Cumhurbaşkanı Erdoğan: 'Affedersiniz 5 koyunu güdemeyecek olanlara bu vatan teslim edilebilir mi?' - Karabük Haber Postası
Karabük Postası Avatarı
Karabük Postası tarafından
16 Nisan, 2023 15:43 tarihinde yayınlandı
0
0

Cumhurbaşkanı Erdoğan: ‘Affedersiniz 5 koyunu güdemeyecek olanlara bu vatan teslim edilebilir mi?’

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Millet İttifakı’nı eleştirerek “Ne yaptılar bunlar? 7’li bir masa kurdular. Kumar masası. Yetmedi, PKK’sından, FETÖ’süne tüm terör örgütleriyle anlaştılar. O da yetmedi. Emperyalistlerin, tefecilerin desteğini aldılar. Dikkat ederseniz, bu koalisyonda her şey var ama milletin kendisi yok.” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Şehir Hastanesi’nin açılışı için Kocaeli’ne geldi. Açılışta Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, DSP Genel Başkanı Önder Aksasal, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, AK Parti Genel Başkanvekili Binali Yıldırım, Kocaeli milletvekilleri ve adayları, ilçelerin belediye başkanları, Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın, Kocaeli Valisi Seddar Yavuz ile çok sayıda kalabalık eşlik etti.

“Artık hastalarınızı Cleveland’a göndermeyin. İşte Cleveland burada”

Kocaeli Şehir Hastanesi ile ilgili bilgi veren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Bin 218 yatağıyla, deprem izolatörlü modern inşaatıyla, her türlü imkana sahip birimleriyle, iftihar ediyorum. Rabbime hamd olsun, bize böyle bir hastaneyi, Kocaeli’ye de yapmamızı nasip etti. Ben buradan ülkemizin parası olanlarına sesleniyorum; artık hastalarınızı Cleveland’a göndermeyin. İşte Cleveland burada. Doktorsa elhamdülillah doktorlarımız da onlardan geri değil. Moderniteyse burada, hasta bakıcıyla, bütün elemanlarıyla muhteşem bir hastane. İnşallah ülkemizin büyükşehirlerini bunun gibi şehir hastaneleriyle donatıyoruz. Sırada İzmir var. İzmir’i de inşallah bayram öncesi yetiştirmeye çalışacağız” diye konuştu.

“Hatay’da inşaata başladığımız hastanenin temelinden bir fotoğraf karesiyle, kendi aklınca, bizi ters köşe yapmak isteyen kendini bilmez vardı”

İstanbul Çam Sakura’nın muhteşem bir hastane olduğunu hatırlatan Erdoğan, “45 günde covidin olduğu dönemde, Atatürk Havalimanı’na Murat Dilmener Hastanesi’ni yaptık. Pakize Öz Hastanesi’ni 45 günde yaptık. Niye? Benim insanıma bu yakışır da onun için. Türkiye’yi sağlık alanında sadece kendi vatandaşına hizmet etmekle kalmayıp, küresel cazibe merkezi haline dönüştürmekte kararlıyız. Bugün dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın, vatandaşlarımız sağlık hizmetleri için, ülkesini tercih ediyor. Yabancıların ülkemize olan ilgisi giderek artıyor. Sağlık alanında kurduğumuz örnek altyapının, yaptığımız sistem reformunun, halen güçlendirmeye sürdürdüğümüz insan gücünün kıymetini milletimiz gayet iyi biliyor. Buna karşılık, muhalefet her gün yeni bir yalan, iftira ila bu eserlere saldırmayı sürdürüyor. Geçtiğimiz haftalarda Hatay’da inşaata başladığımız hastanenin temelinden bir fotoğraf karesiyle, kendi aklınca, bizi ters köşe yapmak isteyen kendini bilmez vardı. İşte o hastane var ya, inşallah 1.5 ay içinde hizmete girecek. Bakalım dalgasını geçtikleri temelin üzerinde yükselen hastane açıldığında, bunu yapanlar, çıkıp milletimizden özür dileme onurunu gösterebilecek mi? Biliyorsunuz CHP Genel Başkanının kariyerinin önemli bir bölümü de şehir hastaneleriyle uğraşmakla geçti. Salgın ve deprem dönemlerinde bu hastanelerin ne kadar hayati öneme sahip olduğunu hep beraber gördük” şeklinde konuştu.

