Reklam
Reklam
Karabük Postası Avatarı
Karabük Postası tarafından
03 Aralık, 2021 14:02 tarihinde yayınlandı
0

HAKLARIMIZI ALINCAYA KADAR MÜCADELEYE DEVAM EDECEĞİZ

KESK’e bağlı Sağlık Emekçileri Sendikası tarafından KBÜ Eğitim ve Araştırma Hastanesi önünde basın açıklaması yapıldı.

SES Karabük İl Temsilcisi Gizem Sındır, “1 Aralık 2021 günü AKP Grup Toplantısında yapılan konuşmalar ve Sağlık Bakanlığı sözlü açıklamalarından sonra akşam saatlerinde TBMM Genel Kurul gündeminde bulunan 287 sıra sayılı Torba Kanun teklifi görüşmeleri sürerken AKP Grubu tarafından hazırlanan teklif Genel Kurula sunulmuş ve diğer partilerin desteği ile kabul edilmiştir. Bütün bu süreç birkaç saat içerisinde olup bitmiştir. AKP Hükümeti böylesi önemli bir konuda sosyal tarafların görüşünü bile almamıştır” dedi

Son iki yıldır tüm sağlık ve sosyal hizmet emekçileri Covid 19 pandemisine karşı olağanüstü çaba içerisinde hep birlikte mücadele etmekte olduklarının altını çizen Sındır “Bu süreçte 176’sı hekim, toplamda 490 sağlık emekçisi Covid nedeniyle yaşamını yitirmiş, sağlık emekçilerinin yarısına yakını hastalığa yakalanmış, Covid’in iş kazası ve meslek hastalığı sayılması talepleri ise kabul edilmemiştir.Söz konusu değişiklik müstakil bir kanun teklifi olmadığından gerekçesi bulunmamaktadır ve hiçbir ihtisas komisyonunda görüşülmemiştir. Dolayısıyla adeta bir oldubitti şeklinde gerçekleşmiştir.

TBMM Genel Kurulunda kabul edilen teklifle; görüşülen kanun teklifine eklenen 3.madde ile 209 sayılı Sağlık Bakanlığına Bağlı Kuruluşlarda Döner Sermaye Verilmesi Hakkında Kanunun 5.maddesinde teknik düzeltmeler yapılmış, ödenen döner sermaye ek ödemelerinin özellikle sabit ek ödemelerin merkezi yönetim bütçesinden karşılanacağı belirtilmiştir. Döner sermaye gelirlerinin yıllık toplam %40’ına kadarının personele dağıtılacağına dair hükümle ilgili olarak doğal afet, salgın hastalık vb. olağandışı durumlarda Cumhurbaşkanının bu oranı %50’sine kadar arttırma yetkisi tanınmıştır. Ancak bu değişiklikte dağıtılacak döner sermaye payı %30’a çekildiği için performans havuzu daraltılmış ve böylece performanstan yapılacak ek ödeme miktarları azaltılmış durumdadır. Genel Kurulda görüşülen teklife eklenen 2.madde ile tabip ve diş tabiplerinin ilave emekli aylıklarında oldukça önemli değişiklikler yapılmıştır. Buna göre, tabip veya diş tabibi kadro ve pozisyonları esas alınarak emekli, adi malul veya vazife malulü aylığı bağlanmış olanlara aylıkları ile birlikte makam tazminatı alamayan tabip ve diş tabiplerinden uzman olanlara 17 bin gösterge rakamı yerine 40 bin, uzman olmayanlara 13 bin gösterge rakamı yerine 33 bin gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak tutarda her ay emekli aylıkları ile birlikte ilave ödeme yapılacağı düzenlenmiştir. Teklifte kabul edilen önemli bir değişiklik ise bu ilave emekli aylığının emekli olup çalışan kişilere ödenemeyeceği ile ilgili 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanununun Ek 84.maddesinin 5.fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır. Yani halen emekli olup özel sektörde çalışan tabip ve diş tabipleri bu kanunla artık ilave emekli aylığı alabileceklerdir.

