Endemik bitkili zengin florada üretilen yayla balı sağıldı - Karabük Haber Postası
Karabük Postası Avatarı
Karabük Postası tarafından
08 Ağustos, 2023 11:15 tarihinde yayınlandı
0
0

Endemik bitkili zengin florada üretilen yayla balı sağıldı

Mersin’in Erdemli ilçesinde Toros Dağları’nın yüksek rakımlarının zengin florasında doğal bal üretimi üzerine yürütülen Ar-Ge çalışmasında kovanlardan sezonun ilk balı sağıldı.

 

Tarım ve Orman Bakanlığı Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğüne bağlı Alata Bahçe Kültürleri Araştırma Enstitüsü’nün Erdemli ilçesi Toros Dağı’nın 2 bin 100 rakımındaki Musabozulduğu Yaylası’nda yer alan arı kovanlarında bal hasadı başladı. Kovanlarından bu yıl yaklaşık 2,5 ton bal üretimi beklenirken, çalışmalardan elde edilen veriler endemik bitkilerin yer aldığı zengin florada bal üretimi ve arıcılığın gelişmesinde yol gösterici olacağı ifade edildi. Ar-Ge fazlası balların ise aynı zamanda enstitünün satış ofisinde müşterilere sunulacağı kaydedildi.

 

Alata Bahçe Kültürleri Araştırma Enstitüsü Müdürü Dr. Mustafa Ünlü, kaliteli bal üretimine yönelik Ar-Ge çalışması çerçevesinde Toros Dağları’nın yüksek rakımlarına çıkarılan enstitü kovanlarından bal sağımına başladıklarını söyledi.

 

“1944’ten beri enstitümüz çalışmalarını devam ettiriyor”

 

Yürütülen çalışmalarla ilgili bilgi veren Dr. Ünlü, “Arıcılık konusunda da bahçe bitkilerinde olduğu gibi araştırmalarımız var. Şu anda bulunduğumuz yer Kösereli Yörüklerinin yaylası olan Musabozulduğu mevkiinde yaklaşık 2 bin 100 rakımdayız. Arılarımızı kışları enstitümüzde kışlatıyoruz, yazları da yaylaya getiriyoruz. Yaylaya getirmemizin sebebi de florasının zengin olması, endemik türde bitki çiçeklerinin olmasından dolayı ve bu çeşitlilikten ötürü de bal kalitesinin yüksek olmasından dolayı buraya getiriyoruz. Arıcılıkla ilgili çalışmalarımızı burada devam ettiriyoruz” dedi.

 

Yıllık üretimlerinin yaklaşık 2,5 ton civarında olduğuna değinen Ünlü, “Bunları genelde vatandaşımıza sağımdan sonra satışa sunuyoruz, AR-GE fazlası ürünlerimizi. 2.5 ton yaklaşık bal üretimimiz oluyor. 1944’te kurulmuş bir enstitüyüz. 1944’ten beri enstitümüz çalışmalarını devam ettiriyor. Bu güne kadar yörede arıcı olanlara, arıcılığa başlamak isteyenlere teorik ve pratik olarak eğitimler veriliyor. Büyükşehirlerle, arıcılar birliği ile ortak çalışmalar yapılarak onlara arı yetiştiriciliği, ana arı yetiştiriciliği, arıcılığa başlayacak olanlara arıcılık nasıl yapılır bu konularda eğitimler veriyoruz” diye konuştu.

 

Arıcılık konusunda elde edilen veri ve bilgilerin 12 ille paylaşıldığını ifade eden Ünlü, “Afyonkarahisar, Konya, Antalya, Mersin, Adana, Isparta, Burdur gibi iller şu an bizim görev alanımız içerisinde. Arkadaşlarımız bu illerle ilgili gerekli çalışmaları yapıyorlar” şeklinde konuştu.

 

“Floranın zenginliği bala kalite olarak yansıyor”

 

Floranın zengin olmasının kaliteyi arttırdığını da dile getiren Ünlü, “Kalite şöyle, flora zengin olduğu için çok büyük çeşitlilik var, bitki çeşitliliği. Malumunuz olduğu üzere arılar çiçeklere konuyor, yüzlerce, binlerce çiçeğe konuyor ve bu çiçeklerden polenleri alıyorlar, buradaki yaylalardaki floranın çiçek kalitesi ve bitki kalitesi çok kaliteli olduğu için bu bala da yansıyor. Şöyle örnek vereyim pamuktan da bal yapabilirsiniz, çok büyük verimde elde edebilirsiniz ama tek çiçekli olduğu için kalitesi kırdaki yaylalardaki bal kadar kaliteli bal elde edemezsiniz. Dolayısıyla satışını yaptığımız müşterilerin geri dönüşleri çok olumlu oluyor. Almak isteyen bir daha almak istiyor. Fakat sınırlı miktarda üretebildiğimiz için kısa sürede bal satışımız bitiyor” ifadelerini kullandı.

 

Enstitünün Arıcılık Bölümü Başkanı Ziraat Yüksek Mühendisi Emrah Çulha ise asıl maksatlarının Ar-Ge çalışmalarından elde edilen verileri, yenilikleri üretici ve sektörle paylaşmak olduğunu belirtti.

