Kastamonu Üniversitesi ile Kastamonu ve İnebolu Cumhuriyet Başsavcılıkları ortasında imzalanan protokol çerçevesinde kontrollü özgürlük yükümlülerine yönelik ferdi danışmanlık, küme çalışmaları, sanat ve spor aktiflikleri üzere çeşitli faaliyetler düzenlenecek.
Kastamonu Üniversitesi ile Kastamonu ve İnebolu Cumhuriyet Başsavcılığı ortasında, kontrollü hürlük hizmetleri alanında iş birliği sağlanmasına yönelik protokol imzalandı. Kastamonu Cumhuriyet Başsavcısı Ercan Ceylan ve Kastamonu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hamdi Topal’ın iştirakiyle gerçekleştirilen imza merasiminde, Kastamonu Kontrollü Özgürlük Müdürü İlker Öcal da hazır bulundu.
İmzalanan protokol, her iki kurum ortasındaki iş birliğini güçlendirerek, kontrollü özgürlükten yararlanan bireylerin topluma kazandırılmasına katkı sağlamayı hedefliyor. Protokol çerçevesinde, kontrollü özgürlükten faydalanan bireylere yönelik kişisel danışmanlık, küme çalışmaları, sanat ve spor aktiflikleri üzere çeşitli faaliyetler düzenlenecek. Bu faaliyetlerin, bireylerin psikososyal gelişimlerine katkı sunması ve topluma entegrasyonlarını kolaylaştırması amaçlanıyor.
Ayrıca, eski mahkumların iş gücü piyasasına adaptasyonunu desteklemek maksadıyla mesleksel yeterlilik kursları ve meslek planlama takviyesi de sağlanacak. Böylece, kontrollü özgürlük sürecindeki bireylerin toplumsal yaşama ahenk sağlamaları ve ekonomik bağımsızlık kazanmaları hedefleniyor.
Törende, her iki taraf iş birliğinin toplumsal yarar sağlayacağı ve kontrollü özgürlük hizmetlerinin aktifliğini artırma açısından büyük kıymet taşıdığına vurgu yapılarak, uzun vadede verimli sonuçların elde edilmesi temennisinde bulundu. Ayrıyeten, iş birliğinin toplumsal güzelleşmeye değerli katkılar sunacağına dikkat çekildi.
Kastamonu Üniversitesi ile İnebolu Cumhuriyet Başsavcılığı ortasında, kontrollü hürlük hizmetlerinin aktifliğini artırmak ve topluma yarar sağlayacak projeleri hayata geçirmek amacıyla iş birliği protokolü imzalandı.
Rektörlük makamında düzenlenen imza merasiminde, protokole Kastamonu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hamdi Topal ile İnebolu Cumhuriyet Başsavcısı Ufuk Turan imza attı.


Kastamonu’da denetimli serbestlik yükümlüleri için önemli iş birliği
MÜJDE, ULTRA ZENGİN SAYIMIZ 4208 OLMUŞ !
Türkiye’de gelir dağılımı adaletsizliği, son yıllarda belirgin bir şekilde derinleşmiş durumda. Güncel verilere göre Türkiye, Avrupa’da gelir eşitsizliğinin en yüksek olduğu ülke konumunda. En yüksek gelire sahip %20’lik grup, toplam gelirin yaklaşık %48’ini alırken; en düşük gelire sahip %20’lik kesim toplam gelirden yalnızca %6,4 pay alabilmekte. En zengin %10’luk kesimin geliri, en yoksul %10’luk kesimin gelirinden yaklaşık 15 kat daha fazla. Gelir dağılımı eşitliğini ölçen Gini katsayısı Türkiye’de 0,461 seviyesinde. Avrupa Birliği ortalaması 0,29
ULTRA ZENGİN SAYIMIZ SON 5 YILDA %93.5 ARTMIŞ
İngiliz gayrimenkul danışmanlık şirketi Knight Frank’ın The Wealth Report 2026 verilerine göre Türkiye’de 30 milyon dolar üzeri servete sahip kişi sayısı son 5 yılda %93.5 artmış.2174 ten 4208’e çıkmış. Milyarder sayımızın aynı dönemde 35 ten 46 ya çıkacağı öngörülüyor.
Milyonlarca insan açlık ve yoksulluk mücadele ederken, milyarderlerimizin sayısı hızla artıyor.
GELİR DAĞILIMI ADALETSİZLİĞİNİ ÖNLEME ÇABALARI YETERSİZ
Dünya Bankası verilerine göre Türkiye, gelir eşitsizliği bakımından 130 ülke arasında 28. sırada yer alarak birçok gelişmekte olan ülkeden daha kötü bir tablo sergiliyor. Bu adaletsizlik, orta sınıfın zayıflamasına ve halkın büyük bir kesiminin ( yaklaşık her 10 kişiden 6’sı ) borçlu bir şekilde yaşamını sürdürmesine neden olan sosyoekonomik bir krizin temel taşlarından biridir.
Gelir dağılımdaki adaletsizliği önlemek için devletler tarafından uygulanan en temel yöntem, maliye politikası araçlarını kullanarak geliri piyasada oluştuğu halinden (birincil dağılım) daha adil bir seviyeye (ikincil dağılım) taşımaktır.
Bu adaletsizliği önlemek için kullanılan başlıca stratejiler şunlardır:
– Yüksek gelir gruplarından daha yüksek oranda vergi alınarak, toplanan kaynağın alt gelir gruplarına aktarılmasıdır.
– Düşük gelirliler üzerindeki vergi yükünü azaltmak amacıyla asgari ücretten vergi alınmaması veya temel gıdada vergi indirimleri yapılmasıdır.
– Gelirin ötesinde, birikmiş servet üzerinden alınan vergilerle servet yoğunlaşmasının önlenmesi hedeflenir.
– Yoksulluk sınırı altındaki ailelere yönelik doğrudan nakdi transferler ve sosyal güvenlik ödemeleridir.
– Sağlık, eğitim ve barınma gibi temel hizmetlerin devlet tarafından ücretsiz veya sübvansiyonlu sunulması, alt gelir gruplarının harcamalarını azaltarak dolaylı gelir artışı sağlar.
– Asgari ücretin yaşam standartlarını karşılayacak düzeyde belirlenmesi, Gini katsayısını (eşitsizlik ölçütü) düşüren doğrudan bir araçtır.
– Eğitim ve mesleki eğitim politikalarıyla düşük nitelikli işgücünün verimliliği artırılarak daha yüksek ücret alabilmeleri sağlanır.
– İşsizliğin azaltılması, hanehalkı gelirlerini doğrudan artırarak eşitsizliği azaltan en kritik faktörlerden biridir.
– Vergi kaçakçılığının önlenmesi ve çalışanların sosyal güvenlik şemsiyesi altına alınması gelir dağılımını iyileştirir.
– Eğitim ve sağlığa erişimde adaletin sağlanması, bireylerin ekonomik basamakları tırmanma şansını (sosyal mobilite) artırır.
Bu konularda bir takım çalışmalar olsa da gelir dağılımı adaletsizliğini önlemede son derece yeteresiz.
Ne yazık ki, yoksulla zengin arasındaki makas her geçen gün daha da açılıyor.
24 yılın sonunda geldiğimiz durumun özeti budur.
İlyas Erbay