Genel Kurulda görüşülen teklife eklenen 4.madde ile 209 sayılı kanunun Ek 3. maddesinin 1. fıkrasında yer alan yüzdelik dilimlerde önemli artışlar yaşanmıştır. Bilindiği gibi Ocak 2010 yılında yürürlüğe giren tam gün yasası ile Sağlık Bakanlığı ve bağlı kuruluşlarında görev yapan eğitim görevlileri (profesör ve doçent), uzman tabip, tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olanlar ile uzman diş tabipleri, pratisyen tabip ve diş tabiplerine aylıkları ile birlikte sabit ek ödeme yapılmaktadır. Kabul edilen teklif ile eğitim görevlilerine (profesör ve doçent) en yüksek devlet memuru aylığının (ek gösterge dahil) %410’u yerine %770’i, uzman tabip, tıpta uzman olanlar ile uzman diş tabiplerine %335’i yerine %695’i, pratisyen tabip ve diş tabiplerine %180 yerine %450’si oranında artış yapılmıştır.Görüşülmekte olan kanun teklifine eklenen 5.madde ile 209 sayılı kanuna eklenen geçici 9. madde ile ve sabit ek ödeme tutarlarının genel bütçeden ödeneceğine dair teknik düzenleme yapılmıştır.

YÖK Kanunu uyarınca üniversite hastanelerinde görev yapan asisten hekimler ile diş hekimleri Sağlık Bakanlığındaki emsallerinden az ücret alamayacaklarından bu artışlardan yararlanacaklardır. Asistan hekimler dışında kalan diğer uzman hekimler ile profesör ve doçentlerin ücretleri 2914 sayılı YÖK Personel Kanununa göre belirlenmektedir.

Emeklilik bakımından ise kurum ayrımı yoktur.Yapılan bu değişiklikler mali olarak ne anlama gelmektedir. Halen sabit ek ödemesi kanunda belirtilen gösterge rakamları ve yüzdelik dilimler üzerinden yapılan hesaba göre, Sağlık Bakanlığına bağlı yerlerde çalışan doçent ve profesörlerin sabit ek ödemesi aylık 7 bin TL civarından 13.150,00.-TL civarına yükseltilmiştir. Uzman hekim, uzman diş tabibi ve diğer uzmanların 5.700,00.-TL civarından 11.870,00.-TL civarına yükseltilmiştir. Pratisyen tabip ve diş tabiplerinin halen 3.070,00.-TL civarından 7.680,00.-TL civarına yükseltilmiştir. Kurum ayrımı yapılmaksızın halen emekli olan uzman tabip, uzman diş tabibi ve diğer tıpta uzman olanların halen 3.056,00.-TL olan ilave emekli aylığı 7.191,00.-TL’ye, uzman olmayan tabip ve diş tabiplerinin halen 2.337,00.-TL olan ilave emekli aylığı 5.933,00.-TL’ye yükseltilmiştir. Bu ücretler artık emekli olup özel sektörde çalışanlar hekimler tarafından da alınabilecektir.

Hatırlanacağı üzere bu yıl yapılan TİS sonucu hekim dışı personelin döner sermaye gelirlerinin 2022 ve 2023 yılları için %20 artırılacağına dair hüküm bulunmakta idi. Yapılan değişiklik ile bu hüküm kanun metnine alınmamıştır. Dolayısıyla bir sonraki TİS döneminde bunun devam edip etmeyeceği belli değildir.Sağlık ekibinin her bireyi için haklarımızı alıncaya kadar mücadeleye devam edeceğiz” dedi

 

Bizi sosyal medyadan takip edin
ilyaserbayyeni
İlyas Erbay Avatarı
İlyas Erbay
06 Mayıs, 2026 09:40 tarihinde yayınlandı
0

ÜLKEYİ FELAKETE SÜRÜKLEYEN BÜYÜK İHANET!