 

Enstitünün eğitimlerine katılan arıcılardan Mehmet Doğan da 50 koloniden bu yıl 300 kilo bal beklediğini belirterek, balın kilosunu 300 TL’den satışa sunacağını kaydetti. (İHA)

Bizi sosyal medyadan takip edin
dwdwdw 2
Aylin Sarıoğlu Avatarı
Aylin Sarıoğlu tarafından
25 Mart, 2026 14:41 tarihinde yayınlandı
0
0

Tarihi Evlerde “Yangın Odaları” geleneği yaşıyor

Karabük’ün Safranbolu ilçesine bağlı Kıranköy Mahallesi’nde, Gayrimüslimlere ait bazı tarihi evlerde bulunan “yangın odaları”, 19. yüzyılda yaşanan büyük felaketlerin ardından geliştirilen mimari önlemleri gözler önüne seriyor.

Dr. Öğr. Üyesi Durmuş Gür’ün “Safranbolulu Gayrimüslimlerin Mimari Eserlerine Ait Yeni Veriler” adlı makalesinde yer verdiği bilgilere göre, Kıranköy’de 1859 yılında meydana gelen büyük yangın, bölgedeki yapılaşma anlayışında önemli değişimlere yol açtı. Yangın sonrası inşa edilen veya onarılan evlerde, yangına karşı dayanıklı özel bölümler oluşturuldu.

Makaledeki bilgilere göre söz konusu yangın odaları genellikle kış aylarında aile bireyleri tarafından kullanılan ve çoğunlukla ara katlarda konumlandırılan mekanlar olarak dikkat çekiyor. Bu odalar tamamen kesme taş, moloz taş ve harç malzemeler kullanılarak inşa edildi. Ahşap mimarinin yaygın olduğu Safranbolu evlerinin aksine, yangın riskini azaltmak amacıyla taş malzeme tercih edildi.

Yangın odalarının kapıları da diğer odalardan farklı olarak tasarlandı. Metal kapılara sahip olan bu bölümler, çoğunlukla kare ya da dikdörtgen planlı olup üzerleri tonoz örtü sistemiyle kapatıldı. Bu özellikler, yangının yayılmasını önlemeye ve aile bireylerine güvenli bir alan sağlamaya yönelik bilinçli bir mimari çözüm olarak değerlendiriliyor.

Dr. Öğr. Üyesi Durmuş Gür, makalesinde 1859’daki büyük yangının, Kıranköy’de yaşayan Gayrimüslim toplumun konut mimarisinde güvenlik odaklı yeni uygulamalara yönelmesine neden olduğunu vurguluyor. Yangın odalarının hem barınma hem de afet anında korunma amacıyla tasarlandığına dikkat çekiliyor.

Yangın odalarının kapıları da diğer odalardan farklı tasarlandı. Metal kapılara sahip olan bu bölümler, çoğunlukla kare ya da dikdörtgen planlı olup üzerleri tonoz örtü sistemiyle kapatıldı. Bu özellikler, yangının yayılmasını önlemeye ve aile bireylerine güvenli bir alan sağlamaya yönelik bilinçli bir mimari çözüm olarak değerlendiriliyor.

Özgün Örnek: Saffronia 1900 Konak

Kıranköy’de bu geleneğin özgün örneklerinden biri de günümüzde butik otel olarak hizmet veren Saffronia 1900 Konak’ta görülüyor. Yapının içerisinde bulunan yangın odası, taş duvar örgüsü, tonoz örtüsü ve kapı detayıyla geleneksel mimari özellikleri yansıtıyor.

Bu tür yapılar, yalnızca estetik veya turistik değer taşımıyor; aynı zamanda geçmişte yaşanan büyük felaketlerin ardından geliştirilen korunma yöntemlerini somut biçimde günümüze aktarıyor. Gür de makalesinde, 1859’daki yangının Kıranköy’de yaşayan Gayrimüslim toplumun konut mimarisinde güvenlik odaklı yeni uygulamalara yönelmesine neden olduğunu vurguluyor. Mübadele öncesinde alınan önlemlerin ardından günümüzde yaşanan yangınların tamamen talihsizlik ve hatalı uygulamalar olduğuna değinen Araştırmacı, modern dönemde yapılan uygulamalarda tarihi yapılardaki düzenlemelere çok daha fazla dikkat edilmesi gerektiğinin altını çiziyor.

Bugün ayakta kalmayı başaran tarihi evlerin ve içlerindeki özgün unsurların korunması, sadece mimari mirasın değil, toplumsal hafızanın da korunması anlamına geliyor. Yangın odaları, Safranbolu’nun afet tecrübesini ve bilinçli yapılaşma geleneğini temsil eden önemli unsurlar arasında yer alıyor.

Safranbolu’daki tarihi konakların aslına uygun şekilde restore edilmesi ve özgün detayların yaşatılması, geçmişten çıkarılan derslerin gelecek kuşaklara aktarılması açısından büyük önem taşıyor. Kıranköy’deki yangın odaları ise bu mirasın en çarpıcı örneklerinden biri olarak dikkat çekiyor.

Bizi sosyal medyadan takip edin