Reklam
Reklam
Karabük Postası Avatarı
Karabük Postası tarafından
02 Aralık, 2021 08:24 tarihinde yayınlandı
0

Doğal afetlerin etkilerini azaltmak için hazırlanan İRAP tanıtıldı

Afetlerin olası etkilerini ortaya koyan ve bu etkileri en aza indirebilmek için afetler yaşanmadan önce yapılacak çalışmaları bir süreç dâhilinde tarif eden, sorumluları ve sorumlulukları tanımlayan, sürdürülebilir bir plan olan ‘‘İl Afet Risk Azaltma Planı (İRAP)’’ Çalıştayı Vali Fuat Gürel Bakanlığında gerçekleştirildi.

Safranbolu Belediyesi Leyla Dizdar Kültür Merkezinde, İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü koordinasyonunda düzenlenen İl Afet Risk Azaltma Planı Çalıştay’ına Vali Fuat Gürel’in yanı sıra, Vali Yardımcısı Muhammed Akın, Kaymakamlar, İl Emniyet Müdürü Sırrı Tuğ, İl Jandarma Komutanı Albay Garip Gümüş, İl Genel Meclis Başkanı Ahmet Sözen, İl Özel İdaresi Genel Sekreteri Mehmet Uzun, Belediye Başkanları, kurum müdürleri ile sivil toplum kuruluşlarının temsilciler katıldı.

Saygı duruşu ve İstiklal Marşımızın okunması ile başlayan çalıştay, Afet öncesinde ve sonrasında yapılması gerekenlerin anlatıldığı video gösterimi ile devam etti.

Çalıştay’da İl Afet ve Acil Durum Müdürü Dr. Gazanfer Erbay tarafından ortak eylem planı belirlenerek yapılacak çalışmalar doğrultusunda afetlerin neden olabileceği can ve mal kaybını en aza indirilmesi, alınan tedbir ve önlemlerle birlikte sel, deprem, kaya düşmesi, taşkın gibi doğal afetlerin önüne geçilmesi noktasında kurum ve kuruluşların yapabileceği çalışmalar hakkında Vali Fuat Gürel ve katılımcılara bilgiler verildi.

2021 Yılının İçişleri Bakanlığı tarafından Afet Eğitim Yılı olarak ilan edildiğini ifade eden Vali Fuat Gürel, “Pandemiden kaynaklı eğitimler uzaktan verildi, bundan sonra artık yüz yüze verilecek. Daha önce ki süreçte haberli ve habersiz tatbikatlarımız olmuştu, haberli tatbikatlarda başarılı geçti ama habersiz yapılan tatbikatlarda bazı eksiklerimizin olduğunu tespit ettik. Özellikle bir afet durumunda daha önceden tanımlanmış planlar çerçevesinde hangi kurumumuzun hangi çalışmaları yapacağı belirlenmiş. Bu tatbikatlar kurumlarımızın yapacakları iş ve işlemlerin görülmesi bakımından önemli tatbikatlardı. Bizim önem vermemiz gereken asıl konu bir afet olmadan  İl Afet Riski Azaltma Planına göre paydaşların bir oraya gelerek risk durumlarını inceleyerek zararın en aza indirilmesi. Bunlar aslında basit uygulamalar, özellikle inşaat yaparken Belediyelerimiz ve İl Özel İdaremiz ruhsat süreçlerinde bunlara dikkat ediyordur. Dere kenarına bir ev yapılıyorken bir müddet sonra orada sorun yaşanacağını biliriz, ama buna rağmen bazen kaçak bazen de bilinçsizce ruhsatlarla oralara binalar yapılır. Heyelan riski bulunan bölgelerde halen daha binalar yapılıyor, bir afet durumunda o bölgeyi boşaltıyoruz ama vatandaşımızı yine aynı bölgeden ayrılmıyor. Riski biliyoruz, riskin nasıl bertaraf edilmesi gerektiğini biliyoruz, önlemek adına bazı önlemleri de alıyoruz ama maalesef vatandaşımız aynı yerde hayatını devam ettiriyor. Bölgemiz deprem bölgesi, ülkemizin birçok yerini etkilediği gibi ilimizi de etkileyecek pozisyonda. Sel afetini yakın bir tarihte hem kendi bölgemizde hem de Kastamonu, Bartın ve Sinop bölgelerinde etkili oldu. Bölgemizde ayrıca çok fazla yangın yaşıyoruz, özellikle tarihi ve ahşap binalarımızın çok olmasından kaynaklı bölgemizde çok fazla yangınlar yaşanmakta. Bu konuların tekrar ele alınıp değerlendirilmesi, alınması gereken tedbirlerin planlanması gerekiyor. Özellikle Kaymakamlarımızın, Belediyelerimizin, İl Özel İdaremizin ve ilgili kurumlarımızın bu konular üzerinde yoğunlaşması, tedbirleri iyi planlaması ve bazen de çok keskin kararlar alınarak bunların uygulamaya geçirilmesi gerekir.

