Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi (BEUN), Yükseköğretim Kurulu (YÖK) tarafından açıklanan “EK-46 2023-2025 Yurt İçi” verilerine göre, en yüksek başvuru yapan üniversiteler arasında yer alarak önemli bir başarıya imza attı. BEUN’un bu listede bulunması, üniversitenin uluslararası akademik gücünü, nitelikli insan kaynağına verdiği önemi ve stratejik gelişim vizyonunu bir kez daha ortaya koydu.
Yükseköğretim Kurulu tarafından uygulanan EK-46 maddesinin “EK-46 2023-2025 Yurt İçi” verilerine göre; Orta Doğu Teknik Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi, Marmara Üniversitesi, Ege Üniversitesi, Dokuz Eylül Üniversitesi ve İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi gibi Türkiye’nin köklü yükseköğretim kurumlarının yer aldığı listede BEUN’un da bulunması; üniversitenin bilimsel üretim gücü, araştırma odaklı yaklaşımı ve küresel akademik dinamizmi açısından dikkat çekici bir gösterge oldu.
EK-46 Programı, uluslararası yükseköğretim kurumlarında, Ar-Ge merkezlerinde ve sektörde başarıyla çalışan doktora derecesine sahip araştırmacıların üniversitelerde kısmi zamanlı görev almasına imkân tanıyarak, yükseköğretimde nitelikli insan kaynağı ile güçlü akademik kadroyu buluşturuyor. Günümüzde üniversitelerin ürettiği etkinin, kurumsal kapasitenin ötesinde, akademi, sektör ve uluslararası araştırma ekosistemleriyle kurulan nitelikli ilişkilerle ölçüldüğünü vurgulayan uzmanlar, EK-46 Programı’nın bu ihtiyaçlara doğrudan cevap verdiğini belirtiyor.
Konuya ilişkin açıklamada bulunan BEUN Rektörü Prof. Dr. İsmail Hakkı Özölçer, şu sözleri dile getirdi:
“Üniversitemizin EK-46 Programı’na gösterdiği yüksek ilgi, hem akademik gücümüzün hem de ulusal ve uluslararası iş birliklerindeki vizyonumuzun açık bir göstergesidir. Bu kapsamda tıptan diş hekimliğe, fen bilimlerinden turizm ve sağlık bilimlerine kadar birçok alanda BEUN’a EK-46 kapsamında dahil olan akademisyenler, üniversitemizde uluslararası akademik kültürün ön plana çıkmasına önemli katkılar sağlamaktadır. BEUN olarak, alanında yetkin ve uluslararası deneyime sahip akademisyenlerle öğrencilerimizi buluşturmayı çok önemsiyoruz. Bu tür akademik iş birlikleri sayesinde öğrencilerimiz, farklı kültürel ve bilimsel bakış açılarıyla tanışma fırsatı buluyor; yalnızca teorik bilgiye değil, aynı zamanda araştırma kültürü, klinik tecrübe ve yenilikçi bilim anlayışıyla da yetişiyorlar. Nitekim alanında uluslararası düzeyde tanınırlığı olan akademisyenlerimizle öğrencilerimizi bir araya getirmek, onların hem akademik hem de profesyonel gelişimlerine büyük katkı sağlamaktadır. Bu duygu ve düşüncelerle bu süreçte bizlere her daim destek olan başta Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanımız Sayın Prof. Dr. Erol Özvar olmak üzere, değerli YÖK ailesine şükranlarımı sunuyorum. Üniversitemize katılan kıymetli hocalarımıza sundukları katkılardan dolayı tekrar canı gönülden teşekkür ediyor, sevgili öğrencilerimize üstün başarılar diliyorum. BEUN olarak eğitim ve araştırmada kaliteyi, ulusal ve uluslararası iş birlikleriyle daha da güçlendirmeye kararlılıkla devam edeceğiz.”


BEUN, Uluslararası Akademik Vizyonuyla Türkiye’nin önde gelen üniversiteleri arasında
Gördük işittik söylüyoruz 25 mayıs 2026
Bayramlar bayram ola
Yarın arife Çarşamba Kurban Bayramı.
Bayramlar birlik-beraberlik ve dayanışma ruhunun sevgi ile yoğrularak vücut bulduğu özel günlerdir.
Şimdikiler de pek tat ve heyecan kalmasa bile bizim çocukluğumuzun bayramları bir başka idi.
Günler öncesinden saran alışveriş heyecanı, yastık alına konulan ayakkabı ve giyişiler, sonra kankalar ile kapı-kapı şeker ve harçlık toplama.
