Reklam
Reklam
Karabük Postası Avatarı
Karabük Postası tarafından
31 Temmuz, 2023 11:14 tarihinde yayınlandı
0

Bina yıkımında ’asbest’ uyarısı

Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından hasarlı olan binaların yıkılmaya başlanması ile birlikte asbest ve akciğer hastalığı sorunları baş göstermeye başladı. Gaziantep Özel ANKA Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Yeliz Karakan, inşaat tozuna bağlı olarak kısa veya uzun vadede solunum yolu hastalıklarıyla karşılaşabileceğini, bölgede bulunanların kronik akciğer hastalıklarının tetiklenebileceğine dikkat çekti.

 

Kahramanmaraş merkezli 11 ilde yıkımlara neden olan 7.7 ve 7.6 büyüklüğündeki depremlerin acısı dinmezken, depremde ağır hasar gören binaların yıkımı devam ediyor. Hasarlı binaların yıkımında çok miktarda toz atmosfere dağılıyor. Bu da sağlık açısından ciddi risk oluşturuyor. Gaziantep Özel ANKA Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Yeliz Karakan inşaat tozuna bağlı olarak kısa veya uzun vadede solunum yolu hastalıklarıyla karşı karşıya kalmanın ciddi risk oluşturabileceğine dikkat çekti.Yıkım olan bölgede bulunanların kronik akciğer hastalıklarının tetiklenebileceğini belirten Dr.Karakan, bu konuda uyarıda bulundu.

 

“Akciğer hastalıklarını tetikleyebilir”

 

Depremin ardından enkaz yığınlarında meydana gelen tozlarda astbest olabileceğini ve bunların çok önemli hastalıklara yol açabileceğini belirten Gaziantep Özel ANKA Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Yeliz Karakan, “Depremin ardından hasarlı binaların yıkımında çok miktarda toz atmosfere dağılıyor. Enkaz çalışanları, birinci derecede bu tozlara maruz kalıyor. Bu tozların içerisinde asbest olabilir ama asbest yoksa bile diğer tehlikeli maddeler var. Bunlar ortama yayılıyor ve hastalıklara yol açıyor Tozların yayılması ile çevre ve halk sağlığı sorunu ortaya çıkıyor. İnşaat tozunun solunması, bazı mantar enfeksiyonlarının akciğerde yerleşmesine neden olabiliyor. Bu nedenle özellikle kronik bronşit, KOAH, astım sorunları olanlar, olabildiğince tozlu ortamlardan uzak durmalı. Çünkü soludukları tozlara bağlı olarak kalıcı mantar enfeksiyonları oluşabilir” dedi.

 

Yıkım alanında çalışan insanlara maskeler verilerek alan içerisindeki tozu solumasının önüne geçilmesi gerektiğini aktaran Dr. Karakan, “Sağlıklı kişilerin de bu tür tozları solumaları bazen duyarlı kişilerde astım atağı veya tıkanmaya neden olabilir. Genelde bu tür tozlara uzun süre maruz kalındığı zaman bunlar akciğerde birikerek meslek hastalığı dediğimiz ‘pnömokonyoz’ gibi hastalıklara neden olabilir. Dikkatli olmak gerekiyor. Yıkım alanında çalışanlar mutlaka toz maskesi takmalı. Maske asbest liflerini solunmasını engeller. Yıkımın olduğu alandaki insanlara da maske dağıtılmalı. Çünkü asbest ciddi sıkıntılara neden olabilir. Asbeste bağlı hastalıklar, akciğer zarında sıvı birikmesi, akciğeri saran zarın kalınlaşması ve kireçlenmesi, akciğer dokusu içerisinde absest liflerinin birikmesi, akciğerleri ve karın boşluğunu saran zarın kanseri (mezotelyoma) ve akciğer kanseridir” diye konuştu. (İHA)

Bizi sosyal medyadan takip edin
xa 1
İlyas Erbay Avatarı
İlyas Erbay tarafından
07 Mayıs, 2026 14:51 tarihinde yayınlandı
0

MÜJDE, ULTRA ZENGİN SAYIMIZ 4208 OLMUŞ !