“Biz bu köhne düzeni değiştirdik”

Türkiye’nin asrın felaketi 6 Şubat depreminin yükünün altından devletinin gücü, kurumlarının kapasitesi, insanlarının fedakârlığı sayesinde ayağa kalktığını ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Sanıyorlar ki, bu işler kendi kendine oluyor, kendi kendine yürüyor. Türkiye’nin 21 yılda elde ettiği demokrasi ve kalkınma kazanımlarına bakarak, esip gürlüyorlar. Hâlbuki bu ülkede eser bırakmak, hizmet etmek öyle bir baba yiğidin harcı değildir. Şayet öyle olsaydı, bizden önceki 10 yıllar boyunca Türkiye eser ve hizmet hasreti çekmezdi. Geçtiğimiz 20 yıla sığdırdığımız asırlık yatırımlar, daha öncesinden yapılsaydı bugün Türkiye bambaşka yerlerde olurdu. Biz bu köhne düzeni değiştirdik. Milletimizin emanetini yere düşürmemek, mazlumların umutlarını diri tutmak için 21 yıldır her gün işte bu mücadeleyi verdik. Unutmayın, kaderin üstündeki kadere olan imanımızla, önümüze çıkan hiçbir engele, kurulan hiçbir tuzağa, maruz kaldığımız hiçbir saldırıya aldırmadan yürüdük. Ne diyor şair; ‘Yürüyeceksin, millet yürüyecek arkandan. Sana selam getirdim Ulubatlı Hasan’dan’ Bu hedefle gözümüzü hedeflerimizden bir an bile ayırmadık” ifadelerini kullandı.

“7’li bir masa kurdular. Kumar masası. Yetmedi, PKK’sından, FETÖ’süne tüm terör örgütleriyle anlaştılar”

Altılı masaya yüklenen Erdoğan, “Ne yaptılar bunlar? 7’li bir masa kurdular. Kumar masası. Yetmedi, PKK’sından, FETÖ’süne tüm terör örgütleriyle anlaştılar. O da yetmedi. Emperyalistlerin, tefecilerin desteğini aldılar. Dikkat ederseniz, bu koalisyonda her şey var ama milletin kendisi yok. Vizyon zaten yok, program deseniz bunların aklı o kadarına zaten ermez. Proje diye ortaya koydukları şeylerin yarısı yalan, yarısı yanlış konular, bir kısmı da bizim zaten yaptığımız işler. Bunların yaptığı bir şey yok. Ne eğitimde, ne sağlıkta, ne adalette, ne emniyette, ne ulaşımda, ne tarımda, ne diplomaside, ne uluslararası münasebetlerle bunların yaptığı bir şey yok. Dolayısıyla bunların ülkeye ve millete herhangi bir vaatleri bulunmuyor. Tek yapacakları iş, ortaklarının altlarına birer cumhurbaşkanlığı yardımcılığı koltuğu çekmek. Mavi boncuk dağıttıkları herkese bakanlık vermek, kamudan atılan teröristleri yeniden devlete doldurmak, hazineyi tamtakır edip, ülkeyi yeniden işçi, memur ve emekli maaşı ödeyemez hale getirmek. Bunlar geçmişte bunu yaptılar, hatırlayın. Bunları ödeyebilmek için Türkiye’yi tekrar, eski hazinenin başındakiyle beraber, şuanda bir sözcüleri var ya, birlikte otelde kapalı kapılar arasında IMF ile görüştüler. Biz ne yaptık? Şuanda bu masanın etrafında olanlardan bir tanesi benim bir zamanlar bakanımdı. Hatırlıyorsunuz değil mi? Davos’ta oturduk, IMF’nin başındakiyle konuluyoruz. O şimdi 6’lı masanın etrafında olan kişi de o zaman benim bakanım. Ah ah. Dedim ki ben IMF’nın başındaki o zata, ‘İkide bir Türkiye’ye adamlar gönderiyorsunuz. Türkiye’yi ben yönetiyorum, siz değil. Siz taksitlerimizi almaya geliyor musunuz? Geliyorsunuz, taksiti alıyor musunuz, alıyorsunuz’ 2013’e kadar devam ettik. 2013’de bu ödemeyi bitirdik ve IMF’yi Türkiye’den defettik. CHP’ye sorarsan ne diyor? “IMF ile oturup konuşmak lazım” Ya o sizin işiniz. Rabbim zaten size o fırsatı vermeyecek de. Biz IMF ile değil, biz kendi kendimize yeteriz. 23 buçuk milyar dolar olan IMF borcunu 2013’de sıfırladık, biti. O zaman Merkez Bankamızın rezervi de 27 buçuk milyar dolardı. Şimdi hamd olsun 100 milyar doların üzerine Merkez Bankası’nın rezervi çıktı. Gümbür gümbür gidiyoruz. Başbakanlığım döneminde bir ara Merkez Bankası’nın rezervi 135 milyar doların üzerine çıkmıştı. Şimdi yine onu yakalayacağız. Hiç endişeniz olmasın. Yaparsa Cumhur İttifakı yapar. Hiç endişe etmeyin. Yaptıkları yatırımlar ve sağladıkları istihdamla ülkenin büyümesine katkıda sunanları bunlar huzursuz ederler. Evet Bay Bay Kemal’in cumhurbaşkanlığında yapacakları işte bunlardan ibaret. Çıkıp buna itiraz edecekler. Oysa bunların hepsi de kendilerinin söylediği işler” dedi.

