Reklam
Reklam
Karabük Postası Avatarı
Karabük Postası tarafından
03 Haziran, 2017 14:29 tarihinde yayınlandı
0

Kaçak Cami hikayesi ve mimarisi ile dikkat çekiyor 

Osmanlı kültürünün yaşatıldığı Safranbolu her yönü ile mimariye ayrı bir ışık tutuyor

Dünya Miras Şehirleri listesinde yer alan ve Osmanlı kültürünün ve mimarisinin yüzyıllardır yaşatılmaya çalışıldığı Safranbolu’da birbirinden değişik kültür varlıkları olan tarihi yapılar dikkat çekiyor. Halkın ‘Kaçak’ Cami dediği Lutfiye Camii de bu yapılar arasında yer alıyor.
Safranbolu değerlerinden biri olan ve 137 yıldır ibadete açık olan resmi adıyla ‘Lutfiye’ halk dilinde ise ‘Kaçak’ Cami hem mimarisi ve hem de hikayesi ile dikkat çekiyor. 1880 yılında Muslubeyoğlu Hacı Hüseyin Hüsnü Efendi tarafın yaptırıldığı bildirilen yazıtı bulanan cami, tavanı, ahşap korkuluklu mahfili ve ahşap minaresiyle büyük ölçüde özgünlüğünü koruyor. Cami, dikdörtgen plan üzerine altından geçen derenin üzerine moloz taşlardan yapılarak ahşap örtüyle kaplanmış.
Safranbolulu tarihçi yazar Aytekin Kuş, 1880 yılında yapılan caminin iki ismi olduğunu biri yasal durumu ile ‘Luftiye’ halkın söylemiyle ‘Kaçak’ Cami olduğunu söyledi. Kuş, mimari ve işlemi noktasında Safranbolu’da benzersiz camilerden biri olan caminin hikayesini ise şu sözlerle anlattı:
“Hac farizası için gittiği kutsal topraklardan çok uzun süren, çok meşakkatli bir yolculuktan sonra Safranbolu’ya dönebilen Muslubeyoğlu Hacı Hüseyin Hüsnü Efendi, Allah’ın lutfu ile hac farizasını yaptığından buraya Lutfiye Camii’ni yaptırır. Caminin altından geçen Akçasu deresinin içindeki bir kaynaktan çıkan ve caminin yanındaki çeşmeye gelen su, bazı yıllar çok kurak yaz aylarında kaynağının kuruması nedeniyle kesilir. Su kaynağının kuruyup suyun kesilmesi Safranbolu’da halk arasında ‘suyun kaçması’ olarak adlandırılır. Bu nedenden dolayı halk arasında camiye ‘Kaçak Camii’, çeşmesine ‘Kaçak çeşmesi’, aynı nedenlerden dolayı yöreye de kaçak semti denilir. Caminin kaçak semtinde olması ve ‘Lutfiye Camii’ adı verilmiş olsa da 1880 yılından itibaren bu cami halk arasında Kaçak Cami olarak anılmakta.”
“BENZERSİZ BİR CAMİ”
Aytekin Kuş, caminin Safranbolu’da benzersiz olduğunu kaydederek, “İbadethanenin yanında içerisinde mahalle kahvesi ve mahalle mektebi var. Safranbolu’da ibadeti, kahvesi, mektebi ile üç işlemi yan yana getiren tek cami. Çevre korumacılığına ve toprağın çok önemli bir iktisadi değer olduğunu üreten bir mimari beceri ile kurulmuş bir cami. Cami kemer atılmak sureti ile derenin üzerine inşa edilmesinin birincisi yer kazanma amaçlı ve ikincisi su kaynağını koruma anlamı taşıyor. Kemerli sistemde hem sağlamlık, hem serinlik, hem de inşaatın hızlı bitmesi gibi birden fazla işlev var. Safranbolu aklın en iyi kullanıldığı bize mimari ve yaşama sanatını ileten bir kent” dedi.

