Reklam
Reklam
Karabük Postası Avatarı
Karabük Postası tarafından
20 Aralık, 2017 14:06 tarihinde yayınlandı
0

Eğitim-Sen’den öğretmenlere karşı yapılan saldırılara tepki

“Okullarda yaşanan şiddete son verilmeli, can güvenliğimiz sağlanmalıdır”

Eğitim-Sen Karabük İl Temsilcilik Başkanı Bülent Vergili; Yıllardır okullarda yaşanan şiddet olayları, kavgalar, çeteleşmenin gittikçe büyüyen bir tehdit haline gelmesi karşısında bugüne kadar gerekli adımları atmayıp, okullarda yaşanan şiddet olaylarına kayıtsız kalanların bir meslektaşlarının  daha öğrencisi tarafından şiddete uğraması sonucunda hayatını kaybetmesine neden olduğunu söyledi.

İzmir Ödemiş Kaymakçı Çok Programlı Anadolu Lisesi Müdürü Ayhan Kökmen’in veli toplantısı öncesi iki öğrencisi tarafından silahla vurularak hayatını kaybettiğini ifade eden Vergili şu açıklamayı yaptı:

“ Meslektaşımızın ölümüne neden olan, tüm eleştiri ve uyarılarımıza rağmen eğitimde yaşanan sorunlara ve şiddet olaylarına seyirci kalan, öğretmenlik mesleğini itibarsızlaştıran politikalardır.

Okullarda yaşanan çeteleşme ve eğitim kurumlarının benimsenen yanlış politikalar nedeniyle şiddet yuvası haline gelmesinin bedelini bugüne kadar kimi zaman öğrenciler, kimi zaman eğitim emekçileri hayatlarını kaybederek ödemişlerdir.

Öncelikle kabul etmek gerekir ki, okullarımızın birer şiddet yuvası haline gelmesinde, öğretmenlik mesleğini rencide eden yaklaşım ve açıklamaların, her fırsatta şiddet ve nefret dilini kullanan siyasetçilerin ciddi bir katkısı ve sorumluluğu vardır. Toplum olarak hayatımızın her aşamasında evde, sokakta, iş yerlerinde sık sık karşı karşıya kaldığımız şiddet olgusu, okullarımızı da çepeçevre kuşatmış, eğitim emekçilerini şiddetin hedefi haline getirerek, ölümle sonuçlanan ağır sonuçların ortaya çıkmasına neden olmuştur.

Türkiye’nin her yerinde okullarda birbirine benzer şiddet olaylarının yaşanması, şiddetin arkasındaki nedenlerin ortaya çıkarılmasını, eğitim kurumlarında öğrenci ve öğretmenlerin can güvenliğinin sağlanmasını gerektirmektedir.

Okulda şiddetin önüne geçebilmek için öğretmen, öğrenci ve velilerin eğitimi önem kazanmaktadır. Çünkü gençliği anlama, algılama, sorunlarına çözüm üretebilmek ve bu alandaki yetenekleri açığa çıkarmak için eğitimin ne kadar önemli olduğu ortadadır. Okul içinde özel güvenlik birimleri veya okul çevresine polis yığarak sorunu kolluk kuvvetleri ile çözmek sorunu başka yerlere havale etmekten başka bir işe yaramayacaktır.

Eğitim Sen olarak, okullarda yaşanan şiddet olaylarının önüne geçebilmek için, ilgili tüm kesimleri sorumlu davranmaya çağırıyoruz. Sendikalar, eğitim örgütleri, öğrenci ve velilerle birlikte herkes, okullarda şiddeti azaltmak için üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmeli ve acilen bir eylem planı hazırlanmaldır. Bu noktada, şiddetin hiçbir biçiminin toplumda kabul görmediğinin vurgulanması önemlidir.

Eğitim emekçilerinin, öğrencilerin ve velilerin arkalarında toplumun ve eğitim örgütlerinin desteğini hissetmeye ihtiyaçları vardır. Her okulun şiddetle mücadele etmek için alınması gereken somut önlemleri, ne yapılacağını ve nasıl önleneceğini gösteren bir eylem planı olmalıdır.

Sorunun Çözümüne Yönelik Önerilerimiz
Okulda şiddet, erişkinlerin tepkisel yaşamının en açık bir şekilde görünen şekillerinden birisidir. Çocuk ve gençlerin hem şiddetin uygulayıcısı, hem de şiddetin mağduru olduğuna dikkat edilmelidir. Bu nedenle okullarda yaşanan şiddet olayları hem psikolojik, hem de sosyolojik bir sorun olarak ele alınmalıdır.