“Selo’yu çıkaracaklarmış”

“10-11 tane büyükşehir belediyeleriniz var. Acaba onlar ne yapıyorlar?” yorumunda bulunan Erdoğan, “Yaptıkları bir şey var mı? İstanbul’da yaptıkları bir şey var mı? Ankara’da yaptıkları bir şey var mı? İzmir’de yaptıkları bir şey var mı? Yok, yapamazlar. Yaparsa Cumhur İttifakı yapar. Şimdi bunlar bir şey yapıyorlar. Nedir o? ‘Her ortağa bir cumhurbaşkanı yardımcılığı vereceğiz’ diye kendileri söylemedi mi? Daha şimdiden her gittiği yerde bakanlık dağıtmaya kendisi başlamadı mı? FETÖ’cülere, PKK’cılara, ‘Sizi devlete geri alacağız’ diye kendileri söz vermedi mi? Selo’yu çıkaracaklarmış, çocuk katilini çıkaracaklarmış. Kardeşlerim, benim milletim bu çocuk katilini dışarı çıkarma sözü verenlerle beraber olur mu? Bu Selo ile berabere olur mu? Onun için 14 Mayıs’a kaldı 28 gün. Durmak yok” diye konuştu.

“Bay Bay Kemal ‘300 milyar dolar getireceğim’ diyerek ülkeyi tefecilere kendisi pazarlamıyor mu?”

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, ‘300 milyar dolar getireceğim’ vaadini eleştiren Erdoğan, “Bay Bay Kemal ‘300 milyar dolar getireceğim’ diyerek ülkeyi tefecilere kendisi pazarlamıyor mu? Ya sen devlet yönetmek nedir bilmezsin, anlamazsın ya. Kim sana bu sözü veriyor? Sen hangi makamdasın da şuanda tefeciler sana böyle bir parayı vereceğinin sözünü veriyor. Dünyada böyle bir şey var mı? Ya biz devlet yönetiyoruz, devlet. 20 yıldır elhamdülillah bu devleti yönettik yönetiyoruz. Ya sen bakkal dükkanı bile yönetmedin. Bu tefeciler 2 gün sonra alacakları için devletin gelirlerine el koyunca işçi, memur ve emekli maaşlarını kim ödeyecek. Geçmişte öyle olmadı mı? Memurların maaşlarını ödeyemez hale gelmediler mi? Yatırımcılar köşelerine çekildiğinde, yeni teknoloji ve üretim tesislerini kim kuracak. Oralarda çalışmak için sabırsızlanan gençlerimize istihdamı kim sağlayacak? Bu listeyi uzatmak mümkün ama mesele 14 Mayıs’ta milletimizin hangi siyaset dilini, hangi siyasetçi modelini tercih edeceğidir. Bir yanda bizim eser ve hizmet siyasetimiz var. Diğer yanda Bay Bay Kemal’in yalan, iftira ve yıkım siyaseti var” şeklinde konuştu.
Konuşmaların ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve protokoldekiler açılış kurdelesini birlikte kesti. (İHA)

Bizi sosyal medyadan takip edin
swwsws
İlyas Erbay Avatarı
İlyas Erbay
23 Nisan, 2026 10:40 tarihinde yayınlandı
0
0

RTÜK GÖREVİNİN GEREĞİNİ YAPIYOR MU ?

Televizyon kanallarında yayınlanan bazı diziler ve gündüz kuşağı programları; çarpık ilişkiler, şiddet ve ahlaki erozyona yol açan sahnelerle toplumsal yapıyı tehdit ediyor.
Bu içeriklerin meşrulaştırılması, özellikle çocukların ve gençlerin değerlerinden kopmasına sebep oluyor.
Sanırım toplum olarak bu konuda hemfikiriz.

Bir şeyleri düzeltmek istiyorsak işe buradan başlayabiliriz. Zira TV ler ve telefonlar yoluyla ulaştığımız kontrolsüz ve denetimsiz yayınlar, toplum sağlığını ve ahlaki yapıyı ciddi şekilde tehdit ediyor.

Tehlikenin farkında olan sağduyulu vatandaşlardan RTÜK’e yoğun şikâyetler gittiğini biliyoruz. Buna rağmen bu tür yayınlar devam ediyor.

