Reklam
Reklam
Karabük Postası Avatarı
Karabük Postası tarafından
01 Şubat, 2018 14:36 tarihinde yayınlandı
0

Çelik-İş Sendikası büyümeye devam ediyor

Son 1 yılda 7 binden fazla metal işçisi Çelik-İş Sendikasına katıldı
Son yıllarda imzaladığı toplu iş sözleşmeleriyle ve hayata geçirdiği projelerle metal işçilerinin dikkatini çeken Hak-İş Konfederasyonuna bağlı Çelik-İş Sendikası, son 1 yılda rekor bir büyüme gerçekleştirdi.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, 2018 yılı Ocak ayı istatistiklerini yayınladı.
Buna göre metal sektöründe faaliyet gösteren Çelik-İş Sendikası, Türkiye’de yüzde 5,5 olan sendikalaşma oranının üzerinde büyüyerek, son 6 aylık dönemde yüzde 6,5’lik bir artışla üye sayısını 44 bin 149’a ulaştırdı. Temmuz 2017’de açıklanan istatistiklere kıyasla Çelik-İş üye sayısı son 6 aylık dönemde 2 bin 658 artırmış oldu.
Ayrıca 2017 Ocak ayında 36 bin 848 olan Çelik-İş’in üye sayısının Ocak 2018’de 44 bin 149 olarak açıklanmasıyla, son 1 yılda Çelik-İş’e katılan metal işçisinin sayısı 7 bin 301 olarak gerçekleşti. Böylelikle aynı dönemde Çelik-İş’in büyüme oranı yüzde 19,8’i buldu.

Çelik-İş’in büyümesine ilişkin olarak değerlendirmelerde bulunan Çelik-İş Sendikasının Genel Başkanı Yunus Değirmenci, “Son 1 yılda 7 binden fazla emekçi kardeşim Çelik-İş’i tercih ederek, bizlere karşı duymuş oldukları güveni ve samimiyeti göstermişlerdir. Bu güveni boşa çıkarmamak bizim boynumuzun borcudur. Tüm üyelerimizin huzur ve refah içinde yaşaması için mücadelemizi yılmadan usanmadan sürdüreceğiz” dedi.

“BU ARTIŞ DOĞRU YOLDA OLDUĞUMUZU GÖSTERMİŞTİR”

“Bu artış, Çelik-İş olarak, doğru yolda olduğumuzu bizlere bir kez daha göstermiştir” diyen Değirmenci, “Kazanımlarla dolu, ardı ardına imzaladığımız toplu iş sözleşmelerin, hayata geçirdiğimiz projelerin, sürekli sahada üyelerimizle bir arada olmamızın, üyelerimizin yanı sıra ülkemizin menfaatlerini de önceliyor olmamızın, bu büyümeyi kendiliğinden getirdiğine inanıyorum. Çelik-İş artık 50 binleri konuşmaya başlamıştır. Metal sektöründe çalışan yüzbinlerce sendikasız emekçi kardeşimizin Sendikamızın çatısı altında ekmek kavgasını vermesi için mücadelemizi kararlılıkla devam ettireceğiz” diye konuştu.

Bizi sosyal medyadan takip edin
ilyaserbayyeni
İlyas Erbay Avatarı
İlyas Erbay
06 Mayıs, 2026 09:40 tarihinde yayınlandı
0

ÜLKEYİ FELAKETE SÜRÜKLEYEN BÜYÜK İHANET!

Aydın’ın Kuşadası ilçesinde, pazarda, dün, yaşlı bir üretici ile sohbet ettim. Davutlar yoluna cepheli 8 dönüm arazisinde; şeftali, mandalina, portakal ve limon üretiyor. Binbir zahmetle ürettiği meyveleri pazarda satarak geçimini sağlıyor.
“Yakın bir gelecekte, sebzeyi ve meyveyi para ile de alamayacağız. Bizden sonrakiler nasıl beslenecekler merak ediyorum” dedi. “Neden?” dedim. Örnekler vererek uzun uzun anlattı. Arkadaşları, komşuları; sebze ve meyve tarımı yaptıkları arazilerini villa karşılığı inşaat şirketlerine satmışlar. Aldıkları villaları satarak yada kiralayarak tarımdan kazandıklarından kat kat fazla gelir elde ediyorlarmış. Buna direnen bir kaç kişi kalmışlar. Arazisine müteahhitler 16 villa teklif etmişler. Bu yüzden çocuklarıyla arası açılmış. “Ben öleyim, bir gün beklemez satarlar bahçeleri” diyor. Arkadaşına bir kaç yıl önce, 10 dönüm arazisine karşılık 20 villa vermişler. “Zengin olunca ne oldum delisi oldu. Elindeki varlık bitmeyecek zannetti, har vurup harman savurdu. Şimdi elinde 2 villası kaldı. Yakındır onlarıda satması” dedi. Toprak geleceğimizdir, candır, hayattır hiç satılır mı? diye de ekledi.