Saldırgan çocukların aileleri üzerine yapılan akademik çalışmalarda en çok dikkati çeken özelliklerden biri de babaların annelere ağır bir şekilde fiziksel şiddet uygulamalarıdır. Bu da şiddeti beslemektedir. Çocuklar şiddet uygulayan ebeveynlerini model aldıklarından dolayı, onları taklit etmektedirler. Çocuk yaşlardaki taklitler, gençlik ve yetişkinlik dönemlerinde gerçek davranışlar olarak ortaya çıkmaktadır. Bu bakımdan, aile içi şiddetin önüne geçecek mekanizmalar oluşturulmalı, aile ve çocuk eğitim kurumları geliştirilerek yaygınlaştırılmalıdır. Ayrıca davranış bozuklukları sergileyen çocuklar, psikolojik destek almalı, bu noktada devlet gerekli maddi olanakları seferber etmelidir.

Okulda şiddetin önlenebilmesi için, sorun fark edildiğinde gecikmeksizin müdahalenin yapılması gerekmektedir. Müdahalenin yöntemi önemlidir. Temel amaç sorunu anlamak ve en etkin müdahale yöntemini uygulamaktır. Korkutma, bastırma, ayıplamanın uzun vadede çözüm olmadığı bilinmektedir.

Öğrenciler arasında alkol ve uyuşturucu kullanımının yaygınlaşması da şiddet olaylarını arttırmaktadır. Zararlı alışkanlıklar öğrencilerin muhakemelerini olumsuz yönde etkilemektedir.

Okulda şiddetin önlenmesinde rehberlik uzmanlarının rolü önemlidir. Rehberlik uzmanı ile sorunlu öğrencilerin yapıcı görüşmeleri, öğrencilerin yaşam tarzlarının değişmesinde önemli bir rol oynayabilir. Rehberlik hizmetlerinin önemsenmesi ve yaygınlaştırılması şiddet sorunun çözümünde önemli bir adım olacaktır.

Erken uyarı işaretlerini bilmek ve potansiyel şiddet oluşturacak davranışları fark etmek ve bu işaretleri gösteren çocukları teşhis etmek gerekir. Bu süreçte, mutlaka krize müdahale planı yapılmalı, ani gelen travmalara karşı nasıl davranılması, şiddet davranışı karşısında neler yapılması gerektiği bu planda bulunmalıdır.

Çocuklarımızın içinde bulundukları toplumsal çevreye özen gösterilmeli, davranış bozukluğunun kökeninde toplumsal çevrenin nasıl bir rol oynandığı irdelenmelidir. İçinde bulunulan çevre suç işlemeye itiyorsa, çevre değiştirilmelidir.

Kimsesiz ve korumasız çocuklar, devlet tarafından koruma altına alınmalı ve çocuk ıslah evleri birer cezaevi olmaktan çıkarılıp eğitim ve öğretim kurumlarına dönüştürülmelidir.

Göç, planlı kentleşme ve nüfus planlamasına dönük olarak, sürekliliği olan ve sağlıklı işleyen eğitim ve bilgilendirme mekanizması oluşturulmalı, göç eden ailelerin çocuklarının yeni toplumsal çevrelerine uyum sağlamaları için gerekli psikolojik destek sağlanmalıdır.

Öğretmenlerimizin topluma yansıyan şiddet dalgasının geriletilmesinde önemli bir rolleri vardır. Bu bakımdan, okulları esir alan şiddet ve çeteleşme olgusunun önüne geçmek için eğitim-öğretim kurumlarında suç ve ceza kavramı üzerine bilgilendirici, eğitici, açıklayıcı etkinlikler düzenlenmelidir.

Okullarımızda yaşanan şiddetin son bulması için acilen gerekli adımlar atılmalı, hiç kimse şiddetin uygulayıcısı ya da hedefi haline getirilmemelidir. Bu konuda somut ve kalıcı çözümler üretilmesi ve okullarda yaşanan şiddetin önlenmesi için başta Milli Eğitim Bakanlığı olmak üzere, bütün yetkilileri acilen harekete geçmeye çağırıyoruz.

Eğitim Sen olarak, eğitim emekçilerine yönelen her türlü şiddeti kınıyor, öğrencilerinin saldırısı sonucu yaşamını yitiren, Ödemiş Kaymakçı Çok Programlı Anadolu Lisesi Müdürü Ayhan Kökmen arkadaşımızın ailesine, çalışma arkadaşlarına ve tüm eğitim camiasına başsağlığı diliyoruz.”

 

Bizi sosyal medyadan takip edin
e 2
İlyas Erbay Avatarı
İlyas Erbay
11 Haziran, 2026 09:46 tarihinde yayınlandı
Yapay Zeka
Yazıyı sesli dinle
0

BU TEZGAH CHP Yİ BİTİRİR Mİ, YOKSA BÜYÜTÜR MÜ?

CHP tarihin en büyük siyasi operasyonuyla dağılmanın eşiğine kadar geldi.
Özgür Özel’in yeni bir parti kurması durumunda; yargı müdahaleleriyle CHP’yi bölme ve ana muhalefeti zayıflatma odaklı bir siyasi operasyon yapıldığını varsayarsak, bu operasyon büyük oranda amacına ulaşmış olur.

Türkiye genelinde 81 il ve 900’den fazla ilçede örgütlenmek, binalar kiralamak, donatmak, bürokrasiyi yönetmek ve teşkilatları fonlamak çok büyük bir ekonomik kaynak ve lojistik güç gerektirir.