Nerede o bayramlar?
Nerede o bayramlarda bizleri gülümseme ile karşılayan gözler?
Nerede o bayramlardaki muhabbet, samimiyet ve gerçek yüzler?
Takvimlerde yine bayramlar var.
Bu hayat cenderesinde tatil günü.
Olsun var ya yine;
Merhum Ozan arif bayram şiirinde;
“Ya Rabbi tadına bütün milletin,
Varacağı bayramlara eriştir
Milletinin yarasını devletin,
Saracağı bayramlara eriştir
Devletin milletin verip el ele
Kimsenin kimseyi etmeden köle,
Zenginin fakirin gönül gönüle
Gireceği bayramlara eriştir.
Fukaranın rezil olduğu değil,
Hastanede rehin kaldığı değil,
Memurların zekat aldığı değil
Vereceği bayramlara eriştir.
Her mübarek bayram gelince böyle,
İşçi köylü mahzun olmasın öyle,
Cebinde harçlığı göğsünü şöyle
Gereceği bayramlara eriştir.”
Diyerek gönlündekini dile getiriyordu.
Yine kelimelerin sultanı gönül adamı, “Sarı saçları deli gönüle bağlatan”, “Lambada titreyen alevi üşüten” şair Abdurrahim Karakoç da ;
“Ana, bu bayram mı? . Aman çok ayıp
Çocukken gördüğüm bayramlar hani?
Mübarek elleri öpüp, koklayıp
Yüzüme sürdüğüm bayramlar hani?
Hani ya o özlem, hani ya o tad?
Ne dışım kaygusuz, ne içim rahat
Haftalar öncesi her gün, her saat
Babamdan sorduğum bayramlar hani?
Nur yağan geceler, gündüzler nerde?
Neşe paylaştığım öksüzler nerde?
Dost yollar, dost evler, dost yüzler nerde?
Huzura erdiğim bayramlar hani?
Kar çiçeğim solmuş kar yatağında
Can verir ırmağın dar yatağında
Arife gecesi yer yatağında
Üstüme serdiğim bayramlar hani?
Bayram demek takvimdeki yazı mı?
Bayram hasret, bayram ağrı, sızı mı?
Açıp yüreğimi, yumup gözümü
Özüne girdiğim bayramlar hani?
Bayram af günüdür, barış günüdür
Bayramlar rahmete giriş günüdür
Bayram, Hak menzile varış günüdür
Gönlümü verdiğim bayramlar hani?”
Diye yaşadığı bayramların akıbetini soruyordu.
Olsun yine bayramlar var.
Bayramlar bayram olsun.
Kutlu olsun, mübarek olsun.
İstenince oluyormuş demek ki
Yenice eski devlet hastanesi arası satışından sarfı nazar edildi.
Hazine ve Maliye Bakanlığı aralarında Yenice’nin de bulunduğu bazı hazine arsalarının satışına karar verdi ve satış tarihi ilan etti.
Yenice sivil toplum kuruluşları ve halkı bu karar üzerine itiraz sesler yükseltti.
Birlik içerisinde geçekleşen bu itirazlar duyuldu ve karar şimdilik geri çekildi.
Uğraş verenler sağ olsunlar.
Akıl hırsların önünde olduğu müddetçe yanlışlar düzeltilir.
İnat ve ısrar toplumla gerginlik yaratır.
Bu hadise istenirse olabiliyormuş demek ki?
8 Kasım birlikteliği geldi aklımıza nedense?
Bu ruhlar yaşamalı, yaşatılmalı.
Büyüklere masallar ve gerçekler
Terör örgütü ile “süreç ” tartışmaları Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 22 Ekim’de yaptığı açıklamada, Öcalan’ın Meclis’e gelerek, PKK’nin lağvedildiğini açıklamasını önermesiyle başladı.
Daha önce 2013-2015 tarihleri arasında denenmiş, iş hendek çatışmalarına kadar gitmişti.
2013-2015 tarihleri arasındaki süreci ihanet süreci diye adlandıran MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin şimdiki iştahını anlamak mümkün değil.
Türk Milletinin evlatlarına kuşun sıktırmış, bombalarla parçalatmış, pusular ile toprağa düşürtmüş, çoluk çocuk demeden katlettirmiş ve bu suçlarının karşılığında TCK hükümlerine göre vatana ihanetten ömür boyu hapis cezasına (İdam kaldırıldığı için) çarptırılmış bir müsvedde için milliyetçi bir partinin genel başkanının yaklaşımı terörü önlemeyi istemekten öte bir şeydir.
