Reklam
Reklam
Ihlas Haber Ajansı Avatarı
Ihlas Haber Ajansı tarafından
07 Ekim, 2023 00:00 tarihinde yayınlandı
0

“Çocukların ilgi ve yeteneklerini belirlemek, psikolojik danışmanların uzmanlık alanı”

Uğur Okulları Düzce Kampüsü, 30 Eylül Ulusal Psikolojik Danışmanlar Günü’nün bu yılki kutlamasına ev sahipliği yaptı.

Kutlamaya Düzce Milli Eğitim Müdürü Tamer Kırbaç, Şube Müdürü Mehmet Özgüngör, Rehberlik Araştırma Merkezi Müdürü Dilek Kar, Düzce Üniversitesi PDR Anabilim Dalı öğretim üyeleri ve Düzce’de görev yapan psikolojik danışmanlar katıldı. Düzce Milli Eğitim Müdürü Tamer Kırbaç, “Psikolojik danışmanlığın ne kadar kıymetli olduğunu, süreç içerisinde ne kadar önemli bir yer tuttuğunu biliyoruz” diyerek sözlerine başladı. Kırbaş, “Aramızda göreve yeni başlayan psikolojik danışmanlar da var. Farklı okul, farklı yaş gruplarıyla çalışıyor olsanız da birbirinizden kazanım elde edecek olmanız çok kıymetli. Bilinçli, planlı, programlı yapılan çalışmaların kendiliğinden oluşuverdiğini söylemek mümkün değil. Çocukların ilgi ve yeteneklerini tespit edip becerilerin geliştirilmesi için düzenek oluşturmak, öncülük etmek sizlerin uzmanlık alanı” dedi.

“Her çocuk eşsizdir”

Uğur Okulları Düzce Kampüsü Kurucusu Gökhan Sarıgül, 1968’den beri hoşgörülü, eğitimin ve öğretimin erdemine inanan bir yapı olan Uğur Okulları’nda, Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik birimi tarafından “Her çocuk eşsizdir” anlayışının benimsendiğini belirterek Kişiye Özgü Çözüm Odaklı ve Proaktif Rehberlik yaklaşımıyla çalıştıklarını söyledi. Sarıgül, “Psikolojik danışmanlarımızı yılın tek günü anımsamıyoruz. Onlar, eğitim ve öğretim içinde önemli bir role sahip ve bizler için çok değerli. Bu tür etkinlikler yalnızca bir günle sınırlı kalmamalı. Eğitim ve öğretimle ilgili her konuda bir araya gelmeliyiz” diye konuştu.

Bizi sosyal medyadan takip edin
xa 1
İlyas Erbay Avatarı
İlyas Erbay tarafından
07 Mayıs, 2026 14:51 tarihinde yayınlandı
0

MÜJDE, ULTRA ZENGİN SAYIMIZ 4208 OLMUŞ !

Türkiye’de gelir dağılımı adaletsizliği, son yıllarda belirgin bir şekilde derinleşmiş durumda. Güncel verilere göre Türkiye, Avrupa’da gelir eşitsizliğinin en yüksek olduğu ülke konumunda. En yüksek gelire sahip %20’lik grup, toplam gelirin yaklaşık %48’ini alırken; en düşük gelire sahip %20’lik kesim toplam gelirden yalnızca %6,4 pay alabilmekte. En zengin %10’luk kesimin geliri, en yoksul %10’luk kesimin gelirinden yaklaşık 15 kat daha fazla. Gelir dağılımı eşitliğini ölçen Gini katsayısı Türkiye’de 0,461 seviyesinde. Avrupa Birliği ortalaması 0,29

ULTRA ZENGİN SAYIMIZ SON 5 YILDA %93.5 ARTMIŞ

İngiliz gayrimenkul danışmanlık şirketi Knight Frank’ın The Wealth Report 2026 verilerine göre Türkiye’de 30 milyon dolar üzeri servete sahip kişi sayısı son 5 yılda %93.5 artmış.2174 ten 4208’e çıkmış. Milyarder sayımızın aynı dönemde 35 ten 46 ya çıkacağı öngörülüyor.
Milyonlarca insan açlık ve yoksulluk mücadele ederken, milyarderlerimizin sayısı hızla artıyor.

GELİR DAĞILIMI ADALETSİZLİĞİNİ ÖNLEME ÇABALARI YETERSİZ

Dünya Bankası verilerine göre Türkiye, gelir eşitsizliği bakımından 130 ülke arasında 28. sırada yer alarak birçok gelişmekte olan ülkeden daha kötü bir tablo sergiliyor. Bu adaletsizlik, orta sınıfın zayıflamasına ve halkın büyük bir kesiminin ( yaklaşık her 10 kişiden 6’sı ) borçlu bir şekilde yaşamını sürdürmesine neden olan sosyoekonomik bir krizin temel taşlarından biridir.

Gelir dağılımdaki adaletsizliği önlemek için devletler tarafından uygulanan en temel yöntem, maliye politikası araçlarını kullanarak geliri piyasada oluştuğu halinden (birincil dağılım) daha adil bir seviyeye (ikincil dağılım) taşımaktır.
Bu adaletsizliği önlemek için kullanılan başlıca stratejiler şunlardır:

– Yüksek gelir gruplarından daha yüksek oranda vergi alınarak, toplanan kaynağın alt gelir gruplarına aktarılmasıdır.

– Düşük gelirliler üzerindeki vergi yükünü azaltmak amacıyla asgari ücretten vergi alınmaması veya temel gıdada vergi indirimleri yapılmasıdır.

– Gelirin ötesinde, birikmiş servet üzerinden alınan vergilerle servet yoğunlaşmasının önlenmesi hedeflenir.

– Yoksulluk sınırı altındaki ailelere yönelik doğrudan nakdi transferler ve sosyal güvenlik ödemeleridir.

– Sağlık, eğitim ve barınma gibi temel hizmetlerin devlet tarafından ücretsiz veya sübvansiyonlu sunulması, alt gelir gruplarının harcamalarını azaltarak dolaylı gelir artışı sağlar.

– Asgari ücretin yaşam standartlarını karşılayacak düzeyde belirlenmesi, Gini katsayısını (eşitsizlik ölçütü) düşüren doğrudan bir araçtır.

– Eğitim ve mesleki eğitim politikalarıyla düşük nitelikli işgücünün verimliliği artırılarak daha yüksek ücret alabilmeleri sağlanır.

– İşsizliğin azaltılması, hanehalkı gelirlerini doğrudan artırarak eşitsizliği azaltan en kritik faktörlerden biridir.

– Vergi kaçakçılığının önlenmesi ve çalışanların sosyal güvenlik şemsiyesi altına alınması gelir dağılımını iyileştirir.

– Eğitim ve sağlığa erişimde adaletin sağlanması, bireylerin ekonomik basamakları tırmanma şansını (sosyal mobilite) artırır.

Bu konularda bir takım çalışmalar olsa da gelir dağılımı adaletsizliğini önlemede son derece yeteresiz.

Ne yazık ki, yoksulla zengin arasındaki makas her geçen gün daha da açılıyor.
24 yılın sonunda geldiğimiz durumun özeti budur.

İlyas Erbay

Bizi sosyal medyadan takip edin