Karabük en fazla Suriyeli olan iller arasında yer alıyor - Karabük Haber Postası
Karabük Postası Avatarı
Karabük Postası tarafından
08 Ağustos, 2017 13:23 tarihinde yayınlandı
0
0

Karabük en fazla Suriyeli olan iller arasında yer alıyor

Türkiye’deki Suriyeli akademisyen ve öğrencilere yönelik araştırmada çarpıcı sonuçlar açıklandı. Suriyeli öğrenciler en fazla sırasıyla Gaziantep Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi, Karabük Üniversitesine gidiyor.

Türkiye’de yaşayan Suriyeli mülteci akademisyen ve üniversite öğrencilerinin durumu, sorunları ve beklentileri araştırmasına göre; Suriye’ye ‘her koşulda dönerim’ diyenler yüzde 11, ‘hiçbir şekilde dönmeyi düşünmüyorum’ diyenler yüzde 26, ‘istediğim rejim gelirse dönerim’ diyenlerin oranı ise yüzde 52.
Hacettepe Üniversitesi Göç ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (HUGO) ile İltica ve Göç Araştırmaları Merkezi (İGAM) iş birliğinde gerçekleştirilen, mülteciler içinde, ‘elit’ olarak nitelenebilecek özel bir gruba yönelik hazırlanan ve 8 ay süren “Elite Dialogue: Türkiye’deki Suriyeli Mülteci Akademisyen ve Üniversite Öğrencilerinin Durumu, Sorunları ve Beklentileri Araştırması-2017” raporuna göre Suriyelilerin yüzde 52’si rejimin değişmesi halinde ülkelerine dönebilecekleri cevabını verdi.
‘Elite Dialogue’ projesi ile Temmuz 2017 itibari ile Türkiye’de sayıları 3,2 milyonu aşan Suriyeliler arasında ‘elit’ ya da ‘nitelikli’ olarak tanımlanabilecek Suriyeli mültecilerin durumlarının ortaya konulmasına, sorunlarına, gelecek beklentilerine ve Türk toplumu ile olan ilişkilerine yönelik bulgulara ulaşılmaya çalışıldı.
HUGO Müdürü Doç. Dr. Murat Erdoğan’ın proje yöneticisi olduğu ve raporladığı çalışma, Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Yükseköğretim Çalışmaları Merkezi Müdürü Doç. Dr. Armağan Erdoğan ve TOBB-ETÜ Üniversitesi Sosyal Politikalar Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdür Yardımcısı Yrd. Doç. Dr. Başak Yavçan ile birlikte gerçekleştirildi. Projede Tülin Haji Mohamad, Yudum Kavukçuer ve Gözde Sancı asistan olarak görev yaptı.
Anket sonuçlarına ilişkin basın açıklaması yapan HUGO Müdürü Erdoğan, Türkiye’de bugün itibariyle 3 milyon 188 bin 909 kayıtlı Suriyelinin bulunduğunu ve en fazla mülteci barındıran ülkenin Türkiye olduğuna dikkat çekti. Suriye’de 2011 yılında nüfusun 22 milyon olduğunu ve nüfusun yarısının yerinden edildiğine vurgu yapan Erdoğan, “Şu an en büyük sayı bizde bulunuyor. Yüzde 52’sini tek başına Türkiye misafir ediyor ve ardından Lübnan geliyor. Öncelikle Türkiye’deki Suriyelilerin eğitim durumuna bakmak gerekiyor. Göç İdaresi Genel Müdürlüğünün kayıtlama esnasında not ettiği eğitim durumuna göre bu istatistik 2016 yılı Mart ayında Kalkınma Bakanlığı tarafından bir rapor içerisinde yer aldı. Bu tablo çok olumlu bir tablo değil. Yüzde 33 okuryazar olmadığını, yüzde 13 okula gitmediğini ama okuma yazma bildiğini, yüzde 26’da bilinmeyen var. Türkiye’deki Suriyelilerin eğitim konusunda genel kitlenin çok iyi durumda olmadığını söylemek mümkün” dedi.
Türkiye’de eğitim çağındaki Suriyeli çocuklara ilişkin bilgi veren Erdoğan, “Okula gidenler ikiye ayrılıyor. Birincisi; devlet okullarına gidip Türkçe eğitim alanlar yüzde 19 civarında. İkincisi; geçici eğitim merkezlerine gidenler yüzde 33 civarında. Geçici eğitim merkezlerinin mümkün olduğunca hızlı bir şekilde ortadan kaldırılması ve çocukların milli eğitim sistemi içerisine kazandırılmasına gayret gösteriliyor ama bunun da kolay bir şey olmadığını biliyoruz. Eğer bu konuda acele edilirse bunun Türk milli eğitim sistemini bozma riski bulunuyor. Dolayısıyla ciddi bir strateji üzerinden gidilmesi gerekiyor. 880 bin öğrenci. 20 öğrenciye bir öğretmenin düştüğü dikkate alınırsa 45 bin yeni öğretmene ihtiyaç olduğunu gösteriyor. Ayrıca öğretmenlerin Suriyeli çocuğa eğitim vermesi konusunda eğitilmesi gerekiyor. Bunun maliyetine baktığımız zaman sadece öğretmen maliyeti yılda 550 milyon avronun üzerine çıkıyor. Bir öğrenci Türkiye sisteminde yılda bin avroya mal oluyor. Burada ciddi bir sıkıntı bulunmakta. Türkiye’deki Suriyelilerin demografik yapısına baktığımızda 4 yaşın altında 400 bin civarında çocuk var ve 5 yaş grupta 88 bin çocuk var. 6-17 yaş grubunda 880 bin var ve çalışma çağında 2 milyon kişi var. Kadın oranı erkek oranından daha küçük ve nüfus kendi içinde daha da artıyor. Geçen sene Türkiye’de doğan bebek sayısı 82 bindi, bu sene bunun 90 bin olması tahmin ediliyor. Böyle giderse 10 sene sonra Türkiye’deki Suriyeli sayısına minimum 1 milyon daha eklememiz lazım. Türkiye’de üniversiteye giden öğrenciler 2’ye ayrılıyor. Birincisi; daha önce eğitimini yarıda bırakıp gelenler, ikincisi; Türkiye’de 3, 4, 5 senedir bulunup burada okullara gidip üniversitelere girmeye çalışan çocuklar” açıklamasında bulundu.