Bizi sosyal medyadan takip edin
barude filistinin dunu bugunu ve yarini anlatildi YbJlKGrF
Ihlas Haber Ajansı Avatarı
Ihlas Haber Ajansı tarafından
15 Mayıs, 2026 00:07 tarihinde yayınlandı
0
0

BARÜ’de Filistin’in dünü, bugünü ve yarını anlatıldı

Bartın Üniversitesinde (BARÜ) Filistin’in geçmişten günümüze tarihi süreci anlatılırken bölgede yaşanan insanlık dramına dikkat çekildi.

Bartın Üniversitesi (BARÜ) Filistin’de yaşanan insanlık dramına dikkat çekmek ve toplumsal farkındalığı artırmak hedefiyle çalışmalarını sürdürüyor. Bu doğrultuda Kariyer Planlama Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından “Ölümcül ve Ölümsüz Kimliklerin Coğrafyası: Filistin’in Dünü, Bugünü ve Yarını” başlıklı bir program düzenlendi. Filistin meselesinin farklı boyutlarıyla ele alındığı etkinlikte konuşmacı olarak İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Tarih Bölümünden Prof. Dr. Hasan Hüseyin Güneş yer aldı.

Rektör Akkaya, boykota devam edilmesinin önemini vurguladı

Programın açılışında konuşan BARÜ Rektörü Prof. Dr. Ahmet Akkaya, “Bugün burada ölümcül ve ölümsüz kimliklerin coğrafyasını konuşacağız. Aklımıza burada şair Mehmet Akif İnan geliyor. ‘Mescid-i Aksayı gördüm düşümde. Bir çocuk gibiydi ve ağlıyordu.’ Bu dizelerde ifade edilen Mescid-i Aksa’da 2,5 yıldır insanlığa sığmayan bir zulüm yaşatılıyor. Bu noktada bizler ne kadar somut adım atarsak o kadar kıymetlidir. Lütfen, her daim boykota devam edelim. Çocuklar öldü, kadınlar öldü, aileler dağıldı. Yaşanan acılarını unutmayalım, boykotu uygulayalım.” ifadelerini kullandı.

Filistin meselesini toplumsal hafıza, insan onuru, hukuk ve vicdan çerçevesinde değerlendiren Prof. Dr. Hasan Hüseyin Güneş, Filistin’de bir halkın kendi vatanında nasıl görünmez kılınmaya çalışıldığını ve buna rağmen kimliğini, hafızasını ve yaşama iradesini nasıl koruduğunu anlattı.

“Filistin’de kimlik, hafıza ve insanlık mücadelesi yaşanıyor”

Konuşmasında “ölümcül kimlik” ve “ölümsüz kimlik” kavramlarını değerlendiren Prof. Dr. Güneş, “Ölümcül kimlik, bir halkı insan olarak değil; tehdit, güvenlik sorunu ya da ortadan kaldırılması gereken bir engel olarak görmeye dayanıyor. Buna karşılık ölümsüz kimlik ise yıkılan evlere rağmen saklanan anahtarlarda, boşaltılan köylere rağmen yaşatılan hatıralarda, kaybedilen çocukların isimlerinde ve bir halkın sesini dünyaya duyurma kararlılığında varlığını sürdürüyor.” dedi.

Programda Gazze’de yaşanan insani dram detaylarıyla anlatıldı. Bombardımanlar, zorunlu göç, açlık, susuzluk, yıkılan hastaneler, okullar, ibadethaneler ve evlerin yalnızca savaşın bir sonucu olarak görülemeyeceği ifade edildi. Bir okulun yıkılmasının çocukların geleceğini, bir hastanenin vurulmasının yaralıların yaşama hakkını, bir evin yok edilmesinin ise aile hafızasını ve güven duygusunu ortadan kaldırdığı da vurgulandı.

İlgiyle takip edilen program, Filistin meselesinin insanlığın adalet, hukuk ve vicdan sınavı olduğuna dikkat çekilmesi ve bu konuda farkındalığı artırmaya yönelik çalışmaların sürdürülmesi gerektiği mesajıyla sona erdi.

Bizi sosyal medyadan takip edin