Gaziantep’te 6 yıl önce evinde ölü bulunan Cengiz Karademir’in cinayete kurban gittiği ortaya çıktı. Olayla ilgili çalışma yapan cinayet büro amirliği ekipleri, şahsın eski eşinin sevgilisi tarafından boğularak öldürüldüğünü belirledi. Olayla ilgili yakalanan maktulün eski eşi, kızı ve eski eşinin sevgilisi tutuklandı.
Olay, 2019 yılında Şehitkamil ilçesi Şirinevler Mahallesi’nde meydana geldi. İddiaya göre, Cengiz Karademir (48) isimli şahıs evde ölü bulundu. İlk incelemede doğal ölüm olarak kayda geçen olayla ilgili polis araştırmalarına devam etti.
Polisten derin soruşturma
Yapılan araştırma sonucu, ölen şahsın eski eşi E.U.’nun olaydan bir yıl sonra evini satıp sevgilisi Ş.A. ile Karabük‘e taşındığı tespit edildi. Durumu şüpheli bulup soruşturmayı derinleştiren ekipler, Cengiz Karademir’in kızı N.K, eski eşi E.U ile sevgilisi Ş.A.’yı gözaltına aldı. İfadeleri alınan şüpheliler, olay anında evde olmadıkları beyanında bulundu ancak ifadeleri tutarsız bulan polis teknik çalışma sonucu 3 şahsın da olay anında evde olduğunu belirledi. Daha sonra da adli tıptan istenen ek raporla Cengiz Karademir’in boğularak öldürüldüğü belirlendi.
Çapraz sorguya alınan maktulün kızı cinayeti itiraf etti
İstanbul ve Karabük‘te yapılan eş zamanlı operasyonla gözaltına alınan maktulün eşi E.U., kızı N.K. ve eşinin sevgilisi Ş.A. polis ekiplerince çapraz sorguya alındı. Yapılan sorgu ve araştırmalarda maktul Cengiz Karademir ile eşi E.U. arasında uzun zamandır maddi konularda anlaşmazlık bulunduğu belirlendi. Maktulün kızı N.K. ise çapraz sorgu sırasında annesinin sevgilisi olan Ş.A.’nın babası Cengiz Karademir’i boğarak öldürdüğünü itiraf etti. Emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen E.U, Ş.A. ve N.K, çıkarıldıkları sulh ceza hakimliğince tutuklandı.


Gaziantep Cinayeti Karabük’te Aydınlatıldı
BARÜ’de Filistin’in dünü, bugünü ve yarını anlatıldı
Bartın Üniversitesinde (BARÜ) Filistin’in geçmişten günümüze tarihi süreci anlatılırken bölgede yaşanan insanlık dramına dikkat çekildi.
Bartın Üniversitesi (BARÜ) Filistin’de yaşanan insanlık dramına dikkat çekmek ve toplumsal farkındalığı artırmak hedefiyle çalışmalarını sürdürüyor. Bu doğrultuda Kariyer Planlama Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından “Ölümcül ve Ölümsüz Kimliklerin Coğrafyası: Filistin’in Dünü, Bugünü ve Yarını” başlıklı bir program düzenlendi. Filistin meselesinin farklı boyutlarıyla ele alındığı etkinlikte konuşmacı olarak İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Tarih Bölümünden Prof. Dr. Hasan Hüseyin Güneş yer aldı.
Rektör Akkaya, boykota devam edilmesinin önemini vurguladı
Programın açılışında konuşan BARÜ Rektörü Prof. Dr. Ahmet Akkaya, “Bugün burada ölümcül ve ölümsüz kimliklerin coğrafyasını konuşacağız. Aklımıza burada şair Mehmet Akif İnan geliyor. ‘Mescid-i Aksayı gördüm düşümde. Bir çocuk gibiydi ve ağlıyordu.’ Bu dizelerde ifade edilen Mescid-i Aksa’da 2,5 yıldır insanlığa sığmayan bir zulüm yaşatılıyor. Bu noktada bizler ne kadar somut adım atarsak o kadar kıymetlidir. Lütfen, her daim boykota devam edelim. Çocuklar öldü, kadınlar öldü, aileler dağıldı. Yaşanan acılarını unutmayalım, boykotu uygulayalım.” ifadelerini kullandı.
Filistin meselesini toplumsal hafıza, insan onuru, hukuk ve vicdan çerçevesinde değerlendiren Prof. Dr. Hasan Hüseyin Güneş, Filistin’de bir halkın kendi vatanında nasıl görünmez kılınmaya çalışıldığını ve buna rağmen kimliğini, hafızasını ve yaşama iradesini nasıl koruduğunu anlattı.
“Filistin’de kimlik, hafıza ve insanlık mücadelesi yaşanıyor”
Konuşmasında “ölümcül kimlik” ve “ölümsüz kimlik” kavramlarını değerlendiren Prof. Dr. Güneş, “Ölümcül kimlik, bir halkı insan olarak değil; tehdit, güvenlik sorunu ya da ortadan kaldırılması gereken bir engel olarak görmeye dayanıyor. Buna karşılık ölümsüz kimlik ise yıkılan evlere rağmen saklanan anahtarlarda, boşaltılan köylere rağmen yaşatılan hatıralarda, kaybedilen çocukların isimlerinde ve bir halkın sesini dünyaya duyurma kararlılığında varlığını sürdürüyor.” dedi.
Programda Gazze’de yaşanan insani dram detaylarıyla anlatıldı. Bombardımanlar, zorunlu göç, açlık, susuzluk, yıkılan hastaneler, okullar, ibadethaneler ve evlerin yalnızca savaşın bir sonucu olarak görülemeyeceği ifade edildi. Bir okulun yıkılmasının çocukların geleceğini, bir hastanenin vurulmasının yaralıların yaşama hakkını, bir evin yok edilmesinin ise aile hafızasını ve güven duygusunu ortadan kaldırdığı da vurgulandı.
İlgiyle takip edilen program, Filistin meselesinin insanlığın adalet, hukuk ve vicdan sınavı olduğuna dikkat çekilmesi ve bu konuda farkındalığı artırmaya yönelik çalışmaların sürdürülmesi gerektiği mesajıyla sona erdi.