Ahlaksızlığı özendirdiği için şikayet konusu olan yayınları,
* Toplumsal değerlerin yozlaşması, iffetsizliği sıradanlaştıran ve meşrulaştıran, aile yapısını zayıflatan diziler.
* Toplumun manevi yapısını bozan, şiddet ve suç temalarını işleyen programlar.
* İnanç ve ahlak değerleri hedef alarak, İslam’ı sembolize eden kişileri “kötü karakter” olarak gösteren programlar olarak sıralayabiliriz.

Toplumda, bu tür içeriklere karşı RTÜK’ün yetersiz kaldığı, nadiren ceza uyguladığı görüşü hakim.
Şiddet sahneleri içeren dizilerin genç izleyiciler üzerindeki olumsuz etkileri tartışılmaz bir gerçek.
Bu yapımlara dair eleştiriler, öz değerlerden kopuşu ve aile yapısının dinamitlenmesini gerekçe göstermektedir. En tehlikelisi de, genç kuşakların dizi karakterlerini rol model alarak şiddete özenmesidir.

RTÜK NE İÇİN VAR?
RTÜK ÜYELERİ TV İZLEMİYOR MU?

RTÜK (Radyo ve Televizyon Üst Kurulu) Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilen 9 üyeden oluşuyor. RTÜK Türkiye’deki radyo, televizyon ve isteğe bağlı yayın hizmetlerini (internet platformları dahil) düzenlemek ve denetlemek amacıyla kurulmuş, idari ve mali özerkliğe sahip tarafsız(!) bir kamu kurumudur.

Kurumun temel varlık nedenleri ve görevleri şunlardır:
Yayın Denetimi: Yayınların kanunlara ve toplumsal değerlere uygunluğunu kontrol eder.
Medya kuruluşlarının yayın yapabilmesi için gerekli olan yayın izin ve lisanslarını tahsis eder.
BURAYA DİKKAT !
Çocukların ve gençlerin gelişimini olumsuz etkileyebilecek içeriklere karşı koruyucu tedbirler (akıllı işaretler gibi) alır.
Yayın ilkelerine aykırı hareket eden kuruluşlara uyarı, para cezası veya program durdurma gibi cezalar verir.
Toplumu ve kamu düzenini koruma gerekçesiyle kritik durumlarda yayın yasağı kararları alabilir veya duyurabilir.

RTÜK’ü tek sorumlu olarak göremeyiz. Toplumda şiddetin artması, insanların birbirine olan saygısının azalması, tabiiki tek bir nedene bağlı değil. Bu, toplumsal, teknolojik ve psikolojik birçok faktörün birleşimiyle ortaya çıkan karmaşık bir durumdur.
* Teknoloji, insanları ekranlara bağlarken gerçek dünyadaki etkileşimlerini kısıtlıyor. Sosyal medyada anonim kimliklerin arkasına sığınan bireyler, daha sabırsız ve saygısız davranışlar sergileyebiliyor.
* Temel nezaket kurallarının ve görgü kurallarının zamanla unutulması, saygısız davranışların artmasına neden olabiliyor.
* Ekonomik zorluklar, bireylerin stres seviyesini artırarak birbirlerine karşı tahammülsüz ve saygısız davranmalarına yol açabiliyor.
* İnsanların birbirine güvenmemesi, iyi niyetin azalması ve empati kurma yeteneğinin zayıflaması saygıyı azaltan önemli faktörlerdendir.
* Kendine saygısı olmayan bireyler, iç dünyalarındaki huzursuzluğu ve öfkeyi çevrelerine yansıtarak başkalarına saygı duymakta zorlanabiliyor.
* Bireysel farklılıkları (inanç, düşünce, yaşam tarzı) kabul etme konusundaki eksiklikler, toplumsal huzuru bozuyor ve çatışmayı artırıyor.

Saygının yok olması, toplumda birlik ve beraberliği sağlayan manevi değerlerin kaybolmasına, nesiller arası çatışmalara ve insanların birbirini ezdikleri, huzursuz bir ortama yol açıyor.

Toplum ahlakını yeniden tesis etmek, bireysel bilinçlenmeden kurumsal yapıların iyileştirilmesine kadar uzanan çok boyutlu bir süreçtir.

Ahlakın temeli ailede atılır. Çocuklara küçük yaşta sorumluluk bilinci, haya ve adalet duygusu aşılanmalıdır.
Kitle iletişim araçlarının yozlaştırıcı etkilerine karşı farkındalık oluşturulmalı ve kamu yayıncılığında ahlaki değerler ön plana çıkarılmalıdır.

Zordur yitirileni yerine koymak.
İşimiz hiç kolay değil.

İlyas Erbay