Aydın’ın Kuşadası ilçesinde, pazarda, dün, yaşlı bir üretici ile sohbet ettim. Davutlar yoluna cepheli 8 dönüm arazisinde; şeftali, mandalina, portakal ve limon üretiyor. Binbir zahmetle ürettiği meyveleri pazarda satarak geçimini sağlıyor.
“Yakın bir gelecekte, sebzeyi ve meyveyi para ile de alamayacağız. Bizden sonrakiler nasıl beslenecekler merak ediyorum” dedi. “Neden?” dedim. Örnekler vererek uzun uzun anlattı. Arkadaşları, komşuları; sebze ve meyve tarımı yaptıkları arazilerini villa karşılığı inşaat şirketlerine satmışlar. Aldıkları villaları satarak yada kiralayarak tarımdan kazandıklarından kat kat fazla gelir elde ediyorlarmış. Buna direnen bir kaç kişi kalmışlar. Arazisine müteahhitler 16 villa teklif etmişler. Bu yüzden çocuklarıyla arası açılmış. “Ben öleyim, bir gün beklemez satarlar bahçeleri” diyor. Arkadaşına bir kaç yıl önce, 10 dönüm arazisine karşılık 20 villa vermişler. “Zengin olunca ne oldum delisi oldu. Elindeki varlık bitmeyecek zannetti, har vurup harman savurdu. Şimdi elinde 2 villası kaldı. Yakındır onlarıda satması” dedi. Toprak geleceğimizdir, candır, hayattır hiç satılır mı? diye de ekledi.

Çok değil, 15-20 yıl önce Kuşadasından Güzelçamlı ya kadar yolun iki tarafı uçsuz bucaksız meyve ve sebze bahçeleri ile kapliydı. Şimdi gidin bakın, beton tarlaları göreceksiniz.

Davutlar ve Güzelçamlı bölgesinde, özellikle ana yol kenarlarındaki tarım arazilerinin yapılaşmaya açılması, bölgedeki ekolojik denge ve tarımsal üretim için ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Son gelişmeler, bu alanların geri dönülmez bir şekilde betonlaştığı yönündeki endişeleri haklı çıkarmaktadır.

Tarım arazilerinin inşaata açılması, sadece “yeşil alan kaybı” değil, bir ülkenin geleceğini tehdit eden çok boyutlu bir krizdir. Bu durumun yol açtığı başlıca büyük tehlikeler şunlardır:

1. Gıda Güvenliğinin Yok Olması; en temel tehlike, beslenme kaynağımızın kurumasıdır. Birinci sınıf tarım arazilerinin betonlaşması, tarımsal üretimi düşürür. Bu da gıda arzında azalmaya, dışa bağımlılığın artmasına ve mutfak enflasyonunun kontrol edilemez hale gelmesine neden olur.

2. Geri Dönüşü İmkansız Toprak Kaybı; 1 santimetre kalınlığında verimli toprağın oluşması için doğada yaklaşık 100 ila 1000 yıl gerekir. Üzerine beton dökülen toprak “ölü toprak” haline gelir. İnşaat yapıldıktan sonra o arazinin tekrar tarıma kazandırılması binlerce yıl sürer; yani bu kayıp kalıcıdır.

3. Yeraltı Su Kaynaklarının Kuruması; tarım arazileri, yağmur sularını emerek yeraltı su depolarını (akiferleri) besleyen doğal süngerlerdir. Betonlaşma bu emilimi engeller; su yer altına sızamaz, yüzey akışına geçer ve sele dönüşür. Bu da hem su kıtlığına hem de afetlere davetiye çıkarır.

4. Ekosistemin ve Biyoçeşitliliğin Bozulması; tarım alanları birçok canlı türüne ev sahipliği yapar. Betonlaşma; tozlaşmayı sağlayan arılardan faydalı mikroorganizmalara kadar tüm ekosistemi yok eder. Bu dengenin bozulması, tarımsal zararlıların artmasına ve doğal döngünün kopmasına neden olur.

5. Mikroklima Değişikliği ve Isı Adaları; beton ve asfalt ısıyı hapseder. Geniş tarım arazilerinin yerini binaların alması, o bölgenin yerel iklimini (mikroklima) değiştirerek sıcaklığı artırır. Bu durum hem enerji tüketimini artırır hem de kalan tarım alanlarındaki verimliliği düşürür.

6. Ekonomik Kırılganlık; kendi kendine yetemeyen bir ekonomi, küresel gıda fiyatlarındaki dalgalanmalara karşı savunmasız kalır. Çiftçinin topraktan kopup kente göç etmesi, işsizlik ve çarpık kentleşme gibi sosyal sorunları da beraberinde getirir.Özetle: Tarım arazisine yapılan her bina, gelecek nesillerin ekmeğinden ve suyundan çalınan bir bedeldir.

Yaşam kaynaklarımızı yok ediyoruz, can damarlarımızı kesiyoruz. Dünyanın en cahil toplumlarında bile böylesi bir ihanet göremezsiniz.

İlyas Erbay