“Türkiye’de 392 Suriyeli akademisyen görev yapıyor”
Türkiye’deki Suriyeli akademisyenler ile ilgili de bilgi veren Erdoğan, konuya ilişkin şunları söyledi:
“Türkiye’de bu krizin başından beri bizim ülkedeki insanları kaçırmak ile ilgili bir sorunumuz var. Büyük ölçüde bu insanların kaçışının temel sebebinin bizim onlara yeterince imkan ve güvenlik sağlamamamız olduğunu unutmamamız lazım. Kısa bir süre öncesine kadar Türkiye’deki Suriyeli hekim sayısı 4 bin 500 iken şu an bu sayı bin 400’e düştü. Türkiye’nin 153 bin öğretim üyesi ve öğretim elemanı var. Bizde ne yazık ki sadece 2 bin 856 uluslararası öğretim üyesi var. Bunların içinde Amerika, Almanya, Mısır, Irak gibi ülkelerden akademisyenler var. Suriyeli öğretim üyeleri içinde şu an YÖK tarafından yerleştirilmiş 392 kişi var. Bu 392 kişinin sadece 13’ü profesör, 15’i doçent. Türkiye’de yaklaşık 600 civarında Suriyeli akademisyen kaldığını tahmin ediyoruz. Bir kısmı sistemin içinde değil, bir kısmı da sistemin içinde olsa da gayet ciddi sıkıntıları var. Biz bu insanlara yönelik bir takım çalışmalar için başından beri çok emek verdik. Sonunda YÖK bir portal oluşturdu. Bu portal üzerinden akademisyenlerin buraya başvurması öngörüldü. Bir anda binlerce başvuru geldi ama bunların elendiğinde gördük ki ancak 400’ünün doktora derecesi ve üstü var. Türkiye’deki Suriyeli akademisyenlerin önemli bir özelliği de şu: çok ciddi bir bölümü ilahiyatçı. Yani fizikçisi, tıpçısı, kimyacısı artık bizde değil. İlahiyatçıların Türkiye’de kalmasının bir mantığı da Türkiye’de iş bulabilmeleridir. Suriye’de 2011 yılında akademisyen sayısının 3-5 bin arasında olduğu söyleniyor. Biz Suriyeli akademisyenler ile ilgili birebir toplantılar yaptık. Gaziantep, İstanbul, Ankara ve Mardin’de son toplantımızı yaptık. Hem sıkıntıları ile ilgili hem de üniversitedeki yetersizlikleri ile ilgili olarak görüştük. Hepsinin eğer imkanı olursa başka bir yere gidebilmenin arayışı içinde olduklarını gördük. Bu bizim için çok ciddi bir handikap olabilir. Türkiye’de 3 milyon üzerinde Suriyeli var ve herkes bunların kalıcı olduğunu düşünüyorsa o zaman bizim bu kitle içinde elit gruplara çok ihtiyacımız var. Bütün bu akademisyenlerde olağanüstü bir hayal kırıklığı var. Türkiye’ye geldiklerinde kendi kapasitelerinin kullanılamadığını ve bunların heba olduğundan çok şikayet ediyorlar.”

