Reklam
Reklam
Karabük Postası Avatarı
Karabük Postası tarafından
15 Kasım, 2021 12:41 tarihinde yayınlandı
0

DELEGENİN HÜR İRADESİ Mİ, YOKSA!!

Belediye İş Sendikası Karabük Şube Kongresi ile ilgili geçtiğimiz haftalarda başlayan delege seçimlerinde Şube Başkanlığına aday olan Rıza Taşdelen 85 delegeyi garantilerken, mevcut şube başkanı Hüseyin Doğan ise 33 delegeyi aldı. Diğer iki şube başkan adayı ise 7 delegede kaldı.

Kısa bir süre içinde yapılması beklenilen Belediye İş Sendikası Karabük Şube kongresinde delegenin yüzde 70’ini alan Rıza Taşdelen’in delege çıkamadığından dolayı tüzük çerçevesinde şimdi şube başkanlığına aday olamayacağı belirtiliyor.

Belediye İş Sendikası Karabük Şube’sinde çoğunluğun oyunu alan Taşdelen’in aday yapılıp, yapılmayacağı tartışmaları her geçen gün daha da fazlalaşırken, gözler Genel Başkan Nihat Yurdakul’a çevrildi. Hatırlanacağı gibi Belediye İş Sendikası Genel Başkanı Nihat Yurdakul, “Karabük Şubemizde de herkes aday olma hakkına sahiptir. İşçi hür iradesini ortaya koyar, biz de saygıyla karşılarız. Demokratik, tüzüğümüze ve yasalara uygun bir seçimin teminatı benim. açıklamasını yapmıştı.Genel Başkan Yurdakul, şimdi delegenin yüzde 70’ini alan Rıza Taşdelen’in şube başkan adaylığının önünü mü açacak, yoksa kapatacak mı  merak ediliyor. Rıza Taşdelen’in kongrede aday olabilmesi için delegenin beşte birinin divana önerge vermesi ve bu önergenin oylamada yarıdan çoğunluğunu alması gerektiği belirtildi.

Diğer yandan  delegenin çoğunluğunu alarak büyük bir başarıya imza atan Rıza Taşdalen konuyla ilgili yaptığı açıklamada başarıda ekip arkadaşlarının çok büyük katkısı olduğunu belirterek “ İşçi arkadaşlarımıza ben ve ekibime göstermiş olduklarını bu teveccühden dolayı çok teşekkür ediyorum. Bu delege seçimlerini ben değil biz kazandık. Delege seçimleri öncesi tüm işçilerimizi kucakladık, onları dertlerini dinledik. Onlara yapamayacağımız hiçbir sözü vermedik. İşçi arkadaşlarımız büyük ilgi ile bizleri karşıladılar. Bizleri bağrına bastılar. Yapmış olduğumuz görüşmelerimizde, toplantılarımızda hiçbir zaman ben demedim. Hep biz dedim. Çünkü biz bir aileyiz. Birlik beraberlik içinde olursak her sıkıntının üstesinden geliriz. İşçi arkadaşlarımızın sıkıntılarını ben ve ekibim çok iyi biliyorlar. Bizim bu sıkıntıları çözebileceğimize inan işçi arkadaşlarımız bizlere tam destek. Biz Hür iradenin sandığa yansımasını istiyoruz. Genel Başkanında verdiği sözün arkasında durmasını istiyoruz” dedi

Bizi sosyal medyadan takip edin
ilyaserbayyeni
İlyas Erbay Avatarı
İlyas Erbay
06 Mayıs, 2026 09:40 tarihinde yayınlandı
0

ÜLKEYİ FELAKETE SÜRÜKLEYEN BÜYÜK İHANET!