Muhalif seçmenin, CHP içindeki bu “çift başlılık” ve bölünme görüntüsünden dolayı sandığa küsme riskini de unutmayalım.
İmamoğlu ve Özel’in ortak hareket etmesi durumunda Türkiye genelindeki örgütlenme hızı belki katlanarak artabilir; ancak, İmamoğlu’nun CHP içinde kalmayı tercih etmesi halinde Özel’in yeni partisi dar kadrolu bir harekete dönüşme riskiyle karşı karşıya kalır. Özgür Özel her ne kadar resmi açıklamalarında ⁠”Yeni bir parti kurma durumumuz yok, Atatürk’ün partisine sahip çıkacağız” diyerek kurultay mücadelesini işaret etse de, Kılıçdaroğlu yönetiminin disiplin ve ihraç mekanizmalarını çalıştırması durumunda, bu yeni parti ve hızlı örgütlenme senaryosu kaçınılmaz bir B planı olarak şimdilik masada duruyor.

KASIM 2026 TARİHİNDE BASKIN SEÇİM RİSKİ

Kasım 2026’da olası bir baskın seçim ihtimali de var. Siyasi Partiler Kanunu uyarınca yeni bir partinin seçime katılabilmesi için illerin en az yarısında (41 ilde) seçim gününden 6 ay önce örgütlenmesini tamamlamış ve büyük kongresini yapmış olması gerekiyor. Sıfırdan bir parti kurup bu süreyi yakalamak çok büyük bir risk. Bu nedenle, Özgür Özel cephesinin sıfırdan parti kurmak yerine, mevcut ve seçime girme yeterliliği olan bir partiyi devralma stratejisine (yedek parti formülü) daha sıcak baktığını düşünüyorum.

Özgür Özel’in yeni bir parti kurması durumunda, Türkiye genelinde örgütlenme riski, teşkilat tabanının bölünmesi nedeniyle CHP için oldukça yüksektir. Ancak, yeni kurulacak parti için, yasal süre kısıtlamaları ve sıfırdan lojistik ağ kurma zorunluluğu nedeniyle operasyonel olarak da risklidir.

CHP’de 38. Olağan Kurultay’a yönelik verilen “mutlak butlan” kararı ve ⁠Kemal Kılıçdaroğlu’nun mahkeme kararıyla fiilen geri dönmesi, parti içindeki ⁠liderlik krizini en üst noktaya taşıdı. Siyasi kulislerde Özgür Özel ve ekibinin Ağustos ayında “İstiklal Partisi” adıyla yeni bir oluşuma gidebileceği ya da seçime girme yeterliliği olan hazır bir partiyi devralabileceği senaryoları da ⁠ciddi şekilde tartışılıyor.

Böyle bir senaryoda; ortaya çıkacak Türkiye geneli örgütlenme riskleri ve dinamiklerini şöyle sıralayabiliriz;

* Özgür Özel, başta ⁠Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş olmak üzere çok sayıda büyükşehir ve ilçe belediye başkanı ile yerel örgütün desteğine sahiptir. Yeni bir parti kurulması halinde, CHP’nin mevcut il ve ilçe örgütlerinin ⁠büyük bir kısmı istifa ederek Özel’in partisine geçme eğilimindedir. Bu durum, CHP’nin mevcut yerel ağını çökertebilir.

* TBMM Grubu içinde Özgür Özel’e sadık çok sayıda milletvekili var. Yeni partinin kurulmasıyla birlikte CHP meclis grubu bölünecek ve ana muhalefet partisi sıfatı ile meclisteki temsil gücü doğrudan zayıflayacaktır.

* Yeni Kurulacak Parti İçin, örgütlenme; baskın seçim olasılığını düşündüğümüzde zaman baskısı ile yetişmeyebilir. Finansal ve lojistik zorlukları da unutmayalım.

Özgür Özel, CHP’den tek başına ayrılıp geleneksel bir lider partisi kurarsa başarısı sınırlı kalabilir. Ancak Ekrem İmamoğlu’nun siyasi vizyonu ve Mansur Yavaş’ın desteğiyle “CHP’nin meşru/seçilmiş ilerici kanadı” olarak kitlesel bir harekete dönüşürse, mevcut CHP’yi geride bırakarak Türkiye’nin birinci veya ikinci büyük partisi olma başarısını yakalayabilir.

Özgür Özel ve arkadaşlarının işi gerçekten çok zor.
Toplumsal meşruiyete ve büyükşehir belediyelerinin desteğine sahip olsalar da, önlerindeki hukuki ve kurumsal barajları aşamazlarsa, CHP içindeki güçlerini kaybedebilirler. Başarılı olup olamayacaklarını, bu yargı kuşatmasına karşı geliştirecekleri siyasi strateji ve olası bir erken seçim sürecinde halk desteğini arkalarına alıp alamayacakları belirleyecektir.

İlyas Erbay