“Suriyeli öğrenciler en fazla Gaziantep Üniversitesine gidiyor”
Türkiye’de son verilere göre 14 bin 747 Suriyeli üniversite öğrencisinin bulunduğunu belirten Erdoğan, bu öğrencilerin yaklaşık yüzde 83’ünün lisans öğrencisi, yüzde 8’inin yüksek lisans öğrencisi, yüzde 7’sinin ön lisans programlarında yer aldığını, doktoraya devam eden öğrenci sayısının ise yüzde 2 civarında olduğunu söyledi.
Erdoğan, Türkiye’de toplam 7 milyon 198 bin üniversite öğrencisinin varlığına dikkat çekerek, “Bunun içinde uluslararası öğrenci sayısı 108 bin. Burada önemli bir sorun daha ortaya çıkıyor. Olağanüstü bir iletişim stratejisi sorunu var. Kamu kurumları 6 yıldır canla başla çalışmasına rağmen iletişim stratejisinde ciddi bir eksiklik var. Türkiye’de üniversiteye giden Suriyeli öğrenciler en fazla sırasıyla Gaziantep Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi, Karabük Üniversitesine gidiyor. İl bazına baktığımız zaman en fazla İstanbul, Gaziantep, ve Karabük yer alıyor. Örneğin Hacettepe Üniversitesinde yaklaşık 900 civarında Suriyeli üniversite öğrencisi var. İşletme ve Sosyal Bilimler alanında büyük bir kitlenin olduğunu görüyoruz yüzde 31 civarında, ikinci bir alan Mühendislik ve üçüncü alan ise Sağlık Bilimleri. İlahiyat ise yüzde 6 civarında görülüyor. Üniversite öğrenci dağılımında gayet dengeli bir dağılımın olduğunu görüyoruz.
Savaşta kaybettiğiniz bir yakınınız var mı? diye sorduğumuzda şöyle bir sonuç aldık. Sadece yüzde 14’ünün hiç kimseyi kaybetmediği ve geri kalan yüzde 85’inin kardeşini, eşini, ailesini kaybettiğini görüyoruz. Üniversiteye giden ebeveyniniz var mı diye sorduğumuzda ise üniversiteye giden öğrencilerin yarısının annesi veya babasının üniversiteye gittiği ortaya çıkıyor. Suriyeli öğrencilerin okul harçları Başbakanlık Yurtdışı Türkler ve Akraba Toplulukları Başkanlığı tarafından karşılanmaktadır. Suriyeli öğrencilerin yaklaşık yüzde 20’si burs almaktadır. Yaklaşık olarak 4 bin Suriyeli öğrenciye burs verilmiş. Bu burs 600 lira ve 600 lira da barınma parası veriliyor. Bu burslar yüzde 85 oranında AB tarafından ve yüzde 15 civarında Türkiye tarafından fonlanmaktadır. Derslerdeki başarı durumlarını iyi ve oldukça iyi olarak niteleyen Suriyeli öğrenci oranı yüzde 65’lerin üzerine çıkıyor” diye konuştu.