Bahçeli koltuğunda oturduğu MHP’nin banisi Alpaslan Türkeş’in ve partinin tabanını oluşturan ülkücülerin bu cani ve örgütü hakkındaki görüşlerini bilmiyor olamaz.
Öyle ise burada başka bir şey var diye kafa patlatırken, bu vatan hainleri gibi, 15 Temmuz hainlerinin şehit ettirdiği Muhsin Başkan ve yaşadığı bir hadise geldi aklımıza.
“Büyük Birlik Partisi (BBP) merhum lideri Muhsin Yazıcıoğlu‘nun kendisinden yardım isteyen bir vatandaş için Ahmet Türk‘e verdiği ayar hala hafızalardaki yerini koruyor.
İşte tüyleri diken diken eden o olay
Tunceli‘de terör örgütü PKK tarafından kaçırılan gencin babasına, “oğlunu bulursa Muhsin Başkan bulur” telkini verilir. Büyük Birlik Partisi Genel Merkezi’ne gelen acılı baba Muhsin Yazıcıoğlu’na oğlunun “terör örgütü tarafından kaçırıldığını” söyleyip yardım ister. Yazıcıoğlu babaya oğlunun bulunacağına dair söz verir.
“Kameraları kapatın”
Yazıcıoğlu görüşmenin ardından Meclis’te koruma amirlerine 5 dakika kameraları kapatın talimatı verir ve o zamanki adıyla HADEP’in Meclis odasının kapısında korumalarının yanında Ahmet Türk’e elinde kaçırılan gencin ismi yazılı notu uzatır ve Türk’e, “Bir kaç saat içinde bu genç teslim edilmez ise Ahmet Bey seni alırım” ifadelerini kullanır.
Olayın üzerinden bir saat geçmeden Muhsin Yazıcıoğlu, Meclis lokantasında yemek yediği esnada Tunceli valisinden telefon gelir. Vali, “Başkan genci teslim ettiler” der.
Ona bak bir de buna.
Birisi masal diğeri gerçek.
Bilmek, yine bilmek
AKP Genel Sekreter Yardımcısı ve Karabük Milletvekili Cem Şahin,
“Parti içerisinde “eski” kavramının olmadığını, milletvekilinden il başkanına, ilçe başkanından belediye başkanına, mahalle başkanına kadar görev yapmış herkesin aynı davanın mensubu olduğunu, parti’nin büyük bir aile olduğunu, davada ayrılık değil birlik, kırgınlık değil, kardeşlik bulunduğunu, görevlerin değişebileceğini ama dava bilinci ve vefa duygusu değişmeyeceğini parti’de sadece bayrak yarışı olabileceğini.” Söylemiş.
İlk bakışta parti içerisine yönelik toplumcu bir mesaj.
Cem Şahin’in gönlünden belki böyle geçiyor ve böle olmasını istiyor.
Bilmemesi mümkün değil.
Bilmiyor, kendisine söylenmedi ise siyaset yapması zor.
Şahin bu sözleri söylerken salonda oturanların birçoğu “Ben varken neden o?” diyerek partilerini ve arkadaşlarını satmış adamlar.
İtiraz edebilirlerse isim-isim sayarız.
Cem Şahin genç ve gelecek vaat eden, alışılagelmiş siyasetçi profilinden uzak, dinleyen, ilgilenen bir siyasetçi.
Genel Sekreter Yardımcısı olarak bunları söylemesi normal.
Ama biliyordur mutlaka kim, kim?
Babasına yalakalık yapıp, kendi arkasından da dönme dolaba binenleri bilmemesi mümkün mü canım?
Afet deyi geçmemek lazım
Metrekareye bilmem ne kadar yağış düştü ondan oldu.
Bilmem kaç yılda bir olur.
Doğrudur.
Yağması da, yağmamasıda mesele.
Güzel güzel bulvarlarımız oldu afilli mi afilli.
Altyapı düşünüldü mü?
Bilmiyoruz.
Eskilerinden tutun yenilerine kadar çoğu yer patladı.
Demek ki sadece makyaj yetmiyormuş.
En kötü senaryoya hazırlıklı olmak gerekiyormuş.
Karayolları bulvarları, belediye kendi yollarını gözden geçirmeli alt yapı noktasında.
Allah’tan can kaybı yok.
Sadece yarım saatlik yağış.
Afet bu kırk yılda bir oluyor deyip geçmemek lazım.
Tedbir alıp takdire bırakmak gerekir.
Öyle değil mi?


