığı zamanda muhteşem bir şekilde insanın ciğerlerine inen tertemiz bir havası bulunuyor. İstisnasız birçok insanın buraya gelip bu havayı teneffüs etmesini isterim. Çünkü temiz hava temiz zihin, temiz zihin temiz gönülle birlikte oluyor. Buraların havasını, tadını, tuzunu kullanmaya, teneffüs etmeye herkesi bekleyebilirim. Elimizden geldiğince buraları tanıtmaya ve yaşatmaya devam edeceğiz” dedi.


Kastamonu’nun güzellikleri müzik eşliğinde tanıtılıyor
BARÜ’de Filistin’in dünü, bugünü ve yarını anlatıldı
Bartın Üniversitesinde (BARÜ) Filistin’in geçmişten günümüze tarihi süreci anlatılırken bölgede yaşanan insanlık dramına dikkat çekildi.
Bartın Üniversitesi (BARÜ) Filistin’de yaşanan insanlık dramına dikkat çekmek ve toplumsal farkındalığı artırmak hedefiyle çalışmalarını sürdürüyor. Bu doğrultuda Kariyer Planlama Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından “Ölümcül ve Ölümsüz Kimliklerin Coğrafyası: Filistin’in Dünü, Bugünü ve Yarını” başlıklı bir program düzenlendi. Filistin meselesinin farklı boyutlarıyla ele alındığı etkinlikte konuşmacı olarak İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Tarih Bölümünden Prof. Dr. Hasan Hüseyin Güneş yer aldı.
Rektör Akkaya, boykota devam edilmesinin önemini vurguladı
Programın açılışında konuşan BARÜ Rektörü Prof. Dr. Ahmet Akkaya, “Bugün burada ölümcül ve ölümsüz kimliklerin coğrafyasını konuşacağız. Aklımıza burada şair Mehmet Akif İnan geliyor. ‘Mescid-i Aksayı gördüm düşümde. Bir çocuk gibiydi ve ağlıyordu.’ Bu dizelerde ifade edilen Mescid-i Aksa’da 2,5 yıldır insanlığa sığmayan bir zulüm yaşatılıyor. Bu noktada bizler ne kadar somut adım atarsak o kadar kıymetlidir. Lütfen, her daim boykota devam edelim. Çocuklar öldü, kadınlar öldü, aileler dağıldı. Yaşanan acılarını unutmayalım, boykotu uygulayalım.” ifadelerini kullandı.
Filistin meselesini toplumsal hafıza, insan onuru, hukuk ve vicdan çerçevesinde değerlendiren Prof. Dr. Hasan Hüseyin Güneş, Filistin’de bir halkın kendi vatanında nasıl görünmez kılınmaya çalışıldığını ve buna rağmen kimliğini, hafızasını ve yaşama iradesini nasıl koruduğunu anlattı.
“Filistin’de kimlik, hafıza ve insanlık mücadelesi yaşanıyor”
Konuşmasında “ölümcül kimlik” ve “ölümsüz kimlik” kavramlarını değerlendiren Prof. Dr. Güneş, “Ölümcül kimlik, bir halkı insan olarak değil; tehdit, güvenlik sorunu ya da ortadan kaldırılması gereken bir engel olarak görmeye dayanıyor. Buna karşılık ölümsüz kimlik ise yıkılan evlere rağmen saklanan anahtarlarda, boşaltılan köylere rağmen yaşatılan hatıralarda, kaybedilen çocukların isimlerinde ve bir halkın sesini dünyaya duyurma kararlılığında varlığını sürdürüyor.” dedi.
Programda Gazze’de yaşanan insani dram detaylarıyla anlatıldı. Bombardımanlar, zorunlu göç, açlık, susuzluk, yıkılan hastaneler, okullar, ibadethaneler ve evlerin yalnızca savaşın bir sonucu olarak görülemeyeceği ifade edildi. Bir okulun yıkılmasının çocukların geleceğini, bir hastanenin vurulmasının yaralıların yaşama hakkını, bir evin yok edilmesinin ise aile hafızasını ve güven duygusunu ortadan kaldırdığı da vurgulandı.
İlgiyle takip edilen program, Filistin meselesinin insanlığın adalet, hukuk ve vicdan sınavı olduğuna dikkat çekilmesi ve bu konuda farkındalığı artırmaya yönelik çalışmaların sürdürülmesi gerektiği mesajıyla sona erdi.