Türkiye’de gelir dağılımı adaletsizliği, son yıllarda belirgin bir şekilde derinleşmiş durumda. Güncel verilere göre Türkiye, Avrupa’da gelir eşitsizliğinin en yüksek olduğu ülke konumunda. En yüksek gelire sahip %20’lik grup, toplam gelirin yaklaşık %48’ini alırken; en düşük gelire sahip %20’lik kesim toplam gelirden yalnızca %6,4 pay alabilmekte. En zengin %10’luk kesimin geliri, en yoksul %10’luk kesimin gelirinden yaklaşık 15 kat daha fazla. Gelir dağılımı eşitliğini ölçen Gini katsayısı Türkiye’de 0,461 seviyesinde. Avrupa Birliği ortalaması 0,29

ULTRA ZENGİN SAYIMIZ SON 5 YILDA %93.5 ARTMIŞ

İngiliz gayrimenkul danışmanlık şirketi Knight Frank’ın The Wealth Report 2026 verilerine göre Türkiye’de 30 milyon dolar üzeri servete sahip kişi sayısı son 5 yılda %93.5 artmış.2174 ten 4208’e çıkmış. Milyarder sayımızın aynı dönemde 35 ten 46 ya çıkacağı öngörülüyor.
Milyonlarca insan açlık ve yoksulluk mücadele ederken, milyarderlerimizin sayısı hızla artıyor.

GELİR DAĞILIMI ADALETSİZLİĞİNİ ÖNLEME ÇABALARI YETERSİZ

Dünya Bankası verilerine göre Türkiye, gelir eşitsizliği bakımından 130 ülke arasında 28. sırada yer alarak birçok gelişmekte olan ülkeden daha kötü bir tablo sergiliyor. Bu adaletsizlik, orta sınıfın zayıflamasına ve halkın büyük bir kesiminin ( yaklaşık her 10 kişiden 6’sı ) borçlu bir şekilde yaşamını sürdürmesine neden olan sosyoekonomik bir krizin temel taşlarından biridir.

Gelir dağılımdaki adaletsizliği önlemek için devletler tarafından uygulanan en temel yöntem, maliye politikası araçlarını kullanarak geliri piyasada oluştuğu halinden (birincil dağılım) daha adil bir seviyeye (ikincil dağılım) taşımaktır.
Bu adaletsizliği önlemek için kullanılan başlıca stratejiler şunlardır:

– Yüksek gelir gruplarından daha yüksek oranda vergi alınarak, toplanan kaynağın alt gelir gruplarına aktarılmasıdır.

– Düşük gelirliler üzerindeki vergi yükünü azaltmak amacıyla asgari ücretten vergi alınmaması veya temel gıdada vergi indirimleri yapılmasıdır.

– Gelirin ötesinde, birikmiş servet üzerinden alınan vergilerle servet yoğunlaşmasının önlenmesi hedeflenir.

– Yoksulluk sınırı altındaki ailelere yönelik doğrudan nakdi transferler ve sosyal güvenlik ödemeleridir.

– Sağlık, eğitim ve barınma gibi temel hizmetlerin devlet tarafından ücretsiz veya sübvansiyonlu sunulması, alt gelir gruplarının harcamalarını azaltarak dolaylı gelir artışı sağlar.

– Asgari ücretin yaşam standartlarını karşılayacak düzeyde belirlenmesi, Gini katsayısını (eşitsizlik ölçütü) düşüren doğrudan bir araçtır.

– Eğitim ve mesleki eğitim politikalarıyla düşük nitelikli işgücünün verimliliği artırılarak daha yüksek ücret alabilmeleri sağlanır.

– İşsizliğin azaltılması, hanehalkı gelirlerini doğrudan artırarak eşitsizliği azaltan en kritik faktörlerden biridir.

– Vergi kaçakçılığının önlenmesi ve çalışanların sosyal güvenlik şemsiyesi altına alınması gelir dağılımını iyileştirir.

– Eğitim ve sağlığa erişimde adaletin sağlanması, bireylerin ekonomik basamakları tırmanma şansını (sosyal mobilite) artırır.

Bu konularda bir takım çalışmalar olsa da gelir dağılımı adaletsizliğini önlemede son derece yeteresiz.

Ne yazık ki, yoksulla zengin arasındaki makas her geçen gün daha da açılıyor.
24 yılın sonunda geldiğimiz durumun özeti budur.

İlyas Erbay

Bizi sosyal medyadan takip edin