Aydın’ın Kuşadası ilçesinde, pazarda, dün, yaşlı bir üretici ile sohbet ettim. Davutlar yoluna cepheli 8 dönüm arazisinde; şeftali, mandalina, portakal ve limon üretiyor. Binbir zahmetle ürettiği meyveleri pazarda satarak geçimini sağlıyor.
“Yakın bir gelecekte, sebzeyi ve meyveyi para ile de alamayacağız. Bizden sonrakiler nasıl beslenecekler merak ediyorum” dedi. “Neden?” dedim. Örnekler vererek uzun uzun anlattı. Arkadaşları, komşuları; sebze ve meyve tarımı yaptıkları arazilerini villa karşılığı inşaat şirketlerine satmışlar. Aldıkları villaları satarak yada kiralayarak tarımdan kazandıklarından kat kat fazla gelir elde ediyorlarmış. Buna direnen bir kaç kişi kalmışlar. Arazisine müteahhitler 16 villa teklif etmişler. Bu yüzden çocuklarıyla arası açılmış. “Ben öleyim, bir gün beklemez satarlar bahçeleri” diyor. Arkadaşına bir kaç yıl önce, 10 dönüm arazisine karşılık 20 villa vermişler. “Zengin olunca ne oldum delisi oldu. Elindeki varlık bitmeyecek zannetti, har vurup harman savurdu. Şimdi elinde 2 villası kaldı. Yakındır onlarıda satması” dedi. Toprak geleceğimizdir, candır, hayattır hiç satılır mı? diye de ekledi.

Çok değil, 15-20 yıl önce Kuşadasından Güzelçamlı ya kadar yolun iki tarafı uçsuz bucaksız meyve ve sebze bahçeleri ile kapliydı. Şimdi gidin bakın, beton tarlaları göreceksiniz.

Davutlar ve Güzelçamlı bölgesinde, özellikle ana yol kenarlarındaki tarım arazilerinin yapılaşmaya açılması, bölgedeki ekolojik denge ve tarımsal üretim için ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Son gelişmeler, bu alanların geri dönülmez bir şekilde betonlaştığı yönündeki endişeleri haklı çıkarmaktadır.

Tarım arazilerinin inşaata açılması, sadece “yeşil alan kaybı” değil, bir ülkenin geleceğini tehdit eden çok boyutlu bir krizdir. Bu durumun yol açtığı başlıca büyük tehlikeler şunlardır:

1. Gıda Güvenliğinin Yok Olması; en temel tehlike, beslenme kaynağımızın kurumasıdır. Birinci sınıf tarım arazilerinin betonlaşması, tarımsal üretimi düşürür. Bu da gıda arzında azalmaya, dışa bağımlılığın artmasına ve mutfak enflasyonunun kontrol edilemez hale gelmesine neden olur.

2. Geri Dönüşü İmkansız Toprak Kaybı; 1 santimetre kalınlığında verimli toprağın oluşması için doğada yaklaşık 100 ila 1000 yıl gerekir. Üzerine beton dökülen toprak “ölü toprak” haline gelir. İnşaat yapıldıktan sonra o arazinin tekrar tarıma kazandırılması binlerce yıl sürer; yani bu kayıp kalıcıdır.

3. Yeraltı Su Kaynaklarının Kuruması; tarım arazileri, yağmur sularını emerek yeraltı su depolarını (akiferleri) besleyen doğal süngerlerdir. Betonlaşma bu emilimi engeller; su yer altına sızamaz, yüzey akışına geçer ve sele dönüşür. Bu da hem su kıtlığına hem de afetlere davetiye çıkarır.

4. Ekosistemin ve Biyoçeşitliliğin Bozulması; tarım alanları birçok canlı türüne ev sahipliği yapar. Betonlaşma; tozlaşmayı sağlayan arılardan faydalı mikroorganizmalara kadar tüm ekosistemi yok eder. Bu dengenin bozulması, tarımsal zararlıların artmasına ve doğal döngünün kopmasına neden olur.

5. Mikroklima Değişikliği ve Isı Adaları; beton ve asfalt ısıyı hapseder. Geniş tarım arazilerinin yerini binaların alması, o bölgenin yerel iklimini (mikroklima) değiştirerek sıcaklığı artırır. Bu durum hem enerji tüketimini artırır hem de kalan tarım alanlarındaki verimliliği düşürür.

6. Ekonomik Kırılganlık; kendi kendine yetemeyen bir ekonomi, küresel gıda fiyatlarındaki dalgalanmalara karşı savunmasız kalır. Çiftçinin topraktan kopup kente göç etmesi, işsizlik ve çarpık kentleşme gibi sosyal sorunları da beraberinde getirir.Özetle: Tarım arazisine yapılan her bina, gelecek nesillerin ekmeğinden ve suyundan çalınan bir bedeldir.

Yaşam kaynaklarımızı yok ediyoruz, can damarlarımızı kesiyoruz. Dünyanın en cahil toplumlarında bile böylesi bir ihanet göremezsiniz.

İlyas Erbay