Kastamonu Üniversitesi, Üniversite Bilgi İdare Sistemi (ÜBYS) ile dijitalleşmeye geçerek çevreyi muhafaza noktasında değerli bir adım attı.
Kastamonu Üniversitesi, Üniversite Bilgi İdare Sistemi (ÜBYS) ile dijitalleşme yolunda değerli bir adım atarak, etraf dostu bir dönüşüme imza attı. Bilgi Süreç Daire Başkanlığı ÜBYS ve E-Kampüs Ünitesi tarafından yürütülen çalışmalar doğrultusunda, 1 Ocak 2021 tarihinden itibaren elektronik ortamda deverana giren evrak sayısı süratle artmaya devam ediyor.
2021 yılından itibaren ÜBYS üzerinden üretilen evrak, öğrenci evrakı, transkript, ek ders yükü formu, akademik teşvik müracaat evrakları, online müracaat sisteminden alınan müracaatlar ve takviye talep sistemleri üzere pek çok süreç elektronik ortamda yapılmaya başlandı. Bu dijitalleşme ile 2021 yılında toplamda 3 milyon 701 bin 156 evrak elektronik ortamda sirkülasyona alındı. Bu sayede 445 ağacın kesilmesinin, 2 bin 220 ton suyun tüketilmesinin, 125 ton karbondioksit gazının salınmasının ve 8,88 ton atığın etrafa ziyan vermesinin önüne geçildi.
2022 yılında ise bu sayılar daha da arttı. 4 milyon 564 bin 340 evrakın elektronik ortamda deveranı sağlanarak, 549 ağacın kesilmesi engellendi. Ayrıyeten, 2 bin 738 ton suyun tüketilmesi, 155 ton karbondioksit gazının salınması ve 10,95 ton atığın etrafa ziyan vermesi engellendi.
2023 yılı prestijiyle 5 milyon 97 bin 840 evrakın elektronik ortamda deveranı tamamlandı. Bu sayede 614 ağacın kesilmesi önlendi, 3 bin 58 ton suyun tüketilmesi engellendi, 173 ton karbondioksit gazının etrafa yayılması ve 12,23 ton atığın etrafa ziyan vermesi engellendi.
2024 yılında ise 5 milyon 749 bin 248 evrakın elektronik ortamda dolanımı sağlandı. Bu sayede 692 ağacın kesilmesinin önüne geçildi, 3 bin 449 ton suyun tüketilmesi engellendi, 195 ton karbondioksit gazının etrafa salınması ve 13,80 ton atığın etrafa ziyan vermesi engellendi.
Kastamonu Üniversitesi, her yıl kurtardığı ağaçlarla sanal ormanını büyütmeye devam ediyor. 2021’de 445 ağaçla başlayan bu sanal orman, 2022’de 994, 2023’te bin 608 ve 2024’te 2 bin 302 ağaca ulaşarak etrafa verdiği katkıyı artırıyor.
Kastamonu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hamdi Topal, dijitalleşme ve etraf dostu adımlar konusunda yaptığı açıklamada, “Üniversitemizin dijital dönüşümü sayesinde sadece eğitim ve araştırma alanlarında değil, etrafa olan katkılarımızda da değerli bir yol kat ettik. Bu süreç, hem Üniversitemizin sürdürülebilirlik gayelerine ulaşmasında kıymetli bir rol oynuyor hem de etrafımıza karşı sorumluluğumuzu yerine getirmemize yardımcı oluyor. Geleceğe yönelik daha yeşil bir dünya için dijitalleşmeyi bir fırsat olarak kıymetlendirerek, bu alandaki çalışmalarımıza sürat kesmeden devam edeceğiz” dedi.


Kastamonu Üniversitesi dijitalleşmeyle çevreyi korumaya devam ediyor
Prof. Dr. Abdülkadir Gündüz: “Mantar tüketirken sağlığınızdan olmayın”
Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Farabi Hastanesi Acil Tıp Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Abdülkadir Gündüz, bahar yağışlarıyla birlikte doğada mantar oluşumunun arttığını belirterek kontrolsüz yabani mantar tüketiminin ciddi zehirlenmelere yol açabileceği uyarısında bulundu.
Gündüz, Türkiye’nin iklim yapısı ve bitki örtüsü nedeniyle yabani mantarların yetişmesi açısından oldukça uygun bir ülke olduğunu ifade ederek yağışların arttığı ilkbahar ve sonbahar aylarında mantar zehirlenmesi vakalarında artış olduğuna dikkat çekti.
Mantar zehirlenmelerinde belirtilerin tüketilen mantarın türüne göre değişebildiğini kaydeden Prof. Dr. Abdülkadir Gündüz, bazı türlerde şikâyetlerin ilk birkaç saat içinde ortaya çıktığını, bazı ölümcül türlerde ise belirtilerin 6 ila 24 saat sonra başlayabildiğini söyledi.
