Doğdu: "Sağlık Çalışanlarının Hakları Asla Ödenemez" - Karabük Haber Postası
dogdu22
Aylin Sarıoğlu Avatarı
Aylin Sarıoğlu tarafından
16 Nisan, 2025 14:43 tarihinde yayınlandı
0
0

Doğdu: “Sağlık Çalışanlarının Hakları Asla Ödenemez”

Türk Sağlık-Sen Karabük Şube Başkanı Sadık Doğdu, Karabük’te görev yapan sağlık çalışanlarının zorlu koşullara rağmen büyük bir özveriyle hizmet verdiğini belirterek, emeğin ve fedakarlığın görmezden gelinmemesi gerektiğini vurguladı.

9 Günlük Ramazan Bayramı süresince Karabük’teki sağlık hizmetlerinin yoğunluğunu rakamlarla ortaya koyan Doğdu, “Karabük Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne yalnızca acilden 16.000 başvuru yapılmışken, yatan hasta sayısı 520’yi buldu. Safranbolu Devlet Hastanesi’nde acil başvuru sayısı 4.008, yatan hasta sayısı ise 25. 112 Acil Sağlık İstasyonları ise 1.150 vakaya müdahale etti. Yenice, Eskipazar, Eflani, Ovacık ve Diş Hastaneleri ile Sağlık Merkezlerinde görev yapan tüm mesai arkadaşlarıma minnettarım” dedi.

Sadık Doğdu, bu rakamların sağlık çalışanlarının ne denli yoğun ve fedakarca çalıştığını açıkça ortaya koyduğunu belirterek, “Bu emeğin bir karşılığı olamaz. Ancak daha iyi çalışma şartları, iyileştirilmiş ekonomik haklar ve çalışanların huzuru için gerekli adımlar ivedilikle atılmalıdır” şeklinde konuştu.

Sağlık çalışanlarının taleplerinin karşılanmasının toplumsal refah açısından önemine dikkat çeken Doğdu, “Biz inanıyoruz ki sağlık çalışanlarının meselelerine çözüm üretilir, talepleri karşılanırsa, ‘Mutlu Çalışan, Mutlu Türkiye’ idealimiz de gerçekleşecektir. Her bir sağlık çalışanımıza sonsuz teşekkür ediyoruz. İyi ki varsınız” ifadelerini kullandı.

Bizi sosyal medyadan takip edin
xa2
İlyas Erbay Avatarı
İlyas Erbay
24 Mart, 2026 10:38 tarihinde yayınlandı
0
0

PARADOKSAL BİR ŞEKİLDE DERİN BİR İLETİŞİMSİZLİK YAŞIYORUZ

İletişim çağında, dijitalleşmenin sağladığı sınırsız imkânlara rağmen, paradoksal bir şekilde derin bir iletişimsizlik yaşıyoruz. Elektronik cihazlar uzakları yakınlaştırsa da, yüz yüze iletişimi azaltarak en yakınımızdakileri (aile, dostlar) bizden uzaklaştırıyor. Bilgi akışı çok hızlı olsa da, duygusal derinlik ve gerçek etkileşim azalıyor.

Bir bayramı daha geride bıraktık. Uzakta olan Arkadaşlarımızın, dostlarımızın, akrabalarımızın bayramlarını elimizdeki telefonlarla aramak yerine bilindik cümlelerle toplu mesajlar çekerek güya kutladık.
Bazılarımıza en yakın bildiklerimizden o mesajlar da gelmedi.

İletişimin en zor olduğu çocukluk ve gençlik yıllarımızda bugünkünden çok daha güçlü iletişim kuruyorduk. O yıllarda mektup ve bayram kartları vardı. PTT bunları bir haftada adresine ulaştırırdı. Saklardık koklardık onları, defalarca okurduk. Samimiyet, sıcaklık, içtenlik kokardı o kağıt parçaları.

İnsanı değerlerimizi o kadar hızlı yitirdik ki, ne eski dostluklar kaldı, ne samimiyet ne de vefa kaldı.

Oysaki, vefa, dostluğun ve insanlık onurunun en kıymetli hazinesi, sevgiyi kalıcı kılan sadık bir bağlılıktır. Sözünde durmayı, zor günde yanında olmayı ve iyilikleri unutmamayı ifade eden vefa, vefasızın meclisinde aranmayacak kadar ağır bir yüktür.

Bizim çocukluk ve gençlik yıllarımız; Komşuluk. Arkadaşlık, Dostluk. gibi kavramların gerçekten anlam bulduğu yıllardı. Sözün senet olduğu, insanların birbirine güven duyduğu yıllardı.

Kredi kartlarımız, internetimiz, cep telefonlarımız, bilgisayarlarımız, evlerimizde kombilerimiz yoktu. Televizyonla bile çok sonra tanıştık. Fakat çok mutluyduk.
Hayallerimiz vardı, yarınlardan umutluyduk.
Ülkemiz, ailemiz ve çocuklarımızın geleceği için kaygılarımız yoktu.,…

Şarkı sözleri bile bambaşkaydı;
“Nasılda koşuşurduk bahçelerde.
Şarkı söylerdik mehtaplı gecelerde.
Sen bana, ben sana komşu evlerde…
Kök sarmaşıklar gibi sarıldık o yaz…”

“Okul yolu sensiz ölüm kadar sessiz…
Eylül’de gel okul yoluna
Konuşmadan yürüyelim.
Gireyim koluna…
Görenler dönmüş, hemde mutlu desinler.
Ağaçlar sevinçten başımıza konfeti gibi yaprak dökecekler
Yaprak dökecekler…”
Ne güzel sözler değil mi?

Şimdi öyle mi?
“Tadı yok ne baharın ne yazın.
Kalmadı tesellisi ne şarkının ne sazın…”
Yaşam artık, Muzaffer İlkan’ın bu hicaz bestesindeki gibi…
Savaşlar, depremler, afetler, ruhunu yitirmiş beton şehirler. Tüm bunlara rağmen yaşama tutunmaya çalışan insanlar…

Ne oldu bize böyle? Artık anılar da teselli etmiyor…

İlyas Erbay