Denize kıyısı olmayan Gümüşhane’de elektrik için üretilen baraj göllerinde yetiştirilen alabalıklar Karadeniz somonu olarak başta Rusya, Çin, Şili ve Japonya’ya ihraç edilerek ülke ekonomisine milyarlarca dolar katkı sağlıyor.
Gümüşhane’nin Torul ilçesine bağlı Kirazlık köyünde, Türkiye’nin en hızlı akan çaylarından birisi olan Harşit Çayı üzerine elektrik enerjisi üretmek için kurulan Torul Baraj Gölünde yıllardır hem elektrik üretiliyor hem de göl yüzeyinde balık üreticiliği gerçekleştiriliyor.
Torul Baraj Gölü üzerine kurulan 14 adet kafes alabalık yetiştiriciliği tesisine 10 ila 30 gram arasında getirilen gökkuşağı alabalıkları burada 1 kilogram ağırlığa ulaşıncaya dek yetiştirilerek daha sonra Karadeniz kıyısında bulunan tesislere gönderiliyor. Buradaki tesislerde işlemleri devam eden balıklar 3 ila 5 kilogram ağırlığa ulaştıktan sonra Rusya, Çin, Şili, Japonya ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelere ihraç ediliyor.
Suyunun soğuk ve temiz olması nedeniyle yıl boyu balık üretiminin gerçekleştirilebildiği karlı dağların arasındaki gölde düzenlenen balık hasadına Torul Kaymakamı Muhammet Kılıçaslan, Tarım ve Orman İl Müdürü Dr. Ahmet Mesut Kıraç, İl Genel Meclisi üyeleri Hüseyin Bedir, Kemal Emiroğlu, Torul Tarım ve Orman İlçe Müdürü Yusuf Rakan’la katılarak yetkililerden ve üreticilerden bilgi alan Gümüşhane Valisi Alper Tanrısever, baraj gölünde bulunan ve zaman zaman dümenine geçtiği tekne ile ulaştığı kafeslerde incelemelerde bulundu, balıkları yemledi. ,
“Balık yetiştiriciliği ilimizde hızlı bir şekilde artıyor”
Gümüşhane genelinde faaliyet gösteren toplam 28 tesiste yıllık 5 bin 500 ton üretimin gerçekleştiğini belirterek bu sayının artırılması için çalışmaların sürdürüleceğini ve kentte balık üretimi ve ihracatının artırılması için çalışmalar gerçekleştirileceğini söyleyen Vali Alper Tanrısever, “İç sulardaki balık yetiştiriciliği ülkemizde olduğu gibi ilimizde de hızlı bir şekilde artmaya devam ediyor. İlimizde 5 bin 500 ton kapasiteyle devam eden balık üretimi, Torul ilçemizdeki Torul Baraj Gölündeki 14 tesis, Kürtün Barajındaki 11 tane tesis ve Kelkit ilçemizdeki Sadak Barajındaki 3 tesisle hızlı bir şekilde artmaya devam ediyor. Torul ilçemizde Musalla deresinin yanındaki tesislerde üretilen yavru Gökkuşağı alabalıkları Torul Baraj Gölüne getirilip bir süre burada beslendikten sonra özellikle soğuk havalardan da nasibini aldıktan sonra Karadeniz’e götürülüyor ve orada 3 ila 5 kilo haline geldikten sonra yurt dışına ihraç ediliyor. İhraç pazarlarımız arasında en büyük pazarımız Rusya, Çin, Şili, Japonya gibi ülkeler bulunmakta. Bu tür ürünlerin özellikle ihracata yönelik olması sebebiyle tüm kamu kurum ve kuruluşlarıyla bu tür üretimleri destekleyeceğimizi, kapasitemizi mümkün olan en üst seviyeye çıkarabilmek için elimizden geleni yapacağız” dedi.
“2023 yılında 2 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirdik”
15 yıldır bölgede balık üretimi gerçekleştiren ve Torul Baraj Gölünün balık üretimi için çok elverişli olduğunu söyleyen Balıkçılık Teknolojisi Mühendisi Ramazan Çolak, “Bu alabalıklar bize yavru olarak 2 gram civarında geliyorlar. 500 gram veya 1 kilogram ağırlığa ulaşıncaya kadar burada yetiştiriciliğini gerçekleştiriyoruz. Daha sonra Karadeniz’e indiriyoruz. Burada da yaklaşık 3-5 kilograma ulaşınca yurtdışına ihraç ediliyor. Bu balıklar taze olarak, ileri işleme teknolojisiyle fileto haline getirilerek ihraç ediliyor. Başta Rusya, Japonya, Şili ve bu sene yoğun olacak şekilde Çin’e ihracat yapıyoruz. Gümüşhane’de denizimiz yok ama balık üretimi yapıyoruz. Patentli Karadeniz Türk somonu ihracatı 2022 yılında 1 milyar dolar civarındaydı. 2023 yılında da 2 milyar dolar civarında bir ihracat yapıldı. Biz bu çiftliklerde, Karadeniz’in hırçınlığı, doğası ve suyunun temizliğiyle yüzde 99 oranında doğal balık üretimi gerçekleştiriyoruz. Torul Barajı da bu noktada temiz ve berrak olması nedeniyle alabalık ve somona çok elverişli” ifadelerini kullandı.