“Suriyelilerin göç etmek istedikleri ülkelerin başında Kanada ilk sırada”
Suriyeli akademisyen ve öğrencilerin Suriye politikasına yönelik umutlarının en altta olduğunu ancak kendi hayatlarının daha iyiye gideceğine yönelik umutlarının olduğunu ifade eden Erdoğan, “Mezun olduktan sonra iş bulabilecek misiniz?’ sorusuna ‘evet’ yanıtı verenlerin oranı sadece yüzde 29’dur. Gelecekteki göç planlarını sorduk. Suriye’ye dönmeyi düşünüyor musunuz? diye sorduğumuzda ‘her koşulda dönerim’ diyenler yüzde 11, ‘hiçbir şekilde düşünmüyorum’ diyenler yüzde 26, ‘istediğim rejim gelirse dönerim’ diyenler ise yüzde 52’dir. ‘Üçüncü bir ülkeye göçü düşünüyor musunuz?’ diye sorduğumuzda, yarısı düşünmediğini söylüyor ama onun dışındakilerin ciddi bir eğilimi olduğunu, Kanada’nın birinci sırada, İngiltere’nin ikinci sırada, Almanya’nın üçüncü sırada olduğunu görüyoruz. Ankete göre; Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı en az tercih ettikleri şey” diyerek sözlerini sonlandırdı.

Bizi sosyal medyadan takip edin
araclarinda ve evdeki hava fritozu icerisindeki uyusturucuyla yakalanan saniklarin yargilanmasina baslandi J6GybZZP
Ihlas Haber Ajansı Avatarı
Ihlas Haber Ajansı tarafından
10 Nisan, 2026 20:52 tarihinde yayınlandı
0
0

Araçlarında ve evdeki hava fritözü içerisindeki uyuşturucuyla yakalanan sanıkların yargılanmasına başlandı

Kastamonu’nun Tosya ilçesinde jandarma ekipleri tarafından düzenlenen uyuşturucu operasyonunda yakalanan 3 sanığın yargılanmasına başlandı. Tutuklu sanıklardan O.D., uyuşturucuyu arkadaşı H.C.Ş.’nin kardeşlerine bakabilmek için sattığını söyledi.

Olay, 2025 yılında Tosya Sanayi Sitesinde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, Tosya İlçe Jandarma Komutanlığı ekipleri, bir ihbarı değerlendirerek şüphelendikleri bir aracı durdurdu. Durdurulan araçta yapılan aramada araç içerisinde şoför kapısı ile koltuk arkasında tütün paketi içerisinde 90 gram bonzai maddesi ele geçirildi. Araçta bulunan M.A., O.D. ile H.C.Ş.’nin üzerinden 2,30 gram bonzai maddesi bulundu. Olay sonrası uyuşturucu madde ile yakalanan M.A., H.C.Ş. ile O.D.’nin ev ve eklentilerinde jandarma ekiplerince yapılan aramalarda mutfakta 1 adet hassas terazi, fritöz içerisinde 5 gram bonzai maddesi, ayrı bir poşetin içinde 2,90 gram bonzai maddesi ve aseton kutusunda bonzai maddesi ile 5 adet sentetik ecza hapı ele geçirildi.

Operasyonun ardından gözaltına alınan H.C.Ş. ile O.D., çıkarıldıkları adli makamlarca tutuklanırken, M.A. ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Olay sonrasında sanıklar M.A., H.C.Ş. ile O.D. hakkında Kastamonu Ağır Ceza Mahkemesinde “Uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma veya sağlama” suçundan dava açıldı.

Duruşmada kendisini savunan tutuklu sanık O.D., “Olay günü H.C.Ş. beni aradı. Yeni malzeme yaptığını söyledi. Çalıştığım için yemek molasına çıkabileceğimi söyledim. Öğlen yemek molasına çıktığımda yanına gittim. İşten çıktığımda üzerimden çıkan uyuşturucu maddeyi bana o verdi, parayı akşama verebileceğimi söyledim, o da kabul etti. Biz, yemek yerken jandarma ekipleri geldi. Üzerimde suç unsuru olup olmadığını sorduklarında cebimde bulunan uyuşturucu maddeyi teslim ettim. H.C.Ş., maddeyi benim hırkamdan çıkardığımı söylemiş, güvenlik kamerası kayıtları izlendiğinde üzerimde sadece tişört olduğu görülmektedir. O maddeyi koyabilecek hiçbir yer yok üzerimde. Affınıza sığınarak beraatımı talep ediyorum” dedi.

