Fevzi Aydın
Geçmişin iki kutuplu dünyasında, II. Dünya Savaşı sonrası; Batı ve Kapitalist ABD ile Doğu ve Komünist SSCB liderliğindeki iki süper gücün küresel nüfuz mücadelesine sahne olan Soğuk Savaş dönemi…
Nükleer dehşet dengesi nedeniyle doğrudan savaştan kaçınılan bu süreçte; vekâlet savaşları, ideolojik propaganda, casusluk ve askeri ittifaklar NATO ve Varşova Paktı öne çıkarmış…
Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) ile Amerika Birleşik Devletleri (ABD) eksenli kurulan ve uzun sayılan bir dönemi kapsayan iki kutuplu dünya düzeni, SSCB'nin dağılması ile birlikte sona ermiş, ABD eksenli tek kutuplu bir dünya düzeni oluşmuştu.
İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra, savaştan galip çıkmış iki büyük devlet ve bu devletlerin çevresinde kümelenmiş küçük devletler arasındaki anlaşmazlık ve çatışmanın, doğrudan birbirlerine karşı güç kullanmadan, sürdürüldüğü bir tarihsel dönemi kapsamakta…
ABD tarafından zikredilen yenidünya düzeni, ABD’nin kötü yönetimi ve beceriksizliği yüzünden tek kutuplu dünya düzeni hüsranla sonuçlanmış.
Başka bir ifadeyle “Amerikan Yüzyılı” diye ilan edilen bu dönemde ABD, tek kutuplu düzeni kurmada başarısız olmuş ve Koalisyonlar Dönemi” olarak da zikredilen çok kutuplu yeni bir dönem oluşmuştur.
Çarlık döneminin mirası peşinde olan Rusya, uluslararası hukuku hiçe sayarak pervasızca güce başvurmakta ve insan haklarını ayaklar altına almakta.
O nedenle Rusya’nın önü alınmazsa ya da Rusya’nın bu yaklaşımının önüne geçilmezse uluslararası hukuktan söz etmek mümkün olmayacak.
ABD’nin güvenliksizleştirme politikası çerçevesinde yarattığı Rus tehdidi, gerçek anlamda tüm dünya için tehdit boyutuna gelmiş.
Batının ABD tarafından kontrol altına alınması için Rusya’nın ciddi bir tehdit haline gelmesi gerekiyordu.
Bu nedenle başlangıçta Rusya’nın şovanist faaliyetlerine ses çıkartılmadı.
Rusya’nın Gürcistan’a müdahalesi ve Kırım’ı ilhakı konusunda güçlü bir tepki göstermedi.
Bile bile Ukrayna Rusya’nın kucağına atıldı. Rusya’nın göz göre göre Ukrayna’yı işgal hareketi başlatınca da yeterince önlem alınmadı.
Ancak burada AB ülkeleri Rusya’nın kendileri için ne büyük bir tehdit olduğunu algıladı.
İşgal öncesi Rusya konusunda görüş ayrılığı içinde olan AB ülkeleri, işgal sonrasında tam bir görüş birliği içine girdiler.
Tekrar NATO’nun şemsiyesi altında birleştiler. NATO’nun daha güçlenmesi için ciddi adımlar atıldı.
Rusya, Ukrayna işgalinde başarılı olsa da olmasa da artık Batı’dan izole edilmiş bir ülke.
Batı için bir tehdit, Batı dış politikada ABD yörüngesine girmiş. Sonuç olarak dünya yeniden iki kutupluluğa doğru yol almakta.
ABD, iki kutuplu bir dünya düzeni yaratmak için Ukrayna üzerinden vekâlet savaşı yürütmekte.
Çarlık döneminin mirası peşinde olan Rusya, uluslararası hukuku hiçe sayarak pervasızca güce başvurmakta ve insan haklarını ayaklar altına almakta.
O nedenle Rusya’nın önü alınmazsa ya da Rusya’nın bu yaklaşımının önüne geçilmezse uluslararası hukuktan söz etmek mümkün olmayacaktır.
