Feyyaz Uçar "Mağdur taraf olduğumuzu düşünüyorum" - Karabük Haber Postası
Ihlas Haber Ajansı Avatarı
Ihlas Haber Ajansı tarafından
16 Eylül, 2024 08:30 tarihinde yayınlandı
0
0

Feyyaz Uçar “Mağdur taraf olduğumuzu düşünüyorum”

Beşiktaş Futbol Şube Sorumlusu Feyyaz Uçar, Trabzonspor Başkanı Ertuğrul Doğan’ın açıklamalarına cevap vererek, “Bizim formamız siyah-beyaz, hakem de öyle bir forma görmedik. Mağdur taraf olduğumuzu düşünüyorum” dedi.

Trendyol Süper Lig’in 5. haftasında Beşiktaş deplasmanda karşılaştığı Trabzonspor ile 1-1 berabere kaldı. Maçın ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Beşiktaş Futbol Şube Sorumlusu Feyyaz Uçar, “Maç temposuz geçti. Yüksek tempolu bir maç izleyemedik. 12. dakikadan sonra oyun tek kale bir maça döndü. Nemden olsa gerek, zaman zaman oyuncuların hareketleri yavaş kaldı. Aynı şey rakip için de mevcuttu. Bu şartlarda 1 puan olabilir ama maçın genel olarak bakıldığında üstün taraf bizdik. Bu anlamda 2 puan bırakmış olduk” diye konuştu.

“Rafa Silva’ya atılan tekmeler ne zaman bitecek”

Portekizli futbolcu Rafa Silva’nın karşılaştığı sert müdahalelere dikkat çeken Uaçr, “Rafa Silva’ya atılan tekmeler ne zaman bitecek, merak ediyoruz. Bu oyuncunun futbol hayatını bitecekse biz ne yapacağız. Ciddi bir yatırım yaptık” şeklinde konuştu. VAR sistemine yönelik eleştirilerde de bulunan Feyyaz Uçar, “VAR’da görülüyor ancak karar uygulanıyor. Hakemden memnun değiliz. 50 yıldır hakemlerden memnun değiliz, sadece bugün değil. Bu iş nasıl devam edecek bilmiyorum ama mağduruz” ifadelerini kullandı.

Trabzonspor Başkanı Ertuğrul Doğan’ın maç sonunda yaptığı, ’Hakem Beşiktaş forması giyseydi daha iyi olurdu’ açıklamasına yanıt veren Uçar, “Bizim formamız siyah-beyaz, hakem de öyle bir forma görmedik. Mağdur taraf olduğumuzu düşünüyorum. Masuaku’nun pozisyonu da var. Hakem yorumcuları gereğini söyleyeceklerdir” dedi.

Bizi sosyal medyadan takip edin
xa2
İlyas Erbay Avatarı
İlyas Erbay
24 Mart, 2026 10:38 tarihinde yayınlandı
0
0

PARADOKSAL BİR ŞEKİLDE DERİN BİR İLETİŞİMSİZLİK YAŞIYORUZ

İletişim çağında, dijitalleşmenin sağladığı sınırsız imkânlara rağmen, paradoksal bir şekilde derin bir iletişimsizlik yaşıyoruz. Elektronik cihazlar uzakları yakınlaştırsa da, yüz yüze iletişimi azaltarak en yakınımızdakileri (aile, dostlar) bizden uzaklaştırıyor. Bilgi akışı çok hızlı olsa da, duygusal derinlik ve gerçek etkileşim azalıyor.

Bir bayramı daha geride bıraktık. Uzakta olan Arkadaşlarımızın, dostlarımızın, akrabalarımızın bayramlarını elimizdeki telefonlarla aramak yerine bilindik cümlelerle toplu mesajlar çekerek güya kutladık.
Bazılarımıza en yakın bildiklerimizden o mesajlar da gelmedi.

İletişimin en zor olduğu çocukluk ve gençlik yıllarımızda bugünkünden çok daha güçlü iletişim kuruyorduk. O yıllarda mektup ve bayram kartları vardı. PTT bunları bir haftada adresine ulaştırırdı. Saklardık koklardık onları, defalarca okurduk. Samimiyet, sıcaklık, içtenlik kokardı o kağıt parçaları.

İnsanı değerlerimizi o kadar hızlı yitirdik ki, ne eski dostluklar kaldı, ne samimiyet ne de vefa kaldı.

Oysaki, vefa, dostluğun ve insanlık onurunun en kıymetli hazinesi, sevgiyi kalıcı kılan sadık bir bağlılıktır. Sözünde durmayı, zor günde yanında olmayı ve iyilikleri unutmamayı ifade eden vefa, vefasızın meclisinde aranmayacak kadar ağır bir yüktür.

Bizim çocukluk ve gençlik yıllarımız; Komşuluk. Arkadaşlık, Dostluk. gibi kavramların gerçekten anlam bulduğu yıllardı. Sözün senet olduğu, insanların birbirine güven duyduğu yıllardı.

Kredi kartlarımız, internetimiz, cep telefonlarımız, bilgisayarlarımız, evlerimizde kombilerimiz yoktu. Televizyonla bile çok sonra tanıştık. Fakat çok mutluyduk.
Hayallerimiz vardı, yarınlardan umutluyduk.
Ülkemiz, ailemiz ve çocuklarımızın geleceği için kaygılarımız yoktu.,…

Şarkı sözleri bile bambaşkaydı;
“Nasılda koşuşurduk bahçelerde.
Şarkı söylerdik mehtaplı gecelerde.
Sen bana, ben sana komşu evlerde…
Kök sarmaşıklar gibi sarıldık o yaz…”

“Okul yolu sensiz ölüm kadar sessiz…
Eylül’de gel okul yoluna
Konuşmadan yürüyelim.
Gireyim koluna…
Görenler dönmüş, hemde mutlu desinler.
Ağaçlar sevinçten başımıza konfeti gibi yaprak dökecekler
Yaprak dökecekler…”
Ne güzel sözler değil mi?

Şimdi öyle mi?
“Tadı yok ne baharın ne yazın.
Kalmadı tesellisi ne şarkının ne sazın…”
Yaşam artık, Muzaffer İlkan’ın bu hicaz bestesindeki gibi…
Savaşlar, depremler, afetler, ruhunu yitirmiş beton şehirler. Tüm bunlara rağmen yaşama tutunmaya çalışan insanlar…

Ne oldu bize böyle? Artık anılar da teselli etmiyor…

İlyas Erbay