H.C.Ş.’nin uyuşturucu maddeyi M.A.’dan aldığını söylediğini ifade eden O.D., “’Ben senin arkadaşınım, benden de mi para alacaksın’ dediğimde, ‘ben de 9 bine 3 gram ham madde halinde Muhammet’ten alıyorum’ diye söyledi. Ben ondan hiç para karşılığında uyuşturucu almadım. Önceki ifademde, uyuşturucunun etkisinde olduğum için ’aldım’ demiş olabilirim. Sentetik ecza hapı ve bonzai kullanıyorum. İlk cezaevine girdiğimizde 3 gün beraber kaldık, babası cezaevine girdiği zaman kardeşlerine bakmak için zorluk çektiğini, onun için bu işi yaptığını söyledi. H.C.Ş., arabaya benim koyduğumu söylüyor, torpido varken neden onun tarafına koyayım? Bana vermesi için arabaya bindik. H.C.Ş. daha önce bana para gönderdi ama borç olarak gönderdi. Beraatımı talep ederim” dedi.

“Babam cezaevine girince boşluğa düştüm, uyuşturucuyla avuttum kendimi”

Tutuklu sanık H.C.Ş. ise, “Babamın cezaevine girmesinden dolayı boşluğa düştüm, kendimi uyuşturucuyla avutuyordum. M.A. ve O.D. ilk uyuşturucuyu içirdi. Sigaranın içine esrar koymuş, ben de bunu içtim, sonra bağımlı oldum. Bunun karşılığında ücret talep etmediler, daha sonra benden para talep etmeye başladılar. Para karşılığında M.A. ve O.D.’den uyuşturucu satın aldım. M.A. ve O.D. bana IBAN gönderdi, ben hesaplarına havale yaptım, mesaj konuşmaları da yaptı. Yakalandığımız gün O.D. beni motosikletiyle almaya geldi, benim arabam başkasındaydı. Ben ona emanet etmiştim, ’arabayı almaya gidelim’ dedim. Arabam M.A.’nın dükkanının önündeydi. Arabayı aldıktan sonra O.D. tütün paketini gösterdi. Ben de merak edip aldım, içini açtığımda yaş tütün vardı. Olay günü biz bakkala gittik, sigara aldık, sanayiye gittik. Ben araçtan indim, selamlaşırken O.D. 3-4 dakika sonra aşağı indi arabadan, ondan sonra onlar yemek yiyordu. ‘Okan gel, biz de yemek yiyelim’ dedim, lokantaya gittik. Lokantadayken yemeği söyledik, o sırada O.D., M.A.’nın dükkanına tekrar girdi, araç da M.A.’nın dükkanındaydı. Daha sonra yemek yedik, ardından jandarma ekipleri geldi, bizi aldı. O.D.’den çıkan uyuşturucuyu ben zaten ondan alacaktım. O.D. bana vermek için hazırlamıştı. Arabada çıkan 90 gram bonzai O.D.’ye ait” diye konuştu.

“Annem ve ablam fritöz içine koymuş, evde olduğundan hiç haberim yok”

Evinde çıkan uyuşturucunun ise M.A.’ya ait olduğunu ileri süren H.C.Ş., “İki gün önce M.A.’nın dükkanında alkol almıştık. Uyuşturucu da vardı bunun yanında, biz bunu içtik. Ben alkollü, uyuşturuculu olduğum için sızmışım. M.A., beni evin önüne bırakmış, ben yan koltukta oturuyorum, o tütün ve boş aseton kabını benim tarafıma atmış, ben de çöpe atmak amacıyla cebime koymuştum, eve o vaziyette çıktım. Daha sonra ailem onu almış, saklamışlar, babam cezaevinden çıkınca ona göstermek için bunu yapmışlar. Teraziyle benim hiçbir alakam yok, hiç kullanmadım. Mutfakta görünce belki dokunmuşumdur ama hiç uyuşturucu satmakta kullanmadım. Ablam onu evde kullanmak için almış. Annem ve ablam fritöz içine koymuş, evde olduğundan hiç haberim yok” diye konuştu.

Tutuksuz yargılanan sanık M.A. da, “Ben sanıkların iddialarını kabul etmiyorum. Olayla alakalı en ufak bir bilgim yoktur. Eve bıraktığımda ben tek değildim, yanımda arkadaşım vardı. Kesinlikle uyuşturucu madde yoktu, alkolden sızdı” şeklinde konuştu.

Tanıkları ve sanık avukatlarını da dinleyen mahkeme heyeti, tutuklu sanıkların tutukluluğunun devamına karar vererek duruşmayı ileri bir tarihe erteledi.

Bizi sosyal medyadan takip edin