ABD’nin güvenliksizleştirme politikası çerçevesinde yarattığı Rus tehdidi, gerçek anlamda tüm dünya için tehdit boyutuna geldi.
Dünyadaki bu gelişmelere karşılık ikinci dönem ABD Başkanlığına seçilen Donald Trump seçimi kazanmasıyla birlikte tüm dünyaya tehdit mesajlarıyla göreve başladı…
Ortadoğu’da süren ateşe benzin dökerek savaşı genişleten, İran, Afganistan, Pakistan, Suriye, Filistin-Gazze, Lübnan gibi ülkelerde, harita değiştirmeyi hedefleyen ABD-İsrail, Trump ile birlikte, uluslararası kuruluşları devre dışı bırakarak dünyaya meydan okumakta…
Şimdilik sessiz kalan küresel güçlerin diğer ülkeleri, müdahale etmezse 3.Dünya savaşı kaçınılmaz hale gelir…
3.Dünya savaşına hazırlıksız yakalanacak kıtalar, ülkeler, AB, Türkiye, İslam Dünyası, Türk Devletleri, tekrar ayrı kutuplar da yer almak zorunda kalacak…
ABD-Rusya eksenli iki kutuplu dünya modeli, dengesiz Trump politikalarıyla nasıl gerçekleşir sorusuna zaman cevap verecek…
ABD-İsrail’in; Irak, Suriye-Filistin-Gazze, Lübnan, İran’a saldırması, Türkiye’yi iç ve dış politikasını yeniden gözden geçirmek zorunda bırakmakta…
Geçmişten günümüze, ABD-Rusya ve Çin üçgeninde, ülkelerin iç sorunları olduğu belirtilerek, işgal ve rejim değişikliği hareketlerine, söz konusu üçgen sessiz kalmakta…
Çin-Uygur Türkleri, Rusya-Kırım, ABD-kısaca Ortadoğu ve diğer ülkelerde gerçekleştirdikleri işgal ve savaşların genellikle Müslüman ülke ve topluluklarda olduğu görülmekte…
Yani küresel güçlerin hedefi Müslüman ülkeler ve bu ülkelerin doğal zenginlikleri…
İsrail’in bombalarını Türk Firma üretecek haberleri, Türkiye’nin İsrail politikasındaki ciddiyetini ortaya koymakta…
ABD ile stratejik ortaklık ve müttefiklik bağlarının güçlendirilmesi, Türkiye’ye bölgede bağımsızlık yerine ABD-İsrail ile ortak hareketini getirecek…
Cumhur İttifakı ortağı, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, PKK ve Apo çıkışından sonra, Suriye ile Lübnan birleştirilme çalışması, ABD-İsrail, Ortadoğu ve dünyada nasıl karşılık bulacak sorusuna yine zaman cevap verecek…
Dünya’nın yeniden şekillenmesi sürecinde Türkiye, İslam Dünyası ve Türk Devletleri ile yeni bir dış politika strateji ve müttefikliği oluşturmalı…
Yeniden iki kutuplu dünya yerine, Türk Devletleri ve Müslüman Ülkelerin hamlesiyle üç kutuplu dünya niye kurulmasın…
Bugün Türkiye iç cephesinde, iktidarın muhalif yerel yönetimler ve yargı politikası toplumu ayrıştırmakta, toplum siyasetten uzaklaşmakta…
İktidar ve muhalefetin ortak kırmızı çizgileri, iktidar tarafından aşılması da sosyo-ekonomik düzenin bozulmasına yol açmakta…
İç politika ve iç cephenin güçlenmesi, Türkiye’nin dış politikasıyla, güçlü stratejik müttefik ortak politikalarını da güçlendirecek…
Sosyo-ekonomi, sayısal rakamlar yerine piyasa gerçeklerini ortaya koyan rakamlarla canlanacak ve tüm kesimler memnun olacak…
Halka yönelik politikaların güçlendirilmesi, iç politikayı canlı tutarken, halkın istek ve talepleri de karşılık bulacak…
Düşünce ve görüşlerin ışık olması dileğiyle…