Bir yeri imara açtığımız zaman o yerin sorun çıkartacağını biliyoruz ama vatandaşa bazen karşı koyamamaktan kaynaklı imara açıyoruz ama bir müddet sonra orada sorun çıkıyor çok daha masraflı, maliyetli belki insan canına mal olacak bir kısım maliyetlerle orayı terk etmek zorunda kalıyoruz. Bu tür kayıpları yaşamamak için tedbirlerimizi baştan planlamak riskli olan yerleri bir an önce boşaltıp kentsel dönüşüme girmemiz, kamuya ait binalar varsa bunları kısa sürede yıkıp yerine yenilerinin planlanması gerekiyor. Dere kenarlarında maalesef halen daha binalar var bunları Devlet Su İşleri ile birlikte planlamak gerekir. Belediyelerimizin ve Özel İdaremizin dere kenarlarına yapılacak binalarla ilgili yapılaşmanın olmaması için denetimlerini sıkılaştırması gerekir. Biz kriz hususunda kötü değiliz ama riski önleme konusunda sıkı ve disiplinli davranamıyoruz. Yaz aylarında bölgemizde yaşanan afette devletimizin gücü, fedakâr arkadaşlarımızın çalışması sayesinde hızlı bir şekilde oraları ayağa kaldırdık. Ancak bu sonuçla alakalı aslolan afetin olmadan önüne geçilebilmesi. Tedbirler alınırsa zaten afet olmaz ama biz afetlerle mücadeleyi iyi öğrenmiş durumdayız ama afet öncesinde yapılacak müdahalelerde riski azaltma hususunda maalesef biraz disiplin eksikliği var diyebilirim. Kamu Kurumlarımız başta olmak üzere belediyeler, üniversitemiz, sivil toplum kuruluşlarımız, özel sektör ve bu konu ile alakalı kim varsa tedbir ve çözümü ile alakalı taşın altına elini koyması gerekiyor.

AFAD Başkanlığımız ve Müdürlüğümüz olmak üzere bu kapsamda emeği geçen bütün arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum. Önemli bir plan hazırlığı var, hazırlanan plan gerçekten önemli ve değerli. Afetlerin sonuçlarını önlemek ve etkilerini azaltmak adına elimizden gelen bütün gayretleri hep beraber göstereceğiz”diye konuştu.

İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü personeli tarafından İRAP İzleme ve Değerlendirme Yazılım Sistemi ve İRAP kapsamında yapılan çalışmalar hakkında Vali Gürel ve katılımcılara bilgilerin verilmesi ile İl Afet Risk Azaltma Planı (İRAP) Çalıştayı sona erdi.

 

Bizi sosyal medyadan takip edin
ilyaserbayyeni
İlyas Erbay Avatarı
İlyas Erbay
06 Mayıs, 2026 09:40 tarihinde yayınlandı
0

ÜLKEYİ FELAKETE SÜRÜKLEYEN BÜYÜK İHANET!