Gümüşhane’nin karlı dağlarının arasından dünyaya balık ihracatı
MÜJDE, ULTRA ZENGİN SAYIMIZ 4208 OLMUŞ !
Türkiye’de gelir dağılımı adaletsizliği, son yıllarda belirgin bir şekilde derinleşmiş durumda. Güncel verilere göre Türkiye, Avrupa’da gelir eşitsizliğinin en yüksek olduğu ülke konumunda. En yüksek gelire sahip %20’lik grup, toplam gelirin yaklaşık %48’ini alırken; en düşük gelire sahip %20’lik kesim toplam gelirden yalnızca %6,4 pay alabilmekte. En zengin %10’luk kesimin geliri, en yoksul %10’luk kesimin gelirinden yaklaşık 15 kat daha fazla. Gelir dağılımı eşitliğini ölçen Gini katsayısı Türkiye’de 0,461 seviyesinde. Avrupa Birliği ortalaması 0,29
ULTRA ZENGİN SAYIMIZ SON 5 YILDA %93.5 ARTMIŞ
İngiliz gayrimenkul danışmanlık şirketi Knight Frank’ın The Wealth Report 2026 verilerine göre Türkiye’de 30 milyon dolar üzeri servete sahip kişi sayısı son 5 yılda %93.5 artmış.2174 ten 4208’e çıkmış. Milyarder sayımızın aynı dönemde 35 ten 46 ya çıkacağı öngörülüyor.
Milyonlarca insan açlık ve yoksulluk mücadele ederken, milyarderlerimizin sayısı hızla artıyor.
GELİR DAĞILIMI ADALETSİZLİĞİNİ ÖNLEME ÇABALARI YETERSİZ
Dünya Bankası verilerine göre Türkiye, gelir eşitsizliği bakımından 130 ülke arasında 28. sırada yer alarak birçok gelişmekte olan ülkeden daha kötü bir tablo sergiliyor. Bu adaletsizlik, orta sınıfın zayıflamasına ve halkın büyük bir kesiminin ( yaklaşık her 10 kişiden 6’sı ) borçlu bir şekilde yaşamını sürdürmesine neden olan sosyoekonomik bir krizin temel taşlarından biridir.
Gelir dağılımdaki adaletsizliği önlemek için devletler tarafından uygulanan en temel yöntem, maliye politikası araçlarını kullanarak geliri piyasada oluştuğu halinden (birincil dağılım) daha adil bir seviyeye (ikincil dağılım) taşımaktır.
Bu adaletsizliği önlemek için kullanılan başlıca stratejiler şunlardır:
– Yüksek gelir gruplarından daha yüksek oranda vergi alınarak, toplanan kaynağın alt gelir gruplarına aktarılmasıdır.
– Düşük gelirliler üzerindeki vergi yükünü azaltmak amacıyla asgari ücretten vergi alınmaması veya temel gıdada vergi indirimleri yapılmasıdır.
– Gelirin ötesinde, birikmiş servet üzerinden alınan vergilerle servet yoğunlaşmasının önlenmesi hedeflenir.
– Yoksulluk sınırı altındaki ailelere yönelik doğrudan nakdi transferler ve sosyal güvenlik ödemeleridir.
– Sağlık, eğitim ve barınma gibi temel hizmetlerin devlet tarafından ücretsiz veya sübvansiyonlu sunulması, alt gelir gruplarının harcamalarını azaltarak dolaylı gelir artışı sağlar.
– Asgari ücretin yaşam standartlarını karşılayacak düzeyde belirlenmesi, Gini katsayısını (eşitsizlik ölçütü) düşüren doğrudan bir araçtır.
– Eğitim ve mesleki eğitim politikalarıyla düşük nitelikli işgücünün verimliliği artırılarak daha yüksek ücret alabilmeleri sağlanır.
– İşsizliğin azaltılması, hanehalkı gelirlerini doğrudan artırarak eşitsizliği azaltan en kritik faktörlerden biridir.
– Vergi kaçakçılığının önlenmesi ve çalışanların sosyal güvenlik şemsiyesi altına alınması gelir dağılımını iyileştirir.
– Eğitim ve sağlığa erişimde adaletin sağlanması, bireylerin ekonomik basamakları tırmanma şansını (sosyal mobilite) artırır.
Bu konularda bir takım çalışmalar olsa da gelir dağılımı adaletsizliğini önlemede son derece yeteresiz.
Ne yazık ki, yoksulla zengin arasındaki makas her geçen gün daha da açılıyor.
24 yılın sonunda geldiğimiz durumun özeti budur.
İlyas Erbay