Zehirlenme durumlarında geç başlayan belirtilerin daha tehlikeli olabileceğini vurgulayan Gündüz, “Özellikle geç başlayan bulgular ciddi karaciğer hasarıyla ilişkili olabilir. Bazı hastalarda ise belirtiler geçici olarak düzelebilir ancak bu yalancı iyilik hali sonrasında ağır organ yetmezlikleri gelişebilir” dedi.
“Ölüm meleği mantarı”
Gündüz, ölümcül zehirlenmelere en sık “ölüm meleği mantarı” olarak bilinen ’Amanita phalloides’ türü mantarın neden olduğunu ve bu türün zehirsiz mantarlarla çok kolay karıştırılabildiğini belirterek doğadan bilinçsiz mantar toplama, halk arasındaki yanlış inanışlar ve mantarların görüntüsüne bakılarak ayırt edilmeye çalışılmasının riski artırdığını kaydetti.
“Ülkemizde mantar zehirlenmeleri sık karşılaştığımız bir durum”
“Ülkemizde mantar zehirlenmeleri sık karşılaştığımız bir durum. Özellikle ilkbahar ve sonbahar aylarında daha fazla görüyoruz. İlkbahar aylarında fazla görülmesinin en önemli nedeni, yağış ve nem oranının yükselmesidir. Bu ortam, mantar yetişmesi için uygun bir iklim oluşturuyor. Orman altlarında ve meralarda ciddi şekilde mantar yetişmesi oluyor. İnsanlarımız da kültürel olarak komşuları ve akrabalarıyla mantar toplama alışkanlığına sahip. Dolayısıyla ortak toplanan mantarlar nedeniyle, aile bireyleri ya da komşular arasında özellikle kümelenme şeklinde zehirlenmelerle karşılaşıyoruz. Mesela bir aileden 4-5 kişi aynı anda zehirlenmiş olabiliyor. Çünkü beraber mantar toplamışlar, eve getirmişler ve akşam pişirip yemişler. Bu durum toplu, aile içi kümelenme şeklinde zehirlenme olarak karşımıza çıkıyor. Bu tür zehirlenmeleri özellikle sonbahar ve ilkbaharda sık görüyoruz” dedi.
“Mantar zehirlenmelerinde belirtilerin başlaması, mantarın türüne göre değişebiliyor”
“Mantar zehirlenmelerinde belirtilerin başlaması, mantarın türüne göre değişebiliyor” diyen Gündüz, “Mantar zehirlenmelerinde belirtilerin başlaması, mantarın türüne göre değişebiliyor. Birkaç saat içinde belirti veren mantar türleri olduğu gibi, 6 saat ya da 24 saat sonra belirti veren türler de var. Erken belirti verenler genellikle daha az tehlikeli olsa da geç dönemde belirti veren mantar zehirlenmeleri daha tehlikeli olabiliyor. Bunlar karaciğer ve böbrek yetmezliği gibi çok ciddi sorunlarla karşımıza gelebiliyor. İlk dönemde zehirlenme belirtileri normale dönebiliyor, kişi kendini iyi hissedebiliyor; ancak sonrasında tekrar kötüleşme görülebiliyor. Özellikle zehirli türlerde bu durum daha sık yaşanıyor. Geç dönem belirti veren mantar zehirlenmelerinde daha dikkatli olmamız gerekiyor. Çünkü bunlar daha ölümcül sonuçlarla karşımıza çıkabiliyor. Ormanlık ve yeşillik alanların daha fazla olduğu bölgelerde risk artıyor. En çok Karadeniz Bölgesi’nde görülüyor. Karadeniz Bölgesi ilkbahar ve sonbaharda çok yağış alıyor. Yaylalar ve orman altları oldukça nemli oluyor. Bu nemli ve yağışlı ortam, mantarlar için çok uygun bir yetişme alanı oluşturuyor. Bölgemizde ciddi bir mantar çeşitliliği bulunuyor. Karadeniz Bölgesi’nde yüz yıllardır süregelen bir mantar toplama kültürü ve etkinliği var. Ancak mantarların toplanması uzmanlık gerektiriyor. Çünkü zehirli mantarı ayırt etmek bazen uzmanların bile zorlandığı bir durum olabiliyor. Bu nedenle doğadan topladığımız mantarları uzman kontrolünden geçirmeden tüketirsek ciddi zehirlenme riskiyle karşılaşabiliriz. Özellikle Amanita phalloides olarak bilinen “ölüm meleği” türü mantar, masum ve zehirsiz mantarlarla karışma riski çok yüksek olan bir türdür. Karadeniz Bölgesi’nde de bulunabilen bir mantardır. Bu nedenle çok dikkatli olmak gerekiyor. Uzman kontrolü olmadan doğadan toplanıp tüketilen mantarların tamamı zehirlenme riski taşır. Bu konuda çok dikkatli olmamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.