Çok değil, 15-20 yıl önce Kuşadasından Güzelçamlı ya kadar yolun iki tarafı uçsuz bucaksız meyve ve sebze bahçeleri ile kapliydı. Şimdi gidin bakın, beton tarlaları göreceksiniz.

Davutlar ve Güzelçamlı bölgesinde, özellikle ana yol kenarlarındaki tarım arazilerinin yapılaşmaya açılması, bölgedeki ekolojik denge ve tarımsal üretim için ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Son gelişmeler, bu alanların geri dönülmez bir şekilde betonlaştığı yönündeki endişeleri haklı çıkarmaktadır.

Tarım arazilerinin inşaata açılması, sadece “yeşil alan kaybı” değil, bir ülkenin geleceğini tehdit eden çok boyutlu bir krizdir. Bu durumun yol açtığı başlıca büyük tehlikeler şunlardır:

1. Gıda Güvenliğinin Yok Olması; en temel tehlike, beslenme kaynağımızın kurumasıdır. Birinci sınıf tarım arazilerinin betonlaşması, tarımsal üretimi düşürür. Bu da gıda arzında azalmaya, dışa bağımlılığın artmasına ve mutfak enflasyonunun kontrol edilemez hale gelmesine neden olur.

2. Geri Dönüşü İmkansız Toprak Kaybı; 1 santimetre kalınlığında verimli toprağın oluşması için doğada yaklaşık 100 ila 1000 yıl gerekir. Üzerine beton dökülen toprak “ölü toprak” haline gelir. İnşaat yapıldıktan sonra o arazinin tekrar tarıma kazandırılması binlerce yıl sürer; yani bu kayıp kalıcıdır.

3. Yeraltı Su Kaynaklarının Kuruması; tarım arazileri, yağmur sularını emerek yeraltı su depolarını (akiferleri) besleyen doğal süngerlerdir. Betonlaşma bu emilimi engeller; su yer altına sızamaz, yüzey akışına geçer ve sele dönüşür. Bu da hem su kıtlığına hem de afetlere davetiye çıkarır.

4. Ekosistemin ve Biyoçeşitliliğin Bozulması; tarım alanları birçok canlı türüne ev sahipliği yapar. Betonlaşma; tozlaşmayı sağlayan arılardan faydalı mikroorganizmalara kadar tüm ekosistemi yok eder. Bu dengenin bozulması, tarımsal zararlıların artmasına ve doğal döngünün kopmasına neden olur.

5. Mikroklima Değişikliği ve Isı Adaları; beton ve asfalt ısıyı hapseder. Geniş tarım arazilerinin yerini binaların alması, o bölgenin yerel iklimini (mikroklima) değiştirerek sıcaklığı artırır. Bu durum hem enerji tüketimini artırır hem de kalan tarım alanlarındaki verimliliği düşürür.

6. Ekonomik Kırılganlık; kendi kendine yetemeyen bir ekonomi, küresel gıda fiyatlarındaki dalgalanmalara karşı savunmasız kalır. Çiftçinin topraktan kopup kente göç etmesi, işsizlik ve çarpık kentleşme gibi sosyal sorunları da beraberinde getirir.Özetle: Tarım arazisine yapılan her bina, gelecek nesillerin ekmeğinden ve suyundan çalınan bir bedeldir.

Yaşam kaynaklarımızı yok ediyoruz, can damarlarımızı kesiyoruz. Dünyanın en cahil toplumlarında bile böylesi bir ihanet göremezsiniz.

İlyas Erbay