Aydın’ın Kuşadası ilçesinde, pazarda, dün, yaşlı bir üretici ile sohbet ettim. Davutlar yoluna cepheli 8 dönüm arazisinde; şeftali, mandalina, portakal ve limon üretiyor. Binbir zahmetle ürettiği meyveleri pazarda satarak geçimini sağlıyor.
“Yakın bir gelecekte, sebzeyi ve meyveyi para ile de alamayacağız. Bizden sonrakiler nasıl beslenecekler merak ediyorum” dedi. “Neden?” dedim. Örnekler vererek uzun uzun anlattı. Arkadaşları, komşuları; sebze ve meyve tarımı yaptıkları arazilerini villa karşılığı inşaat şirketlerine satmışlar. Aldıkları villaları satarak yada kiralayarak tarımdan kazandıklarından kat kat fazla gelir elde ediyorlarmış. Buna direnen bir kaç kişi kalmışlar. Arazisine müteahhitler 16 villa teklif etmişler. Bu yüzden çocuklarıyla arası açılmış. “Ben öleyim, bir gün beklemez satarlar bahçeleri” diyor. Arkadaşına bir kaç yıl önce, 10 dönüm arazisine karşılık 20 villa vermişler. “Zengin olunca ne oldum delisi oldu. Elindeki varlık bitmeyecek zannetti, har vurup harman savurdu. Şimdi elinde 2 villası kaldı. Yakındır onlarıda satması” dedi. Toprak geleceğimizdir, candır, hayattır hiç satılır mı? diye de ekledi.

Çok değil, 15-20 yıl önce Kuşadasından Güzelçamlı ya kadar yolun iki tarafı uçsuz bucaksız meyve ve sebze bahçeleri ile kapliydı. Şimdi gidin bakın, beton tarlaları göreceksiniz.

Davutlar ve Güzelçamlı bölgesinde, özellikle ana yol kenarlarındaki tarım arazilerinin yapılaşmaya açılması, bölgedeki ekolojik denge ve tarımsal üretim için ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Son gelişmeler, bu alanların geri dönülmez bir şekilde betonlaştığı yönündeki endişeleri haklı çıkarmaktadır.

Tarım arazilerinin inşaata açılması, sadece “yeşil alan kaybı” değil, bir ülkenin geleceğini tehdit eden çok boyutlu bir krizdir. Bu durumun yol açtığı başlıca büyük tehlikeler şunlardır:

1. Gıda Güvenliğinin Yok Olması; en temel tehlike, beslenme kaynağımızın kurumasıdır. Birinci sınıf tarım arazilerinin betonlaşması, tarımsal üretimi düşürür. Bu da gıda arzında azalmaya, dışa bağımlılığın artmasına ve mutfak enflasyonunun kontrol edilemez hale gelmesine neden olur.

2. Geri Dönüşü İmkansız Toprak Kaybı; 1 santimetre kalınlığında verimli toprağın oluşması için doğada yaklaşık 100 ila 1000 yıl gerekir. Üzerine beton dökülen toprak “ölü toprak” haline gelir. İnşaat yapıldıktan sonra o arazinin tekrar tarıma kazandırılması binlerce yıl sürer; yani bu kayıp kalıcıdır.

3. Yeraltı Su Kaynaklarının Kuruması; tarım arazileri, yağmur sularını emerek yeraltı su depolarını (akiferleri) besleyen doğal süngerlerdir. Betonlaşma bu emilimi engeller; su yer altına sızamaz, yüzey akışına geçer ve sele dönüşür. Bu da hem su kıtlığına hem de afetlere davetiye çıkarır.

4. Ekosistemin ve Biyoçeşitliliğin Bozulması; tarım alanları birçok canlı türüne ev sahipliği yapar. Betonlaşma; tozlaşmayı sağlayan arılardan faydalı mikroorganizmalara kadar tüm ekosistemi yok eder. Bu dengenin bozulması, tarımsal zararlıların artmasına ve doğal döngünün kopmasına neden olur.

5. Mikroklima Değişikliği ve Isı Adaları; beton ve asfalt ısıyı hapseder. Geniş tarım arazilerinin yerini binaların alması, o bölgenin yerel iklimini (mikroklima) değiştirerek sıcaklığı artırır. Bu durum hem enerji tüketimini artırır hem de kalan tarım alanlarındaki verimliliği düşürür.

6. Ekonomik Kırılganlık; kendi kendine yetemeyen bir ekonomi, küresel gıda fiyatlarındaki dalgalanmalara karşı savunmasız kalır. Çiftçinin topraktan kopup kente göç etmesi, işsizlik ve çarpık kentleşme gibi sosyal sorunları da beraberinde getirir.Özetle: Tarım arazisine yapılan her bina, gelecek nesillerin ekmeğinden ve suyundan çalınan bir bedeldir.

Yaşam kaynaklarımızı yok ediyoruz, can damarlarımızı kesiyoruz. Dünyanın en cahil toplumlarında bile böylesi bir ihanet göremezsiniz.

İlyas Erbay