Karabük’te Trafiğe Kayıtlı Araç 54 Bin 741 - Karabük Haber Postası
Karabük Postası Avatarı
Karabük Postası tarafından
19 Haziran, 2014 14:40 tarihinde yayınlandı
0
0

Karabük’te Trafiğe Kayıtlı Araç 54 Bin 741

Karabük’te trafiğe kayıtlı araç sayısı Nisan 2014 sonu itibariyle 54 bin 741 oldu.

Türkiye İstatistik Kurumu Nisan 2014 Motorlu Kara Taşıtları istatistiklerini açıkladı. Buna göre Türkiye’de trafiğe kayıtlı araç sayısı Nisan 2014 sonu itibariyle 18 milyon 215 bin 460 oldu. Karabük’te ise bu rakam 54 bin 741 olarak açıklandı. Karabük’te trafiğe kayıtlı 54 bin 741 araçtan 33 bin 868’i otomobil olukrne, 7 bin 684 kamyonet, 2 bin 906 kamyon, 2 bin 702 motorsiklet, bin 827 minibüs, 559 otobüs ve 143 adette özel amaçlı araç olduğu belirtildi.Öte yandan Emniyet Genel Müdürlüğü Trafik Hizmetleri Başkanlığı’nın 2013 yılı verilerine göre Karabük’te sürücü sayısı 69 bin 63 olarak belirlendi.

Bizi sosyal medyadan takip edin
8fa904a0 0c3b 4268 af5e a3a5ea46ac51
İsmail AKCA Avatarı
İsmail AKCA
10 Nisan, 2026 09:53 tarihinde yayınlandı
0
0

Zemin mi çöküyor, yoksa akıl mı..?

Karabük’te yaşananlar artık bir “zemin sorunu” değil.

Bu, açık ve net bir yönetim zaafıdır.

Yeşil Mahalle Taşkent Caddesi’nde başlayan süreç aslında hepimizin bildiği o klasik hikâyenin yeni bir versiyonu: Önce bir inşaat başlar, sonra çatlaklar oluşur, ardından “inceleme başlatıldı” açıklamaları gelir…

Ve en sonunda iş ciddiye bindiğinde tahliyeler başlar.

Nitekim öyle de oldu.

Karabük Valisi Oktay Çağatay’ın ikamet ettiği Valilik Konutu boşaltılıyor. Bu, sıradan bir gelişme değildir.

Bu, “tehlike artık görmezden gelinemiyor” demektir.

Şimdi soralım:
Devletin en üst yerel yöneticisinin kaldığı bina bile risk altındaysa, bu şehirde kim güvende?

Asıl mesele şu: Bu noktaya nasıl gelindi?
Heyelan riski taşıdığı bilinen bir bölgede nasıl olur da yeni bir konut projesine onay verilir?
Zemin etütleri gerçekten yapıldı mı, yoksa prosedür tamamlamak için mi hazırlandı?
Ve en kritik soru: Bu izinleri verenler bugün neredeler?

Üstelik tehlike tek bir binayla sınırlı değil.

Aynı bölgede Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü bulunuyor.

Hemen üst kesimlerde KYK Yurtları var.

Yani risk, sadece bir yapıyı değil; birden fazla kamu kurumunu ve koskoca bir mahalleyi ilgilendiriyor.

Ama biz ne yapıyoruz?
Önce izin veriyoruz.
Sonra çatlakları izliyoruz.
Ardından “önlem alıyoruz.”

Bu bir yönetim refleksi değil, bu gecikmiş paniktir.

Her şey olup bittikten sonra devreye giren denetim mekanizmasının kimseye faydası yok.

Denetim, felaket kapıya dayandığında değil; ilk kazma vurulmadan önce yapılır.

Bugün Valilik Konutu boşaltılıyor. Yarın ne olacak?
Bir okul mu? Bir yurt mu? Bir apartman mı?

Bu soruların cevabını kimse bilmek istemez.

Ama bu soruların sorulması bile aslında gerçeği ortaya koyuyor:
Ortada ciddi bir ihmal ihtimali var.

Bu şehir kaderine terk edilemez.
Bu sorular cevapsız bırakılamaz.
Ve en önemlisi, bu iş “oldu bitti”ye getirilemez.

Çünkü mesele sadece çatlayan toprak ya da asfalt değil…